11.01.2026 - 00:00 | Son Güncellenme:
Didem Seymen - Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Verem genetik değil, bulaşıcı bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ)göre tüberküloz, küresel ölçekte hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri, aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli (latent) tüberküloz enfeksiyonu taşımaktadır. Bu nedenle hastalığı doğru tanımak büyük önem taşır” dedi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, verem hastalığı ile ilgili çarpıcı bilgiler verdi…
Erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen tüberkülozun, geç başvuru ve yanlış bilgiler nedeniyle toplum açısından risk oluşturmaya devam ettiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, hastalığın mycobacterium tuberculosis adlı bakteriyle oluştuğunu ve solunum yoluyla bulaştığını söyledi, “Hastaların öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında ortaya çıkan damlacıklar yoluyla havaya yayılan mikroplar solunduğunda sağlıklı bireyler enfekte olabilir. Ancak enfekte olan her kişide hastalık gelişmez. Mikrop vücutta yıllarca uyur halde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde aktif hale gelebilir. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem, enfeksiyondan sonraki ilk iki yıldır” diye konuştu.
Önce aile içinde bulaşır
Hastalığın bulaşma açısından en riskli grubunun, verem hastasıyla uzun süre aynı ortamı paylaşan kişiler olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları başta gelir. Tüberküloz; kaşık, çatal, bardak, giysi ya da çarşafla bulaşmaz. Ancak mikrop, güneş görmeyen ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Bu nedenle kalabalık ve kapalı mekânlar bulaşma açısından daha risklidir” dedi.
Tüberkülozun en sık toplumun en üretken yaş grubundaki yetişkinleri etkilediğini belirten Karşı, tüm yaş gruplarının risk altında olduğunu da vurguladı. DSÖ’nün 2024 verilerine göre vakaların ve ölümlerin yüzde 80’inden fazlasının düşük ve orta gelirli ülkelerde görüldüğünü ifade eden Karşı, yeni vakaların yüzde 87’sinin tüberküloz yükü yüksek 30 ülkede toplandığını söyledi. Küresel yükün önemli bir bölümünün Hindistan, Endonezya, Filipinler, Çin ve Pakistan’da yoğunlaştığını kaydetti.

Sadece sağlık değil, ekonomik bir yük
Tüberkülozun yalnızca bir halk sağlığı sorunu olmadığını, aynı zamanda ciddi bir sosyal ve ekonomik yük oluşturduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Küresel ölçekte tüberküloz tedavisi gören hastaların ve ailelerinin yaklaşık yarısı, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan maliyetlerle karşı karşıya kalıyor. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hastalık riski daha yüksektir. Yetersiz beslenme, diyabet, sigara, alkol kullanımı ve HIV enfeksiyonu tüberkülozla yakından ilişkilidir” dedi.
Hastalığın en sık akciğerleri tuttuğunu belirten Karşı, belirtilerin çoğunlukla solunum sistemine ait olduğunu vurguladı. “2–3 haftadan uzun süren ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam, balgamda kan, ateş, gece terlemesi, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı ile göğüs ve sırt ağrısı en sık görülen belirtilerdir. Belirtiler genellikle hafif başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle hastalar çoğu zaman doktora geç başvurur. Oysa üç haftayı geçen öksürük mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde ya da verem savaşı dispanserinde değerlendirilmelidir” dedi.
Tanıda kesinlik, tedavide disiplin
Tüberküloz tanısının balgamda verem mikrobunun görülmesiyle konulduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, akciğer filmi ve klinik bulguların şüphe uyandırdığını ancak kesin tanı için mikrobiyolojik incelemenin şart olduğunu söyledi.
Tedavide ilaçların düzensiz kullanılmasının mikrobun ilaca direnç kazanmasına ve tedavi süresinin 18–24 aya kadar uzamasına neden olabildiğini vurgulayan Karşı, en etkili yöntemin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu ifade etti. “DSÖ, her doz ilacın sağlık çalışanı ya da eğitilmiş bir kişi gözetiminde alınmasını öneriyor. Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülüyor. Tüberküloz ilaçları Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz sağlanıyor ve takip Verem Savaşı dispanserleri aracılığıyla yapılıyor” dedi.
Türk Toraks Derneği’nin BCG aşısının erişkinlerde hastalığı tamamen önlemese de çocuklarda ağır ve ölümcül formlara karşı koruyucu olduğu uyarısını hatırlatan Karşı, temaslı kişilerin mutlaka muayene edilmesi gerektiğini vurguladı. “Risk taşıyan ancak hasta olmayan kişilere uygulanan koruyucu tedavi, düzenli kullanıldığında hastalık gelişme riskini yüzde 90’a kadar azaltır. Özellikle çocuklar için hayati önemdedir” diye konuştu.