21.06.2026 - 14:50 | Son Güncellenme:
Tripolis, Denizli'nin yaklaşık 40 kilometre kuzeybatısında, bir tepenin yamacında yer alıyor. Tam altında ise Büyük Menderes Nehri akıyor. Eskiden bu bölgede üç ayrı uygarlık — Lidya, Frigya ve Karia — komşuymuş. Tripolis de tam bu üç uygarlığın birleştiği noktada kurulmuş, hatta o dönemin en işlek ticaret yollarından biri de buradan geçiyormuş. Bilim insanları, bu topraklarda insanların tam 7 bin yıl önce yaşamaya başladığını ortaya çıkarmış. Bunu bir düşün: Sen bu satırları okurken oturduğun yerin altında, senden binlerce yıl önce yaşamış çocuklar oynamış olabilir!
İşte burası işin en eğlenceli kısmı. Tripolis'in adı tarih boyunca tam üç kere değişmiş: İlk başta şehre, sanatın koruyucusu sayılan tanrı Apollon'un adından gelen "Apollonia" denmiş. Sonra Roma'nın ünlü komutanlarından Marcus Antonius'un onuruna şehrin adı "Antoniopolis" olmuş. (Bu isim sana tanıdık geldiyse şaşırma; Marcus Antonius, William Shakespeare'in oyunlarında da karşımıza çıkan ünlü bir tarihî karakter.) En sonunda, İmparator Augustus döneminde şehir bugün de kullandığımız adını almış: Tripolis. Yani bu şehir, sanki farklı kostümler giyen bir oyuncu gibi, yüzyıllar içinde üç kere "kimlik değiştirmiş"!
Arkeologlar yıllardır bu antik kentte kazı yapıyor ve toprağın altından gerçek bir şehir hayatı çıkarıyorlar: Agora: İnsanların buluşup sohbet ettiği, alışveriş yaptığı büyük meydan. Sütunlu caddeler: Sağında solunda dükkânlar olan geniş yollar. Tiyatro: Halkın oyun ve gösteri izlediği yer. Hamamlar: Antik dönemin yıkanma ve dinlenme mekânları. Mozaikli Ev: Zemini küçük renkli taşlarla resim gibi süslenmiş özel bir ev. Granarium: Tahılların saklandığı büyük bir ambar.
Bütün bunları gördüğünde, binlerce yıl önce burada yaşayan insanların da tıpkı bugünkü gibi alışveriş yaptığını, arkadaşlarıyla buluştuğunu, oyun izlediğini ve evlerini güzelleştirmeye çalıştığını anlayabilirsin.
Bu kazıları Pamukkale Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bahadır Duman ve ekibi yürütüyor. Bir arkeolog olmak, aslında dedektif olmaya çok benziyor: Toprağın altında küçük bir iz bulduğunda, o izden koca bir hikâye çözüyorsun. Belki sen de büyüyünce bir gün toprağın altından çıkan bir parçayı inceleyip "Bu kim tarafından, ne zaman kullanılmış?" sorusunun cevabını bulan kişi olursun.