Geri Dön

Borçlu yaşama seçeneği de sunuluyor

Borçlu yaşama seçeneği de sunuluyor





Biz yıllarca sandık ki, 'gurur ' fakire 'kibir' zengine yakışır. Sanılanla gerçek her zaman birbirini tutmuyor işte... 'Hani zengin ve gururlu bir patron vardı ya...' şablonu anlaşılan daha doğru. BDDK Başkanı Engin Akçakoca'nın içine de bu 'şablon tipten' fenalık gelmiş olacak ki, geçtiğimiz hafta 'patladı.' Gururları nedeniyle birleşmeye yanaşmayan zor durumdaki banka patronlarından yakındı. Fazla ayrıntıya girmedi. Oysa, insan merak ediyor. Acaba pazarlıklar sırasında beriki ötekine ne diyor: 'N'olamaz, benim adım ikinci sıraya yazılamaz mı?' Yoksa büsbütün küsüp ağızlarını bile açmadan, 'his'mi yapıyorlar, bilemiyoruz.
Ama bu kez iş ciddi görünüyor. Koskoca BDDK Başkanı bile 'duyguları' gazete manşetlerine taşıyınca, bir durup düşünmek lazım? Neyi mi? Örneğin neden bizim banka ya da şirketlerimizin kapısındaki tabelalarda "....'den beri" yazmaz. Tamam Cumhuriyetimiz sadece 80 yaşında ama 80'den vazgeçtik yaşı 75, 'hadi bu da çok oldu' diyelim yaşı 50'lerde gezinen şirketlerin sayısı bile çok az.
Yani, Türkiye'de gururları nedeniyle şirketlerini başkalarına satmayı, ya da başka gruplarla birleşmeyi 'zulüm' görüp, bunun yerine 'şirketlerini öldürmeyi' tercih edenler çoğunlukta görünüyor. Pek çok şirket, gurur ya da patronlarının 'duygusal yönetimleri' nedeniyle tarihe karışıp duruyor. Örneğin, 'Hilekârlık, ahmaklık, gurur, eşekliktir' sözünü eden Hacı Ömer Sabancı'nın kurduğu Sabancı Grubu 21. yüzyılda yolculuğunu sürdürürken, yine Adana'dan çıkan Güney Sanayi parçalanıp gidiyor.

İş intiharları ya da birinci gurur dönemi
Neyse ki, şimdilerde işadamları gururları nedeniyle kendilerini değil, şirketlerini öldürmeyi tercih ediyor. Bir zamanlar işadamları zor durumda kaldıklarında, iflas ettiklerinde şirketleriyle birlikte 'ölüme yatarlardı'. Yönetim danışmanı Ulaş Bıçakçı bu dönemi 'birinci gurur dönemi' olarak nitelendiriyor. Özellikle 1940 - 1950 ve 1960'lı yıllara gazetelerde 'iflas eden işadamlarının intiharları' sıradan haberler arasına girmişti. İflas edenler arasında çok popüler olmuş işadamları da vardı. O yıllar iflas son derece 'yüz kızartıcı' görülürdü. Bıçakcı, 'Sanayi çağında patron fabrikatördü ve tek idi. Fabrika kapansa veya batsa patron, gururuna yediremeyip intihar bile ederdi. Burada klasik anlamında gururdan bahsedilebilir' diyor. Yani ona göre o dönemdeki işadamı gururu fakir gencin gururuna yakın bir şeydi. Şimdikilerin gururu ise daha farklı.
Ancak insanın kendisini ölümle cezalandırılması ne olursa olsun bir çözüm olamayacağından bu eğilimin, 'birinci gurur dönemi'yle yok olması aslında çok iyi oldu. Geçtiğimiz yıllarda işadamı Sabri Doğan gururu nedeniyle sıra dışı davranmış ve 'çok şükür ki' başaramamıştı. İflasın karşılığı tabii ki ölüm olamaz. Haydi yüzler de kızarmasın ama hiç olmazsa Engin Akcakoca'nın sözünü dinleyip de 'birleşseler.' Birleşip düze çıksalar, ekonominin üzerinden yükü alsalar... Olmaz mı?

'İkinci gurur dönemi: Halka açılmayı red!
Ulaş Bıçakcı 'olmaz' diyor ve bir tahlil yapıyor: "Engin Akçakoca'nın banka patronları hakkında yaptığı tespit doğru bir tespittir. Ancak biraz açılmaya ihtiyacı var. Patronların ki, 'gurur'dan farklı, işlerini çocukları gibi görürler, dokunulmasına müsaade etmezler, yönetimini kimseye bırakmazlar. İsterler ki, çocuk daima dizinin dibinde otursun. Aynen eski zamanların pederşahi çekirdek aile kültüründe tüm sülalenin ömür boyu aynı evde, 'peder bey'in nezaretinde yaşaması gibi. Ama artık çağ değişti. Hiç tanımadığımız kişilerle bile aynı apartmanı aynı mahalleyi paylaşır konumuna geldik.
Ulaş Bıçakcı daha sonra 'birleşme direnişinin' nedenini ikinci gurur dönemi olarak adlandırdığı halka açılmaların reddedildiği günleri örnekleyerek anlatıyor. Şimdilerde pek çok şirket İMKB'ye kote olmak için can atıyor. Ulaş Bıçakçı bir zamanlar 'gurur yaparak' küçük yüzdelerle bile olsa bu fikre karşı duran örnekleri hatırlıyor.
'Şirketler aşırı büyüdüler ve sermaye ihtiyaçları arttı. Buna karşın borsa gelişti. Bu ortam, şirketlere halka açılma yolu ile bedavaya yakın sermaye temin edebilme olanağı sağladı. Ancak değişime uyamayan patronlar kimseye (hisse senedi satın alanlara) hariçten gazel okutmamak için halka açılmaya yanaşmadılar. Halka açık şirketlerde yönetim erkinin hala kendilerinde olacağını fark etmediler. Bırakın yönetim erkini, yılda bir şirketinin genel kurulunda elinde yüz paralık hissesi var diye vatandaşın ağzının kokusunu çekmek istemediler.
Üçüncü gurur dönemi ise İstanbul Yaklaşımı ile açıldı. Türk işadamlarına 'borçlu yaşamak' seçeneği sunuldu. Ama yine Batılı meslektaşlarından farklı bir eğilim gösterdi.

Belli bir büyüklüğe ulaşan işletmeler dünyada birleşiyorlar. Onların da bu evliliğe çok gönüllü oldukları söylenemez ama var olmalarının başka bir yolu olmadığından 'hem ağlıyorlar hem gidiyorlar.' Ancak dünyadaki şirket satın almaları (acquisitions), şirket evlenmeleri (mergers) ve stratejik işbirlikleri ile belirginleşen bu koşullar Türkiye'de bazı patronların zihniyetinin değişmesinde etkili olamıyor. Ulaş Bıçakçı bu noktada Türkiye'ye özgü koşulların önemli rol oynadığını düşünüyor. Batılı firmalar için 'satın alınmak' ya da 'birleşmek' öncelikli çare. Bizde ise pek çok ara çözüm bulunuyor. Bıçakçı, 'Bizde evlenmek, satmak, satın alınmak değil sadece çıkış yolları. Mesela önünüze bir, 'İstanbul Yaklaşımı' gibi bir seçenek çıkıveriyor' diyor. Yani Bıçakcı, Türk işadamlarına 'borçlu yaşamak' tercihi sunulduğunda, batılı meslektaşlarından farklı bir eğilim gösterdiklerini belirtiyor. Ki bu da iş dünyası için 'İstanbul yaklaşımının beslediği 'üçüncü gurur dönemi' oluyor.
Bıçakcı 'Dünyanın dinozor çağını çok geride bırakmasına rağmen elleri altındaki ekonomik ve siyasi güce güvenerek, bile bile zihniyetlerini değiştirmeyen ve işlerinin kötüye gitmesinin faturasını halka çıkaranları' birinci gurur dönemin temsilcileriyle kıyaslamamamızı istiyor.



BUSINESS


Dikkatleri parada, kulakları klasik müzikte
Sayılar senin olsun, felsefeni anlat...
En paşa gazoz
Patronların duvarlarını süsleyen köylü çocuğu
Tüketim tapınakları hayal ve 'yıldız' dolu bir dünya vaad ediyor
Anadan üryan Naomi çekilir mi !
O, kumaşlarını piyanoda dokuyor
İş dünyasında üçüncü gurur dönemi
Herkes toplantıda efendim!
'Kaybedince uykumda bile ağlarım'
'Sizdeki mozaik yapı hiç bir yerde yok, kıymetini bilin'
Ünlüler rağbet edince Kapalıçarşı'ya nur yağdı
Ortaklar, kendi şirketlerinde bilfiil çalışıyorlarsa ücret alabilirler
1 milyar liraya terlik
Değişmeyen Türkiye ve değişen gazeteciler
'Avrupa sağlık kartı' Avrupalılar'ı kızdırdı
DVD - Çerez, gümrükçüye karşı!
Türklerin tercihi el sarımı puro
Tekel'in paha biçilmez müzesi sandıklarda çivili
Texaco'ya 1 milyar dolarlık çevre davası

Annesi ölen keçiye köpek sahip çıktıBursa'da bir haftalıkken annesi ölen keçiye köpek sahip çıktı. Yavru keçi, köpeği emiyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber