GündemGemi büyüdü, kazanmak zorlaştı! Asimetrik savaş benimsenmeli: 'Ya Kıbrıs ya Dedeağaç'

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı! Asimetrik savaş benimsenmeli: 'Ya Kıbrıs ya Dedeağaç'

19.01.2026 - 06:52 | Son Güncellenme:

II. Dünya Savaşı’na damgası vuran aktörler düşünüldüğünde denizaltılar ve devasa uçak gemileri dikkat çekiyordu. Ancak bu gemiler heybetli oldukları kadar korunması güç unsurlardı. Japon Güneşi olarak bilinen ve dönemin en büyük gemilerinden biri olan Musashi’nin trajik sonu da bugüne bir öğreti bırakmıştı. ‘Büyük savaş gemileri sanıldığı kadar etkili ve mantıklı olmayabilir.’ Peki ama bugün de güçlü deniz unsurlarına sahip ülkeler için bu geçerli mi? Musashi’nin Pasifik’in karanlık sularındaki batışı geleceğe ışık tutmuş olabilir mi? Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ve Emekli Tuğgeneral Fahri Erenel Milliyet.com.tr’ye anlattı.

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı Asimetrik savaş benimsenmeli: Ya Kıbrıs ya Dedeağaç

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Zamanının en yenilmez insanlarından biri, 61 düelloda galibiyet kazanmış bir kılıç ustası: Musashi! Japonlar için asker, savaşçı gibi anlamlarının yanında Musashi’nin bir de tarihi vardı. Kendisinden asırlar sonra tarihe damgasını vuracak adaşı için de kılıç ustası Miyamoto Musashi’den ilham alınmıştı. II. Dünya Savaşı’nın dev gemileri, bugünkü teknik donanıma sahip olmadığı için ne zaman nerede battıkları tam olarak belirlenemiyordu. Microsoft’un ortaklarından Paul Allen okyanusun derinlerinde yatan gemiler ve onlardan geriye kalan devasa mezarlıkla yakından ilgileniyordu. Öyle ki bu ilgisi 2016’da bugünkü adı ‘PETREL’ olan araştırma gemisini satın almasıyla daha da alevlenecekti. Çünkü gemi, bu satıştan sadece birkaç ay önce II. Dünya Savaşı’nın en çarpıcı ve büyük batıklarından birini keşfetmişti: Japon Güneşi, Musashi! Onun keşfi deniz savaşları ve denizcilik tarihi için pek çok yeni öğretiyi beraberinde getirecekti. Çünkü o en büyükken, en batıklardan birine dönüşmüştü. Üstelik bunun en büyük nedenlerinden biri de geminin ta kendisiydi. Musashi, ‘büyük savaş gemilerinin belki de bir intihar olabileceğini’ göstermişti. Peki ama nasıl? Büyük gemiler ve uçak gemileri tarihin en büyük deniz savaşlarından birinde nasıl rol oynamış ve bugün ve sonrası için denizdeki yerini nasıl kazanmıştı? Mavi Vatan İsim Babası ve Teorisyeni Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ve TASAM Başkan Yardımcısı Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Fahri Erenel, büyük gemilerin Türk ve dünya suları için önemini ve Musashi’nin öğretisini Milliyet.com.tr’te anlattı.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı Asimetrik savaş benimsenmeli: Ya Kıbrıs ya Dedeağaç

JAPON GÜNEŞİ EN BÜYÜK OLDUĞU İÇİN Mİ BATTI?

5 Ağustos 1942’de Japonlar devam eden dünya savaşının en önemli aktörlerinden birini suya indirmek için çalışmalara başlamıştı. Her şey yolunda giderse Musashi isimli 263 metre uzunluğundaki gemi, Japon Güneşi olarak tanımlanıyor ve Japon filosunun en büyüğü olma özelliğini taşıyordu. Öyle ki Musashi’nin de içinde bulunduğu Yamato sınıfı gemiler şimdiye kadar inşa edilen en ağır ve en güçlü silahlara sahip savaş gemileriydi. Onu batıracak 19 torpido ve 17 uçak bombasından isabet alana kadar, 9 adet 460 milimetrelik ana topla, 4 adet 155 milimetrelik üçlü top kulesiyle donatılmıştı. Keşif yapmak için de 6 veya 7 adet şamandıralı uçak da tüm bu silahlarla gemideydi. Belki de Japonların ‘asla batmayacak’ gemisi Musashi olabilirdi. Ancak karşısındaki güç ABD ordusuydu. Her ne kadar sayısı 250’yi bulabileceği tahmin edilen batık gemisi olsa da, ABD’nin stratejileri Japon Güneşi’ni batırmıştı. Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz bunu şöyle anlattı:

Haberin Devamı
Haberin Devamı

“Uçak gemileri II. Dünya Savaşı sırasında ABD deniz stratejisinin en önemli unsurlarından biriydi. Zira ana vatanda oluşturdukları gücü denizler üzerinden adalara intikal ettirme yeteneğini, deniz üzerinde hareketli hava gücünü konuşlandırarak sağladılar. Bu gemiler olmasaydı adalar zincirinin kademeli bir şekilde işgali mümkün olamazdı. Burada en büyük etken ABD uçak gemilerindeki birinci öncelikte torpido taşıyan, adalara desteğe gelen Japon deniz kuvvetlerini imha etmesi, ikinci öncelikle de adalardaki tahkimatlara yönelik havadan hücumlar geliştirmesi ABD deniz gücünün Batı Pasifik’teki adalar zincirini ele geçirmesinde büyük rol oynamıştır. O nedenle II. Dünya Savaşı'nın kahramanları kim derseniz bana göre iki kahramanı vardır. Biri uçak gemileri, diğeri de denizaltılar. Çünkü yine ABD Pasifik'te uyguladığı denizaltı harbiyle Japon deniz ticaretini neredeyse yok etmiştir. Japon deniz ticaret filosunun yok edilmesi de adaların özellikle askeri lojistik açısından desteklenmesini bitirmiş ve adalar kolaylıkla teslim alınmıştır.”

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı Asimetrik savaş benimsenmeli: Ya Kıbrıs ya Dedeağaç

 

‘TÜRKİYE İÇİN SAVAŞ YA KIBRIS YA DA DEDEAĞAÇ’TA OLABİLİR’

Haberin Devamı

Ülkemizin gelecekte karşılaşabileceği olası senaryolar ne olabilir ve bu senaryolarda deniz gücüne ihtiyaç ne seviyededir? Prof. Dr. Fahri Erenel, olası bir savaş durumunda hangi konumda hangi kuvvetlerin ne gibi çalışmalar yapacağını anlattı. “Türkiye bundan sonra bir savaşa girecekse ben bunun Kıbrıs olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla Kıbrıs olduğu için de Türkiye’ye mesafesi zaten 70 milden az. Bu noktada uçak gemisine ihtiyaç var mı? Onu dikkate almak gerekiyor” diyerek Prof. Dr. Erenel, sözlerine şöyle devam etti:

Haberin Devamı

“40 mil demek F-16 için 15-16 maksimum 15 dakika demektir. Daha yeni teknolojili uçaklar içişe 10 dakikada Kıbrıs Adası üstünde olabilir. Bugün İran-İsrail arasında savaşta gördük. Ne kadar bir zaman dilimi de seyir füzeleri bu hızlı bir şekilde de gidebiliyor. Türkiye'nin 3 tarafı denizlerle çevrili olduğu için güçlü bir deniz kuvvetimize her zaman ihtiyaç var. Çünkü bu olmadığı takdirde, kara sınırlarınızı korumanız güçleşir. Yunanistan'ı dikkate alırsak denizdeki mücadele dışında Türkiye'ye karadan yönelecek olan tehdidin Dedeağaç tarafında, Trakya'da ya da Kıbrıs tarafından olabilir. Her koşulda Türkiye’nin güçlü deniz kuvvetine ihtiyacı var.

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı Asimetrik savaş benimsenmeli: Ya Kıbrıs ya Dedeağaç

Haberin Devamı

YUNANİSTAN YA DA İSRAİL! ‘DAİMA SUYUN ALTINA YATIRIM YAPMALIYIZ’

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre de ‘Mavi Vatan’ daima yatırım yapılması gereken noktaların başında geliyordu. Özellikle karmaşası hiç dinmeyen coğrafyamız ve Orta Doğu’da yaşanan her gelişme bunun için bir işaret niteliğindeydi. Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre büyük gemilerin heybeti, kaybedildiğinde yine heybetli bir acıya dönüşebilirdi. Bu nedenle de Tümamiral Gürdeniz Türkiye’nin yatırımlarını artırması gereken noktaya yine Mavi Vatan’da çekti, “İki ulus devlet arasında ciddi bir büyük bir konvansiyonel savaş çıktığında bu gemiler harbin daha ilk dakikalarında hedef olur. Üstelik kolayca imha edilir. Eğer siz hava üstünlüğünü, hava kontrolünü ve deniz üstünlüğünü ve deniz kontrolünü sağlamadan bu gemileri Ege Denizi gibi kıyı sulara çıkarırsanız onları kaybedersiniz. Kamuoyu büyük uçak gemisi sahipliğinden gurur duyabilir. Ancak önemli olan o geminin büyüklüğü, değil. O deniz alanını savaşta sizin kullanıp kullanamayacağınız. O gemi barış zamanında size gurur verebilir ama battığında muazzam bir moral çöküşü yaşatır. O nedenle Türkiye daima suyun altına yatırım yapmalıdır. Çünkü halen dahi bilinmeyen ve tespit etmenin en zor olduğu alan suyun altıdır” diye konuştu.

Haberin Devamı

Denizcilik açısından gemilerin önemi ortadaydı. Peki ama deniz kuvvetleri kara kuvvetlerine nasıl bir güç sağlardı? Prof. Dr. Fahri Erenel ‘amfibi’ detayına dikkat çekerek uçak gemilerinin kara harekâtındaki desteğini anlattı. Prof. Dr. Erenel, “Uzun yıllardır özellikle bölgesel sorunların çözümünde Türkiye’nin elindeki deniz gücü bu ihtiyaçlar için yeterli hale gelmiştir. Ancak Türkiye'nin özellikle küresel bağlamda etkisinin artmasıyla uçak gemileri ihtiyacının deniz kuvvetleri tarafından çok sıklıkla dile getirildiğini biliyoruz. Peki deniz kuvvetleri bu ihtiyacı neye binaen ortaya koyuyor? Çünkü amfibi hücum gemisi dediğimiz zaman onun orta katmanlarında tank ve diğer araç ve personel dahil taşınabiliyor. Türkiye'de de amfibi kolordu kuruldu. Eskiden sadece bir tugayımız vardı. O da, İzmir'deydi. Şimdi Türkiye'nin, bir kol ordusu oldu. Yani en az dört tugaydan oluşan, bu kadar güce sahip bir kolordumuz var artık. Türkiye amfibi harekâtı yapabilecek en güçlü ülkelerden biri. Amfibi kol ordunuz olduğu zaman bir de amfibi uçak gemileriniz, Anadolu ve Trakya… Mavi Vatanı tamamen kontrol altına alan, yapımı devam eden MİLGEM projeleri, hava savunma fırkateyni, su üstü ve su altı insansız platformları ve en önemlisi de denizaltılar önemli. Almanya ile işbirliği içinde yapılmış olan denizaltı sayılarımızın hızla artmasına çabalıyoruz” dedi.

Haberin Devamı

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı Asimetrik savaş benimsenmeli: Ya Kıbrıs ya Dedeağaç

Haberin Devamı

UÇAK GEMİSİ Mİ DENİZALTI MI? ‘ASİMETRİK SAVAŞ BENİMSENMELİ’

Aslında tıpkı II. Dünya Savaşı’nda Alman U-Botlarıyla elde edilen başarı gibi, gelecekte de denizaltılar için su altında söz sahibi olacakları bir dönem yaşanabilirdi. Belki eskisi kadar büyük gemiler pek çok ülke tarafından kullanılmasa da, denizlerin görünmez savaşçıları daima suyun altında güven tesis edebilirdi. Peki Tümamiral Cem Gürdeniz’in ‘asimetrik savaş’ diye anlattığı bu stratejide denizaltıların rolü neydi? Tümamiral Cem Gürdeniz bu konuyla ilgili, “Günümüzde hâlâ geçerli olan kıtasal ve küresel güç olma perspektifinde iki büyük platform öncüdür. Bir tanesi denizaltılar, diğeri de uçak gemileridir. İlk nükleer uçak gemisinin ABD donanmasında hizmete girmesiyle ABD tüm okyanuslarda sonsuz harekât yapabilme, yüksek harekât temposunu idame edebilme yeteneğine kavuştu. Bu da şu anlama geliyordu, ABD başkanları Amerikan hegemonyasının yerkürenin neresinde isterlerse uçak gemilerini bölgeye gönderiyordu. Bugün ABD'nin geçmiş soğuk savaş döneminde olduğu gibi 11 uçak gemisi var. Her uçak gemisinin yanında tabii ki darbe grubu mevcut. Bu darbe grubu uçak gemisini korumaya yardım ediyor. Hem de bu uçak gemisinin özellikle karaya güç intikali sırasında başta ‘Tomahawk’ füzeleri olmak üzere taşıdıkları füzelerle de bu uçak gemisinden kalkan uçakların ateş gücüne destek sağlıyorlar. O bakımdan hâlâ ABD deniz gücünün ana unsurlarından birisi uçak gemileridir. Nükleer uçak gemileri üzerinde taşıdığı 70 ila 80 civarındaki kara ve deniz hedeflerine taarruz edebilen, hava-hava muharebesi yapabilen, uçak gemileri grubunu havada muharebe hava devriyesi üzerinden koruyabilen, bir yeteneğe sahip olduklarından önemli” diye konuştu. Tümamiral Cem Gürdeniz, sözlerine şöyle devam etti:

“2012'den sonra Güney Çin Denizi, Doğu Çin Denizi ve Tayvan Boğazı'nda, Batı Pasifik'te savaş zamanı artık hiçbir Amerikan uçak gemisinin girmesine izin verilmiyor. Yani bu kabaca 2000 millik bir yay. Çünkü Çin 21. yüzyılın başından itibaren DF-19-21-22 füzeleriyle balistik ve hipersonik füze teknolojisine kavuştu. Bu dünya tarihinde ilk kez olan bir şeydi. Bunlara ‘carrier killer’ yani ‘uçak gemisi katili’ ismi takıldı. ABD uçak gemilerinin harp oyunlarında veya plan tatbikatlarında bu adalar zincirine giremediğini görüyoruz. Çünkü artık bu gemiler çok hassas, batırılabilecek konumda. Bunun dışında denizaltı teknolojileri çok hızlı gelişti. Uçak gemilerinin peşine takabilecekleri sınırsız harekât yeteneğine sahip nükleer denizaltıları var. Bu çok büyük bir tehdit. O yüzden nükleer denizaltılar şu an için her iki taraf için de çok büyük tehdit. Bu kapsamda sadece nükleer denizaltılar değil, havadan bağımsız tahrikli konvansiyonel denizaltılar da başlı başına büyük bir tehdit. Çünkü sessiz olduklarından tespit edilmeleri son derece güç. Yaklaşık 10 yıl önce bir Fransız denizaltısı NATO tatbikatında Amerika'nın uçak gemisini periskopundan gördüğünü fotoğraflamıştı. Yer yerinden oynamıştı. Yani bugün bir uçak gemisi yapsanız onu korumak için yanına en azından, 2 TF-2000, en az 3-4 tane de fırkateyn koymalısınız denizaltıya karşı. Peki uçak gemisinin nihai hedefi ne? Eğer o ülkede herhangi bir yeri işgal etmek, rejimi değiştirmek gibi hedeflerse bugünün asimetrik savaş koşulları altında bu artık çok zor.”

Gemi büyüdü, kazanmak zorlaştı Asimetrik savaş benimsenmeli: Ya Kıbrıs ya Dedeağaç

Rusya da karadeniz’de söz sahibi olan ülkelerin başında geliyordu. Ta ki Ukrayna ile başlayan savaşa kadar. Prof. Dr. Fahri Erenel, “Rusya'nın Sivastapol Limanı’nda bulunan birkaç amfibi gemisinin İHA saldırısıyla nasıl hasar aldığını ve Rusya'nın Karadeniz'in en önemli deniz gücüyken Ukrayna savaşında verdiği deniz kayıpları nedeniyle gemilerini Soçi'nin kuzeyine, Karadeniz'in doğusuna taşıdığını görüyoruz. Rusya gibi S-400'leri olan hava savunma sisteminin bu kadar iyi olduğunu iddia eden bir ülke bile bunlarla baş edemiyor ve bu gemilerini koruyamıyorsa, bu gemileri mevcut olan yapı içinde korumak oldukça güçleşir ve diğer kaynaklardan tasarruf ederek buna yönelmeniz gerekir. Gemilerimizi arttırılmaya çabalıyoruz. Uçak sayımızı arttırmaya çabalıyoruz. Bir yandan tanklar devreye girmeye çalışıyor. Bu dönem içerisinde uçak gemisinin Türkiye için bir öncelik olmadığını düşünüyorum. Türkiye'de bile o gemiyi limana çektiğiniz zaman o limanın çok korunması lazım. Her türlü hava, deniz saldırılarına karşı olağanüstü korunması gerekir ve arkasından da çok hızlı bir şekilde o geminin orayı terk etmesi gerekir. Amerika hiçbir zaman bunları limanlarda muhafaza etmez. Hep seyir halindedir uçak gemileri. 6’ncı Filo ve 7’nci Filo’nun Norfolk limanları vardır. Oraya yılda 1-2 kere uğrar, bakıma girerler. Onun dışında bu gemiler çürüğe ayrılmadıysa sürekli hareket halindedir. Çünkü sabitlendiğiniz anda hedef haline gelirsiniz. Bu ABD gibi mali açıdan güçlü bir ülke bile bu gemilerin sayısının arttırılmamasını tartışıyor” diyerek sözlerini noktaladı.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler