Geri Dön
GündemRobotlar değil duygular hakim olacak

Robotlar değil duygular hakim olacak

Prof. Dr. Selçuk, filmlerde anlatılan robotların dünyayı ele geçirdiği senaryoların değil, duygusal temasın teknolojik platformlarda kullanılacağı günlerin yakın olduğunu söylüyor

Robotlar değil duygular hakim olacak

Mert İnan -  Yazı dizimizin son gününde, gelişim ve ebeveyn psikoloğu Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk ile özellikle 65 yaş ve üzeri bireylerin pandemide yaşadıkları sıkıntılar ile dijitalleşmenin geleceğin dünyasındaki etkilerini konuştuk.

Çocukluğunuzun bayramlarını bugünle kıyasladığımızda neyi yitirdiğimizi görüyorsunuz?

Bayram çok umutlu olduğumuz, ferah günlerin başlangıcı olarak görülürdü. Çocukluğumun bayramlarını hep iyi duygularla, aydınlık günler olarak hatırlıyorum. Ailenin en büyüklerinden başlamak üzere akraba ziyaretleri yapılırdı. Bayram temas etmekti. Ancak 20 yıl, hatta daha öncesinden fon değiştiren bir bayram anlayışı ortaya çıktı. Bayram eşittir tatil fırsatı haline geldi. Tatil yerlerinden telefon edip mesaj yazmaya evrilen, temasın azaldığı bir bayramlaşma şekli çıktı. Telefonla da olsa hal, hatır sormanın temas etmek olduğunu düşünüyorum ancak mesajlaşlar için bunu diyemem. Kopyala, yapıştır mesajlar anlamını yitirdi. Bayramın amacı temas halinde olmaktır, temas etmekten uzaklaştık.

Bu durumu olumluya çevirmek için neler yapmalıyız?

Pandemi döneminin bayramları hayat akışının bir nebze olsun yavaşlaması açısından yararlı olabilir. Pandemiden önce hayat o kadar hızlanmıştı ki, ordan oraya savrulur haldeydik. Birbirimizle temas halinde olmayı unutmuştuk. Pandemi ile evlerimizde hatta kendi içimizde bir sakinlik hali oluştu. Hem kendimizle hem de dış dünya ile sükunet ve sakinlik içinde, daha anlamlı temas kurabilmeyi geliştireceğimiz bir dönemdeyiz. Koştur koştur tatile gidip çekmeyen telefonlarla üstün körü görüşmeler yapmak yerine, bugünkü koşullarda yapacağımız görüntülü veya sesli konuşmaların daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Elbette eski bayramların yerini tutmayacaktır ancak zaten o bayramları yitirmiştik.

65 yaş üzeri yalnız yaşayanlara ne söylense içleri bir nebze ferahlar?

Aslında 65 yaş değil, 70, 75 yaş ve üzerini baz almak daha doğru. Haftanın iki günü görüştüğüm yalnız yaşayan bir büyüğümün ne kadar zorluk çektiğini biliyorum. Eski bayram geleneklerinin devam ettirilmesi bu yaş grubundaki büyüklerimiz için çok önemli. Üstelik bahsettiğimiz yaş grubundaki birçok kişinin görüntülü konuşma gibi, teknolojiyi kullanma açısından zorluklar yaşadığını biliyorum. Hayatta kalmak ayrı, yaşamak ayrı kavramlardır. Yaşamak başka bir canlılık gerektirir. Bunu kavramın canlı tutulması için temas çok önemli.”

Büyüklerle, günümüz şartlarında yani dijitalle nasıl temas kuracağız? Hadi kurduk, dijital iletişim üzerinden duygularımızı yansıtmayı nasıl başaracağız?

Elimizde ne malzeme varsa, onunla yemek yapabiliriz. Yaşı ilerleyen büyüklerimizi sık sık telefonla arayacağız ve sohbet edeceğiz. Gerçekten zaman ayırarak, görüntülü olmasa bile sesli iletişim kuracağız. Sevdiklerimize önem göstereceğiz. Sohbetlerimizin onlar için ne kadar önemli olduğunu fark ederek telefon açacağız. Her konuşmanın bir temas, her temasın yaşamsal bir değeri olduğunu bileceğiz.

Birbirimiz için yapabileceğimiz en önemli eylem önem vermektir. İkili ilişkilerin duygusal derinliği iyileştirici olabiliyor. Birbirimizi iyileştirme potansiyele sahip, duygusal kaynaklarız. Bu duyguları, telefonla da karşı tarafa geçirebiliriz.

İş, güç sahibi beyaz yakalılar bile süreçten bıkmış, bunalmış durumda. Konsantre olamadıklarını, tükenmişlik hissi yaşadıklarını söylüyorlar?

Hepimiz, gerçekten yorulduk. Bir tünele girdiğimizi biliyorduk ancak tünelin bu kadar uzun süreceğini bilmiyorduk. Aslında  bu kadar zorluk çekiyor olmamızın altında yatan nedenlerden biri, pandemi sürecinin daha iyi yönetilebileceğini bilmemizden kaynaklanıyor. Süreç iyi yönetilmiş olsa, bugünkü koşulların farklı olacağına dair düşüncemiz, adaletsizlik yaşadığımız hissine neden oluyor. Bu düşünceler öfkeyi tetikliyor. Hepsi bir araya geldiğinde psikolojik kaynaklar tükeniyor.

Nasıl iyi hissedeceğiz?

Psikolojik sağlamlık, deprem veya trafik kazası olduğunda bundan etkilenmeme değildir. Büyük bir üzüntü, hayal kırıklığı, öfke, çökkünlük hissi duyacağımız anlar hep olacaktır. Önemli olan düştüğümüz yerden kalkabilmektir. Bu da esnekliği gerektirir. Bunu en iyi anlatan metafor bambu örneğidir. Bambu baktığınızda sal gibi bir ağaçtır. ‘Bundan mobilya mı olur?’ dersiniz. Ancak bambu nemden çok etkilenmez ve bambudan kütüphaneler, sehpalar, koltuklar, sandalyeler yapılır. Psikolojik sağlamlık da esnek olmayı gerektirir. Her şeyi yaşıyor, yaşamış olabiliriz. Ayağa kalkmamızı sağlayacak olan içinden geçtiğimiz olumsuz durumlara farklı bakabilmek, tek bir düşünceye saplanıp kalmamaktır. Olumsuz olana saplanıp kalmamak gerekiyor. Belirsizliğin de hayatın bir gerçeği olduğunu kabul edeceğiz. Elbette insanlar büyük ekonomik sıkıntılar yaşıyorlar. Ne olursa olsun hayatta ve ayakta kalmak için düştüğümüz yerden kalkmamız gerekiyor. Düşünsel, manevi kaynakları açacak insanlardan yardım isteyeceğiz. Örneğin Türk Psikologlar Derneği pandemiden etkilenenler için ücretsiz destek hattı oluşturdu. Bu çok önemli ve kaynakları açmak derken bunu kastediyorum. Fiziksel ve ekonomik olarak ayağa kalkacaksak, psikolojik sağlamlık gerekiyor.

Dijitalleşmenin pandemi kısıtlamaları ile birleşmesi bizi daha da robotlaştırmış olabilir mi?

Böyle düşünmüyorum. İyimser düşünen taraftayım. Teknoloji bizim duygusal olarak bağlantıda kalmamızı sağlayan bir platform halini alacak. Çok kısa zaman sonra üç boyutlu çevrimiçi görüşmeler yapacağız. Bu sayede mimiklerimizi, ifademizi daha iyi görüp anlayacak ve daha yakın temas imkanı yakalayacağız. Filmlerde anlatılan robotların dünyayı ele geçirdiği senaryoların değil, duygusal temasın teknolojik platformlarda da kullanılacağı günleri göreceğiz. Yapay zeka ne kadar geliştirilse de duyguları okuyacak bir icat yapılamayacak. İnsanın kendisindekini bile anlayıp anlatmaya çalıştığı karmaşık bir yapıyı yapay zekanın anlayıp yapabileceğini düşünmüyorum. Bu nedenle insan insana ilişkinin yerini hiçbir şey alamayacak.

‘Yüz yüze’ dediğimiz kavram sonunda yitip gitmeyecek mi?

Ekran karşısından kalkmayanlar hiçbir zaman çoğunluk olamayacak. Yalnızlığı seçen, odasından çıkmayan, ilişki kurmakta güçlük çektiği için sosyal ilişkilerden uzak duranlar geçmişte de vardı, yarın da olacak. Teknolojiyi hayatı kolaylaştırma için kullanan bireyler, temasta kalmaya, fiziksel olarak hayatın içine katılmaya ve insanlarla yakınlık kurmaya devam edecektir. Pandemi döneminde temasın, dokunmanın önemini daha iyi anladık. Geleceğin dünyasında adaptasyon yeteneği olanlar hayatta kalacak. Adaptasyon yeteneği olanlar en zekiler değildir. Adaptasyon yeteneği olanlar esnek düşünen kişilerdir. Esnek olanlar eşleşip, üremeye, genlerini aktarmaya devam edecekler. Denge şu an için dijital lehine bozulmuş olsa da böyle kalmayacak. Normalleşme ile birlikte dengelenme olacak ve bu denge özgürleşme getirecek. Dijitalleşme sayesinde bütün dünya birbiriyle temas halinde olacak ve yardımlaşma artacak. Bir zaman sonra insanlar tüm kaynaklarını birbiriyle paylaşır hale gelebilir.

Robotlar değil duygular hakim olacak

‘Yaşamak temas halinde olmaktır’

İyi bir yaşam ‘mutluluk’ mu, ‘memnuniyet’ midir? Sihirli bir değneğiniz olsa hangisini seçerdiniz?

İyi yaşanmış bir hayatın kavramı memnuniyettir. Yaşadığınız hayat için ‘memnunum’ demeniz, mutlu bir yaşam sürdüğünüz anlamına gelir. Bu yaşamın içinde mutluluklar, sevinçler, hüzünler, acı ve mutsuzluklar olabilir. Hepsinin sonucunda yaşanan hayata bakıp memnun olmak hayatı anlamlı kılar. Her an iyi hissetmek veya buna yönlendirilmiş bireyler, böyle bir gerçeğin olmadığını anladığında çökkünlük yaşar. İnsanın iyi hissetmesini sağlayacak olan temas halinde olmasıyla mümkündür. Sürekli ‘iyiyim, mutluyum’ diyerek temasa engel olanlar da en nihayetinde büyük hayal kırıklığına uğrar. Yaşamak temas halinde olmaktır. Hayatın içinde her duygu vardır. Gelişme dediğimiz, ağrısız olmuyor. Ergenlikte yaşadığımız büyüme ağrılarını düşünelim. Gerçekten çok ağrılı dönemlerimiz olurdu ancak bu ağrıların fiziksel olarak karşılığı vardı. Bir hafta sonra boy atmış veya büyüme atağı yaşamış olurduk. Aynı gelişim duygusal büyüme için de geçerlidir. Bizi mutlu etmeyen deneyimleri hakkıyla yaşadığımızda içsel büyüme gerçekleşir.

BİTTİ

Elazığ'da düğün minibüsü park halindeki kamyona çarptı! Ölüler ver yaralılar varElazığ'da düğüne gidenleri taşıyan minibüsün park halindeki kamyona çarpması sonucu 3 kişi öldü, 12 kişi yaralandı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Türkiye’nin haber yaşam platformu Milliyet Dijital yenilendi!

Uygulama ile devam et, gündemi kaçırma!

Şimdi DeğilHemen Keşfet