Geri Dön

Hayatın izin vermediğine edebiyat izin versin

Yazar ve akademisyen Yalçın Tosun’un ‘Muzaffer ve Muz’ adlı kısa hikayesi Broadway’e uyarlanıyor. Yalçın Tosun’la bu öyküyü, uyarlama sürecini ve öyküyle tiyatronun ilişkisini konuştuk

Hayatın izin vermediğine  edebiyat izin versin

Yazar ve akademisyen Yalçın Tosun’un yazdığı bir kısa hikâye Broadway’de sahnelenecek. ‘Muzaffer ve Muz’ isimli hikaye ‘Peruk Gibi Hüzünlü’ isimli kitabında yer alıyor. Oyun 27 Şubat’ta şimdilik tek gösterim olarak sergilenecek. İlk kitabı ‘Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler’ ile 2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü, ikinci kitabı ‘Peruk Gibi Hüzünlü’ ile 2011 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alan yazar hâlen İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görev yapıyor. Yazarla öyküsünü, uyarlanma sürecini ve öyküyle tiyatro ilişkisini konuştuk.

- Bir hikâyenizin çevrilmesi, üzerine çalışılması size neler ifade ediyor?

Çeviride sanki eser yeniden inşa ediliyor o dilin içinde. Bunun çok iyi örnekleri var Türkiye’de. Yabancı dile çeviride başta ürktüm, ben bunun için bir şey yapmamıştım onlar beni buldu. Amerikalı bir çevirmenim var benim kitaplarımı okumuş doğrudan benimle iletişime geçti. O dönem kendisi okutmanlık da yapıyordu. Neden bunları çevirmek istediğini sorduğumda, bana öyküleri çok sevdiğini, bir kısmını çevirip öğrencileriyle paylaştığını ve olumlu dönüşler alması üzerine benimle iletişime geçtiğini söyledi. Öykülerdeki evrensellik onu bunları çevirmeye itmiş. Çeviride bir şeyler mutlaka kayboluyor ama bir şeyler de ekleniyor bence.

- Peki, tiyatro oyunu nasıl ne aşamada?

Şöyle oldu süreç, öykülerimden bir kısmı çevrildi ve Words Without Borders başta olmak üzere bazı uluslararası dergilerde yayımlandı. ‘Muzaffer ve Muz’ ise ‘Muzaffer and bananas” adıyla Words Without Borders’da 2017 sonunda yayımlandı. Benim çok sevdiğim, ‘Peruk Gibi Hüzünlü’ kitabımın da başına koyduğum bir öyküydü, onun sinematografik bir tarafının olduğunu da ben hep hissederdim. Ama İngilizce çevirisi üzerinde Broadway’de bir tiyatro performansına uyarlanacağı aklıma gelmemişti. Sonra dergi editörü Susan Harris ağırlıklı olarak edebiyat uyarlamaları yapan ‘Sympony Space’adlı tiyatro’da, tiyatro oyunu olarak uyarlanması için seçilen dört öyküden birinin benimki olduğunu söyledi. Sympony Space, Broadway’deki seçkin tiyatrolardan biri. Benimkinin de içinde yer aldığı dört farklı ülkeden dört öykü birleştirilmiş, iki yazarın sunuşuyla oyun 27 Şubat’ta sergilenecek. Ben maalesef gidemiyorum ancak bana kaydını yollayacaklar.

Hayatın izin vermediğine  edebiyat izin versin
- Biraz öyküden bahsetmek istiyorum. Bu öyküde doğayla kurulan bağ, çocukken o bağın kendiliğinden olması, kaybedilmek üzere olan bir masumlukla ilişkilenmesi meseleleri var gibi geliyor bana. Siz nasıl düşünürsünüz?

Dediğiniz doğru, iki şey öne çıkıyor, nostalji tuzağına düşmeden bakmaya çalıştığım bir masumiyetin kaybı teması var. İkincisi sizin söylediğiniz kafesteki şempanze ve doğayla kurduğumuz ilişki. Nedense ergenler bazı duygularını çok ortada, çok abartılı yaşıyor gibi görünseler de bir yandan kapalı kutulardır da o yaşlarda.. Bir de peşin hükümlüyüz alıştığımız resimler dışında ne olabilir diyoruz iki ergen erkek arasında oysa her şey olabilir. Edebiyatta da bu mümkünleri görmeyeceksek nerede göreceğiz. Hayat buna izin vermiyorsa, edebiyat buna izin versin.

Oyunculuk beni yazmaya itti

- Peki, tiyatroyla sizin ilişkiniz nedir?

Aslında benim bir tiyatro geçmişim var. Öncelikle tiyatro oyunları beni her zaman çok besledi. Sonra 2000’li yılların ortasında oyunculuğu merak ettim. Şahika Tekand’ın oyunculuk atölyesine kaydoldum. Orası beni bir şekilde açtı. Ve ben oyunculuğu tecrübe edeceğim derken yazar oldum. Birden öyküler yazmaya başladım. Belki öncesinde de bu süreç başlamıştı ama tiyatronun bedenle olan ilişkisini anlamam yazarlıkta yol almamda büyük etki etti. Bir süre sonra oyunculuğun bana göre olmadığını anladım ama tiyatroyu sevdiğimi, yazma kanallarını tiyatronun bende müthiş şekilde açtığını gördüm.

İstanbul'da "Filyasyon Çalışmaları Takip Kurulları" oluşturulduİstanbul Valisi Ali Yerlikaya, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) taşıyanlar ve onlarla temas eden herkesin, 14 gün boyunca evlerinde izole edilmesi, bu kişilerin evlerine giriş-çıkışın mutlaka sınırlandırılması ve kontrol edilmesi gerektiğini belirterek, bu amaçla "Filyasyon Çalışmaları Takip Kurulları" oluşturduklarını bildirdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber