Geri Dön

‘Doğa tüketmemiz için kaynak değil’

Pandemi sonrası toplumların sosyolojik dönüşümünü konuştuğumuz Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Ergur, ‘Doğa bizim tüketmemiz için var olan bir kaynak değildir; belki en büyük dönüşüm, bu kırılganlığı görerek büyüyen gençlerin zihninde olacaktır’ diyor

‘Doğa tüketmemiz için kaynak değil’
Seyhan Akıncı

Fransız filozof ve sosyolog Edgar Morin, Fransız L’Obs dergisine verdiği röportajda küreselleşmeyi “dayanışmanın olmadığı karşılıklı bir bağımlılık” diye tanımladı. Siz nasıl tanımlıyorsunuz küreselleşmeyi?

Bugün yaşamakta olduğumuz sorunların çok büyük bir kısmı (çevre tahribi, kirlilik, sağlık sorunları, güvencesizlik, eğreti çalışma düzeni, her çeşit ve ölçekteki haliyle şiddet, aşırı-iletişim içinde büyük yalnızlıklar vb.) küreselleşmenin bu olumsuz özellikleri nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Ancak diğer yandan, küreselleşme, önceleri sermayenin rahatlıkla dünya çapında hareketi için tasarlanmış olan enformasyon ağları üzerinden, farklı kültür dünyalarında yer alan insanların birebir iletişim kurabildikleri bir altyapı da sunmuştur. Bu sayede, her türlü iletinin bireylerden bireylere hızla ulaştırılabildiği küresel bir etkileşim ortamı ortaya çıkmıştır. Bunun, mevcut önyargıları, olumsuz duyguları vb. katlayan etkisi olduğu gibi (azınlıklara, başka kültür gruplarına, farklı olana karşı mevcut nefretin, iletişim kanallarında kolaylıkla ve çoğalarak yayılması gibi), beklenmedik bir şekilde, bir araya gelmesi hiç düşünülemeyecek insanlar arasında (coğrafi, kültürel, dilsel, ideolojik ayrımlar) hak arama hareketlerine, bilgi paylaşma topluluklarına dönüşen, yeni dayanışma biçimlerini yapılandıran bir etkisi de vardır.

Doğru olmayabilir’

İşte bu nedenle küreselleşme olgusunu birbirine zıt boyutlarından yalnızca biriyle açıklamak, birçok kişinin düştüğü hatadır. Günümüzün küresel sorunlarını (şu an Covid-19 pandemisi) yaratan kapitalist düzenin, küreselleşme sayesinde var olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Bununla birlikte, hedefe odaklı yeni dayanışma biçimlerini ve iletişim kanallarını, demokratik mücadele yolunda seferber eden güçleri mümkün kılan da küreselleşmenin (belki kuruluş mantığına aykırı olarak, kapitalizmin çıkarı hilafına) sunduğu etkileşim ortamıdır. O nedenle, küreselleşmeyi doğrudan mutlak anlamda dayanışmanın mevcut olmadığı vahşi bir sömürü düzeni olarak tarif etmek, her zaman her koşulda doğru olmayabilir. Nitekim Morin gibi dev bir toplumbilimcinin bu diyalektiği görmediğini düşünmüyorum; onun, bugünün bu özel koşullarında vurgulamak istediği, küreselleşmenin karanlık yüzüdür. Bu vurgu da sonuna kadar doğrudur.

Bu salgından nasıl bir ders çıkarılmalı?

Bu salgından çıkarılacak en temel ders, kanımca, bunca tekno-bilimsel mükemmeliyet ideolojisi içinde kendini doğanın efendisi zanneden insan türünün, özünde (en azından şimdilik) son derece kırılgan bir biyolojik varlık olduğu gerçeğidir. Doğada türler arasında bir denge vardır. Biz uzun süredir bu dengenin gereklerini hiçe sayıyoruz. Başka türlerin haklarını ihlal etmekte beis görmeden, dünyayı tüketilebilir bir nesne olarak tasavvur ediyoruz. Bu sonsuz zannedilen kaynak tüketiminin aslında bir sonu olduğunu görmemiz gerekiyor. Ancak bu yalnızca devletler düzeyinde değil, bireysel bilinç düzeyinde başlaması gereken bir hareket. Bunca tüketim ideolojisiyle yoğrulmuş zihinlerin, böyle bir salgınla bile kolay değişmeyeceğini sanıyorum; umarım yanılırım.

‘Kısmen düzelme olur’


Bu süreç, sosyolojik olarak toplumlarda ne gibi sosyolojik dönüşümlere yol açacaktır?

Kuşkusuz salgının sonrasında bazı alışkanlıklar değişecektir. Ancak örneğin, enformasyon paylaşmanın bunca hayati önem arz ettiği bir dünyada, iyi kamu yönetiminin vatandaştan enformasyon saklamakla olacağını düşünen yöneticilerin (seçilmiş, atanmış) zihniyetlerinin değişeceğini hiç sanmıyorum. Belli bir eğitim ve bilinç düzeyine sahip bir kesimin özellikle tüketim konusunda durup düşünmeye, sıradanlaşmış eylemlerimize (en basitinden çöpleri ayrıştırmamak, ölçüsüz tüketmek, sosyal medyanın bütün dünya olduğuna inanmak, vb.) daha eleştirel bakmaya başlayacağına inanıyorum.

Gereksiz beden temasları (yerli yersiz öpüşmek, elini her yere sürüp yüzüne götürmek, vb.) ya da göstermelik ‘el yıkama’ davranışlarında en azından kısmen düzelme olacağını düşünüyorum. Ancak sorun yine, sorumluluk sahibi olmayan birçok insanın aymazlığa ve bilim-karşıtlığına kayıtsızca devam edecek olmasıdır. Yine de en azından, toplumun bir kesiminin, bu refah yanılgısına karşı eleştirel bir duruş edinmeye başlayacağı umudunu beslemek istiyorum.

Harari, bu krizi bizim kuşağımızın yüz yüze geldiği belki de en büyük kriz olarak tanımlıyor. Sizce ne büyüklükte bir krizle karşı karşıyayız?

Harari’nin bu tespitinde ‘bizim kuşak’ olarak tanımlananın kimler olduğunu bilmiyorum. Günümüzde kuşak ayrımı yapmak git gide zorlaşıyor. Ben böyle bir bakışı tercih etmiyorum. Çok büyük bir kriz yaşadığımız kesin. Covid-19 salgını belki geldiği hızda da yok olacaktır; bunu bilemeyiz. Ancak bu ölçüsüz nüfus artışı, kaynak adaletsizliği, sömürünün en sinsi ve şık biçimleri bu şekilde dünyada devam ettikçe, mutlaka başka küresel tehditler ortaya çıkacaktır. Bu şekilde tüketmenin, geliri adaletsiz bölüşmenin, şiddeti yalnızca şiddetle bastırmaya yönelik anlayışları çoğaltmanın bir çözüm getirmeyeceği anlaşıldı. En önemlisi, kendimizi yenilmez bir teknoloji öznesi olarak görmenin sonunun gelmesi gerekiyor. Yeryüzünde insandan çok daha uzun süreler var olup birden yok olmuş sayısız tür vardır; insanın da kendisinin, bu türlerden biri olduğunu idrak etmesi gerekiyor. Doğa bizim tüketmemiz için var olan bir kaynak değildir; belki en büyük dönüşüm, bu kırılganlığı görerek büyüyen gençlerin zihninde olacaktır.

‘Köklü bir dönüşüm beklemek doğru olmaz’

Korona günleri toplumun tüketim alışkanlıklarına nasıl yön verecek?

Tüketim, günümüzde yalnızca bir gereksinim karşılama yordamı değildir; bir kimlik stratejisidir. Bir var olma biçimidir. İnsanın üretiminden kopuşunu tahrik eden bu finans kapitalizmi ve onun eylem mantığı değişmedikçe, tüketimle ilişkimizde köklü bir dönüşüm beklemek doğru olmaz. Ancak pandeminin bize öğretecekleri olduğu kuşkusuz. Belli ölçüde de olsa bir tüketim eleştirisinin sıradan tüketiciler nezdinde de başlayabileceğini düşünüyorum.

‘Her toplum farklı dersler alacaktır’

Bu krizin olumlu yanları var mı ya da olacak mı?

Her bireyin ve toplumun bu süreçten farklı dersler alacağını düşünüyorum. Tüketim-merkezli bir dünya anlayışının terk edilebileceğini, ayrıştırıcı söylemlerin çıkarcı politikacıların ekmeğine yağ sürdüğüne, bizim ekmeğimizin ise küçülmesine yol açtığına dair zihinlerde bir soru işareti bile oluşması önemli bir kazanım olacaktır.

Salgın hepimize dersler veriyor’

Korona günlerindeki bu tecrit dönemi insanları nasıl etkileyecek, ilişkileri nasıl şekillendirecek?

Her şeyden önce kendimizle kalmayı öğreniyoruz. Gündelik işlerin çokluğu ve genel telaş hali içinde ihmal ettiğimiz düşünsel etkinliklere daha çok yer vermemiz gerektiğini hatırladık. Kimilerimiz, kitap fuarlarından küfeyle alıp okumaya vakit bulamadığımız kitapları okuyoruz. Tabii bu saptama, yalnızca bu bilince varabilenler için geçerlidir.

Yine önemli bir çoğunluğun televizyonun narkotik etkisine bile isteye kendini kaptırdığını, bütün gün sosyal medya üzerinden hiçbir değeri olmayan laf üretmeyi ‘var olmak’ zannetmeye devam ettiğini üzülerek görüyoruz. Salgın hepimiz için büyük dersler veriyor; almasını bilene.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalarCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millet Bahçeleri Toplu Açılış Töreni'nde önemli açıklamalarda bulundu.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber