Geri Dön
Milliyet Enerjiİklim kriziyle mücadelede rekabet ve dönüşüm fırsatı

İklim kriziyle mücadelede rekabet ve dönüşüm fırsatı

İklim kriziyle mücadelede REKABET VE DÖNÜŞÜM FIRSATIİklim eylemleri ve temiz enerji rekabeti, bugün küresel liderlik yarışının bir parçası haline geldi. Sıfır karbon hedefi, artık sadece gezegeni kurtarmak için değil, ülkelerin dönüşüme ayak uydurmak ve küresel ekonomik dinamiklerin dışında kalmamak için de bir fırsat durumunda.

İklim kriziyle mücadelede rekabet ve dönüşüm fırsatı

İklim değişikliği tartışmaları son on yıldır, “var mı yok mu” noktasından, “büyük bir felaketin eşiğindeyiz” noktasına geldi. Küresel çapta ekonomik ve siyasi alanda iklim kriziyle ilgili bir paradigma değişikliği söz konusu ve artık bugünü kurtarmaktan ziyade gelecek nesillere yaşayabilecekleri bir gezegen bırakmak için hala bir fırsatımız var. Dünya çapında iklim değişikliği kaynaklı seller, okyanusların yükselmesi gibi ekolojik felaketler, hava kirliliği, gıda ve su sıkıntısı gibi pek çok olumsuz etkiyi bugün yaşıyoruz. Bu tartışmanın neresinde yer alırsak alalım, bugün dünyanın lider ülkeleri, insan faaliyetleri kaynaklı küresel ısınmayı bilimsel bir gerçek olarak ele alıyor ve bu konuda somut adımlar atılmaya başlandı. Emisyon artış hızı bugünkü gibi devam ederse ortalama küresel sıcaklık, bu yüzyılın ikinci yarısında sanayi dönemi öncesi seviyenin 3°C üzerine çıkacak. Hükümetler, Paris İklim Anlaşması kapsamındaki emisyon azaltım taahhütlerini yerine getirir ancak bunun ötesine geçemezlerse, sıcaklıkların artış hızında bir nebze azalma görülecek. Fakat yine de 2100 yılı dolaylarında sanayi dönemi öncesine göre sıcaklık artışı 3°C’yi aşabilir. Sanayileşme öncesinden bugüne kadar dünyanın yaklaşık 1°C ısındığını ve bugün yaşadığımız etkilerin sadece 1°C nedeniyle meydana geldiğini de hatırlatmakta fayda var. 

ABD’nin iddialı iklim çıkışı 

Sanayileşmeden beri bilim adamlarının liderliğinde ve aktivizmin etkisinde gelişen belki de ilk dönüşüm gerçekleşiyor. 2015 yılında ilk defa küresel ortak bir çabanın göstergesi olma başarısına ulaşan Paris İklim Anlaşması’yla somut bir çerçeveye oturan ve gezegenin ısınmasını 2100 yılına kadar mümkünse 2 derece, ancak mutlaka 1,5 derecenin altında tutma hedefi, dünya çapında hükümetlerin siyasi ve ekonomi politikalarının bir parçası haline geldi. Trump döneminde Paris İklim Anlaşması’ndan ayrılan ABD, Joe Biden’ın Başkanlık koltuğuna oturmasıyla tekrar anlaşmaya dahil oldu. Hatta 40’tan fazla ülke lideriyle birlikte İklim Değişikliği Zirvesi düzenleyerek uluslararası iklim politikalarında liderliğe soyundu. Gezegeni en çok kirleten ikinci ülke durumundaki ABD’nin, 1,5°C derece ısınma hedefini tutturması için emisyon salımını, 2005 yılı seviyelerine kıyasla yüzde 57 ila 63 oranlarında azaltması gerektiği belirtiliyor. Washington, 2030 yılına kadar 1,5 ila 2,4 giga ton karbondioksit salınımının önüne geçmeyi taahhüt ediyor. Kimi uzmanlara göre bu hedefi gerçekleştirebilirse, ABD 2030 yılına kadar atmosfere yaydığı emisyonları AB’den daha hızlı bir şekilde azaltabilecek. ABD’nin iklim kriziyle mücadele yönteminin somut detayları ve gerekli yasal altyapı üzerinde hala çalışılıyor olsa da Biden yönetiminin gezegeni kurtarma operasyonu elektrik sektöründen başlayacak gibi görünüyor. Biden, temiz enerji ve temiz endüstrilerin geliştirilmesi için yenilikçi bir altyapı sektörüne yönelik çok büyük ölçekli bir yatırım programı öneriyor. ABD’nin üzerinde çalıştığı program, sıfır karbon dönüşümü için kamu ve özel finansmanları harekete geçirmeyi, iklim etkisiyle mücadele etmeye çalışan daha kırılgan ülkelere yardım etmeyi ve emisyonların azaltılmasına yardımcı olacak dönüşüm teknolojilerini teşvik etmeyi içeriyor. 

İklim mücadelesinde AB’nin liderliği 

Avrupa Birliği tarafında ise, iklim değişikliğine karşı mücadelede uluslararası kamuoyuna liderlik etme misyonu, uzun süredir ilk defa Birlik üyelerinin bir politikanın arkasında ortak bir duruş sergilediklerini gösterebilme imkanını yarattı. Bir başka deyişle, her türlü itiraza veya anlaşmazlığa rağmen, AB’nin iklim değişikliği mücadelesinin, üye devletlerin Birliğe bağlılığını pekiştiren psikolojik bir dalga yarattığını da söyleyebiliriz. AB, iklim politikalarını, teori odaklı, bir yandan yasal mevzuat ve ekonomik yükümlükleri de hesaba katan, daha bütünsel bir yaklaşımla yürütüyor. Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB üyeleri, karbon emisyonlarının, 2030 yılına kadar 1990 yılı seviyelerine göre "en azından" yüzde 55 düşürülmesi hedefi konusunda anlaşma sağladı. İklim Kanunu ile AB’nin Yeşil Mutabakatı ve 2050 yılında iklim nötr olma hedefleri yasal bağlayıcı hale geldi. Üstelik, önümüzdeki 30 yıl boyunca AB’nin İklim Kanunu ve beraberinde zorunlu kıldığı dönüşüm sadece Birlik üyelerini değil, üçüncü ülkeleri de doğrudan etkileyecek mekanizmalara sahip olacak. Uluslararası ticarette, yatırım ve finansman desteklerinin verileceği alanlarda dönüşümü zorunlu kılacak. Dolayısıyla temiz enerji ve sıfır karbon stratejisinin, artık sınır ötesi ilişkiler için de belirleyici bir hal aldığını söyleyebiliriz. Örneğin 2023 yılında uygulamaya geçecek olan sınırda karbon vergisi bu amaca hizmet edecek. Yanı sıra AB döngüsel ekonomi eylem planı hazırladı ve bunun üzerinde çalışıyor. AB ekonomisinin modernize edilerek, hem yerel hem de küresel çapta “sürdürülebilir ürünler”e dayalı ortak bir ekonomik metodoloji ve ilkeleri baz alıyor. Benzer şekilde Danimarka’nın liderlik ettiği 11 AB üyesi ülke, Birliğin sınır aşırı enerji projeleri kapsamındaki fosil yakıtları finanse etmesini durdurması çağrısında bulundu ve bu öneri AB içinde şu an değerlendiriliyor.

Öte yandan İngiltere, küresel iklim eyleminde liderlik yarışına ABD ve AB’den daha iddialı bir çıkışla katıldı. İngiltere, 2030 yılında emisyonları yüzde 68, 2035’te ise yüzde 78 düşürme hedefini içeren “10 Nokta Planı”nı açıkladı. Söz konusu planda 2050 yılı itibarıyla karbonnötr bir ekonomiye ulaşmak amacıyla 12 milyar sterlin yatırım taahhüdünde bulundu.

Asya’nın ekonomik devi Çin’in ise 2060 yılına kadar sıfır emisyon hedefine ulaşacağını açıklaması uluslararası kamuoyunda şüpheyle karşılansa da, reel politik açıdan bakıldığında Çin’in böylesi uluslararası bir dalganın ve “yeni jeopolitik önceliklerin” dışında kalması beklenemezdi. Çin, atmosfere yaydığı karbon emisyonlarını 2060 yılında sıfıra indirmeyi hedefliyor. Ekolojik medeniyeti önceliklendiren Çin, altyapı, enerji, ulaştırma, finans başta olmak üzere geniş bir alanda yeşil eylem planı uygulayacağını açıkladı. Çin aşamalı olarak mevcut hedeflerini detaylandıracağını ve özellikle kömür endüstrisine yönelik sıkı bir mevzuat uygulayacağını vurguluyor. Uzmanlarsa başta kömür endüstrisi sebebiyle, dünyanın en büyük emisyon yayan ülkesinin daha iddialı bir planı devreye alması gerektiğini savunuyor.

Enerjide jeopolitik kayma

Dönüşüm hareketinin en büyük parçası elbette enerji sektörü. Gezegene salınan karbondioksidin yüzde 70’ten fazlasının enerji sektörü kaynaklı olduğu ve enerjinin ülke ekonomileri üzerindeki baskın etkisi dikkate alındığında, enerjideki dönüşüm stratejilerinin sıfır karbon hedefi için öncelikli olduğu açık.

Bugüne kadar “enerji jeopolitiği”nde petrol ve gazın etrafında şekillenen bir yaklaşım vardı. Pek çok uluslararası ve bölgesel çatışmanın arkasında petrol ve gaz yatar, ittifaklar fosil yakıtlar etrafında şekillendirirdi. Ancak yeni “temiz enerji” dünyası, yepyeni bir jeopolitik alan açıyor, burada temiz enerji jeopolitiğinin kazananı ve kaybedeni, ithalatçı ve ihracatçı ülkeleri de farklı olacak. Bu açıdan iklim politikaları, büyük olasılıkla küresel düzeyde yeni bir jeopolitik kaymayı da beraberinde getirecek. Büyük resme baktığımızda, uzun dönemde fosil yakıtlar için devran dönebilir. Bugüne kadar petrol ve gaz zengini Körfez ve Ortadoğu bölgesindeki ülkelerle Rusya’nın “temiz enerji” jeopolitiğinde de aynı gücü koruyup koruyamayacaklarını iklim eylemleri belirleyecek. Tam da bu yüzden, iklim eylemleri veya temiz enerji yarışının bir anlamda küresel liderlik rekabetinin bir parçası olduğunu da unutmamak gerekir. Üstelik, küresel ticari alanda iklim mücadelesindeki yarışa dünyanın en büyük petrol ve gaz şirketlerinin ve pek çok varlık yönetimi şirketi ile yatırımcının da dahil olmaya başladığını belirtmekte fayda var.

2020’de en çok yenilenebilir büyüdü 

Pandemi döneminde temiz enerji kaynaklarının, istikrar ve büyümede fosil yakıtlara fark atması, yatırımcılar ve karar alıcılar için temiz enerjinin itibarını ve güvenilirliğini güçlendiren bir gelişme oldu. 2020 yılı boyunca AB içinde 200 gigavat’lık yeni yenilenebilir enerji kaynağı devreye alınırken, enerji sektörünün kalanı küçüldü. Pandeminin tetiklediği ekonomik yavaşlamanın da etkisiyle, Uluslararası Enerji Ajansı (IAE) raporları, her ne kadar şu an yükselme trendini yakalasa da, 2019 yılına kıyaslandığında, petrol talebinde yüzde 9’a yakın, kömür talebinde ise yüzde 5 düşüş yaşandığını gösteriyor. IAE, yakın zamanda güneş ve rüzgar enerjisinde çok büyük artışın ardından yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminde kömürün liderliğini devireceğini belirtiyor. Enerji sistemlerini fosil yakıtlardan arındırma sürecinde elektrik endüstrisinin temiz kaynaklarla dönüşümü öncelikli model olarak ön plana çıkıyor. Bunun en önemli sebebi, rüzgar ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının, ısınmadan pek çok sanayi sektörüne kadar en çok elektrik üretiminde faydalanılıyor olması. Dolayısıyla elektriğin doğal gazın yerini alması durumunda, daha hızlı bir şekilde temiz enerjiye geçişin gerçekleştirilebileceği öne sürülüyor. 

Dönüşümde ilk adım elektrik sektörü 

IAE’ye göre yenilenebilirden elektrik üretiminin payının küresel düzeyde yüzde 50’lere çıkması gezegenin ısınmasını engelleme yolunda önemi bir başarı olabilir. Bu noktada, elektrikli araçların küresel çapta kabul gördüğü ve önde gelen otomobil markalarının elektrikli araçlar konusunda attığı adımlar gerçekten çarpıcı. Fosil yakıtlardan “yeşil elektriğe” geçişin, dönüşüme hız kazandıracak bir model olduğu konusunda uzmanlar neredeyse hemfikir. Bu konuda özellikle Norveç, Fransa gibi ülkelerin önemli bir başarısı söz konusu ve ABD’nin de bu modelin rotasında ilerlediği görülüyor. 

Doğal gazın, enerji dönüşümünde yeni teknolojik gelişimlere açık olması ve temiz ya da yeşil gaz alternatifleriyle hala kullanılabilir ve dönüşümde rol oynayabilecek kapasitede olduğu vurgulanıyor. Özellikle AB’nin doğal gazı iklim mücadelesinde nereye oturtacağı çok tartışıldı ve doğal gazı bir geçiş yakıtı olarak nitelendirme eğilimi var. Doğal gazı düşük karbonlu bir kaynak olarak kullanabilme fırsatları arayışı içinde hidrojen, biometan ve diğer opsiyonlar da şu an AB’nin öncelikli gündem konuları arasında. Ancak özellikle ABD’nin çok yüksek düzeyde atmosfere saldığı metan emisyonları konusunda ne yapacağı henüz belirsizliğini koruyor. İklim krizine karşı “bütünsel” yaklaşımın hayati olduğundan hareketle, yenilenebilir her ne kadar dönüşümün önemli bir parçası olsa da sadece elektrik tedarikinde kullanımı gezegenin ısınmasını 1.5°C altında tutmaya yetmeyecek görünüyor ve bu durum enerji dönüşümünün bir ayağını eksik bırakıyor. Demir-çelik, havacılık gibi emisyon salımında lider sektörlerde yeterli düzeyde temiz enerji teknolojileri bugün için kullanılamadığından henüz bu alanlarda karbon miktarını düşürebilmiş değiliz. Dünya Çelik Birliği’ne göre sadece çelik sektörü küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 7 ile 9 arasındaki bölümünden sorumlu. Öte yandan çelik ile yenilenebilir enerji endüstrileri arasında simbiyotik bir ilişki var. Rüzgar türbini, elektrikli araçlar gibi pek çok temiz enerji altyapısının geliştirilmesinde çelik endüstrisi önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla temiz ile karbon yoğun endüstriler arasındaki bu simbiyotik ilişkinin kırılabilmesi ve temiz kaynaklardan temiz enerji endüstrisi önemli bir gereklilik. Öte yandan güneş enerjisi, yenilenebilir enerjinin göz bebeği durumunda. Gerek teknolojik geliştirmeler gerekse düşük maliyetler bakımından güneş enerjisi yenilenebilir enerji içinde tercih edilen bir kaynak ve tüm dünyada çok hızlı büyüyor. IAE’ye göre, güneş, kömürün küresel elektrik piyasalarındaki tacını aldı ve artık “yeni kral” güneş. Bununla birlikte güneş enerjisiyle dünyanın en büyük karbon yayan ülkelerinden Çin arasındaki ilişki de oldukça ilgi çekici ve simbiyotik. Bugün Çin temiz enerji teknolojilerinde öncü durumda ve küresel çapta tüm solar fotovoltaik panellerin yüzde 70’ini üretiyor. Bu noktada tekrar “bütünsel” bir dönüşüm ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Peki ya serbest piyasa kuralları?

Bugüne kadar özellikle enerji sektöründe serbest piyasa mekanizmalarına olan destek, iklim kriziyle mücadelede devlet politikalarının tekrar koltuğa oturmasına müsaade ediyor ve hatta teşvik ediyor. Dolayısıyla yeni dönemde yatırımcıları teşvik eden fakat serbest piyasada belirleyici olmayan melez bir sistemin sinyallerini görmeye başlayabiliriz. Tüm dünyada iklim kriziyle mücadeledeki yol haritası genel hatlarıyla oluşmuş durumda. Temiz enerji teknolojilerinden daha fazla faydalanma ve daha ileri teknolojilerin geliştirilmesi öncelikli bir zorunluluk olarak duruyor. Bununla birlikte, hidrojen, karbon yakalama mekanizmaları, nükleer enerji ve enerji verimliliği gibi alanlarda da tümden bir yaklaşım gerekliliği iklim kriziyle mücadelenin vazgeçilmez adımları. İklim değişikliği politikalarında hangi model veya hangi sistem uygulanırsa uygulansın, başarıya ulaşmak için verilen sözlerin uygulamaya geçmesi kritik. Daha önemlisi dönüşüm için hem mevcut teknolojilerin geniş çapta kullanılması hem de yeni teknoloji ve altyapının da hızla geliştirilmesi hayati öneme sahip. Dolayısıyla 2050 yılında sıfır karbon seviyesine ulaşmak için henüz keşfedilmemiş yeni teknolojilere de bel bağlamış durumda olduğumuz söylenebilir. Öte yandan sıfır karbon, artık sadece gezegeni kurtarmak için değil, ülkelerin dönüşüme ayak uydurmak ve küresel ekonomik dinamiklerin dışında kalmamak için de bir fırsat durumunda. Gelişmiş ekonomilerin liderliğiyle emisyonları azaltma hedefine ulaşmak için gelişmekte olan ekonomilerin de iklim eylemlerini aynı hızda benimsenmesi bekleniyor. Ancak bunun için Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin büyümesine engel olmadan emisyonları düşürmesi de oldukça güç.

Paris Anlaşması’nı imzalamasına rağmen dünyayı en fazla kirleten ülkeler kategorisinde değerlendirilmesi, finansman desteklerinden yararlanamama veya ülkenin ekonomik büyümesinde engel olabileceği gibi nedenlerle Anlaşma’yı onaylamayan Türkiye için durum net, fakat bir o kadar da karmaşık. Bir yandan en önemli ticari ortağı AB ile ekonomik ilişkilerini Yeşil Mutabakat’a hızlı bir şekilde uyumlu hale getirme zorunluluğu, diğer yandan ülke ekonomisini güçlü tutma ve enerjideki dönüşümünün fırsatlarını kaçırmama çabası söz konusu. Ankara’da iklim eylem planı konusunda çalışmaların hız kazandığını görüyoruz. Enerji dönüşümüne elektrikle başlama modeli Türkiye’nin iklim eylemlerinin çok önemli bir parçası olabilir, çünkü elimizdeki en büyük koz yenilenebilir enerji. Toplam kurulu güçte 100 bin megavat sınırına yaklaştık ve kurulu gücümüzün yarısından fazlası yenilenebilir enerji kaynaklı. Yenilenebilir enerjiden elektrik üretimimiz son 3 yıldır yüzde 40'ın üzerinde ve bu oran dönüşüm yolunda oldukça ümit verici. Türk sanayicileri de temiz enerji dönüşümüne hazırlanıyor. Öte yandan AB başta olmak üzere uluslararası kamuoyu, bir sonraki iklim değişikliği konferansı olan Glasgow’daki COP26’ya kadar, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamasını bekliyor.

Ankara’dan gelen haberlerde ise, Anlaşmayı COP26 öncesinde onaylama ihtimalinin yanı sıra, Türkiye’nin COP26’yı, statüsünün yeniden belirlenmesi ve sorumluluk paylaşımında daha adil davranılması için bir müzakere fırsatı olarak değerlendirebileceği de vurgulanıyor.

İklim politikalarında liderlik yarışı

İklim politikaları küresel rekabetin bir parçası oldu ve bugün düşük veya sıfır karbon politikaları kaçınılmaz bir dönüşümün gerekliliği durumunda. Büyük dönüşüm olarak adlandırabileceğimiz bu süreçte, yöntemler, hedefler ve atılan adımların başarısı elbette bir yandan tartışılıyor ve özellikle karbon azaltım mekanizmaları hakkında ciddi eleştiriler bulunuyor. Ancak bu dönüşüm hareketinin nihai hedefi, yeni iş imkanları, yeni finansal araçlar ve yeni yatırım alanları ile yeni bir ekonomik modele geçişi de beraberinde getiriyor. Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünde somut adımlar atmaya başlaması, bu yarışta yerini alması ve yeni fırsatlardan yararlanmak için her alanda yapısal ve altyapı düzenlemeleri gerçekleştirmede geç kalmaması çok önemli. Yenilenebilir enerjide kat ettiğimiz mesafeyi, teknoloji, sanayi, tarım başta olmak üzere her alanda görmeyi bekleyen bir yeni nesil ve geleceğe karşı çok büyük sorumluluğumuzun olduğunu unutmamakta fayda var.

Kritik 4 isim aranıyor! Defalarca fotoğrafını öptü
Haberler peş peşe geldi! Şu an sadece 59 tane var
Osman Sınav'dan çok konuşulacak bir dizi
KKTC Cumhurbaşkanı Milliyet’e konuştu: Rumlar için kötü haber
Sosyal medyayı salladı! Nişan yüzüğüyle ilgili gerçeği öğrenince...
Şafak Mahmutyazıcıoğlu'nun cenazesinde dikkat çeken kare! Eski eşine böyle veda etti
Özel şoför kameraların önüne geçti! Evin anahtarı Hadise'de
10 milyon TL'lik operasyon! Kazalı araçları bulup...
Transferi açıkladı: Sezon sonunda Uğurcan Çakır vedalaşacak
Hayat veren buluş! Türkiye'nin kaderini değiştirecek
Kritik eşik aşıldı! Ekonomide iyimser tablo
Giysi dağı! Tam 39 ton çölü bu hale getirdi
Başkan açıkladı: Transfer için Fenerbahçe ile anlaştık
Serenay'dan 'aşk' çıkışı! Umut Evirgen'in ailesi istemedi mi?
Dünyanın en büyük teknoloji yarışmalarına sen de katıl!