17.05.2026 - 09:00 | Son Güncellenme:
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Eskişehir Kültür Yolu Festivali kapsamında aralarında Milliyet.com.tr Yayın Koordinatörü Hasan Çetinkaya'nın da bulunduğu gazetecilerle bir araya gelerek turizm stratejisinden kültürel miras çalışmalarına, Formula 1’den uluslararası etkinliklere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Eskişehir Kültür Yolu Festivali açılış programının ardından gazetecilerle bir araya geldi. Bakan Ersoy’a masada, Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, AK Parti Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu, AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, AK Parti MKYK Üyesi Mürsel Çavdar eşlik etti.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda turizmden kültürel mirasa, uluslararası etkinliklerden tanıtım stratejilerine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin turizmde krizlere karşı dayanıklı bir yapı oluşturmayı hedeflediğini belirten Bakan Ersoy, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ile birlikte tanıtım faaliyetlerinin güçlendirildiğini, ürün ve destinasyon çeşitliliğinin artırıldığını ifade etti. Türkiye’nin “istikrar adası” konumunu koruduğunu vurgulayan Ersoy, savaş ortamına rağmen yurt dışı rezervasyonlarında yeniden hareketliliğin başladığını söyledi. Kültür Yolu Festivalleri’nin şehir ekonomilerine katkısına dikkat çeken Bakan Ersoy, Formula 1 organizasyonu, halk plajı projeleri, kültür varlıklarının iadesi ve uluslararası tanıtım çalışmalarıyla Türkiye’nin küresel turizmde daha güçlü bir konuma taşındığını belirtti.

Bakan Ersoy'un açıklamaları şöyle:
Bu coğrafya çok güzel bir coğrafya. Geçmişte de krizler vardı, günümüzde de krizler var ve maalesef gelecekte de krizler olacak. O yüzden biz 2018’de turizm strateji değişikliğine giderken, öncelikle hedefimiz sektörümüzü krizlere bağışıklı hale getirmekti… Bu bağlamda 2019 yılında Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nı kurduk. Burada amaç istikrarlı, yoğun tanıtım yapabilmek, ardından ürün çeşitliliğine gitmekti. Eskiden turizmde deniz, kum ve güneş ön plandayken, bugün çok daha geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Yüz ürünümüz var ama altmış tanesini ön plana çıkarıp vurguluyoruz, çok yoğun ürün çeşitliliği yapıyoruz. On iki aylık kazı programları, Geleceğe Miras projesi bu nedenle hayata geçirildi. Kültürel miras alanında Türkiye'nin rakipsiz bir hazinesi var.
“GASTRONOMİYİ TURİZM STRATEJİSİNİN MERKEZİNE YERLEŞTİRDİK”
Eskiden gastronomiye turizmin tamamlayıcı bir unsuru olarak bakılırdı; ancak bugün artık turizm stratejimizin merkezinde yer alan temel bir bileşen haline geldi. TGA ile birlikte, Türk Hava Yolları gibi güçlü bir stratejik ortağa sahibiz. 350 noktaya direkt uçuş sağlayarak küresel erişimimizi genişletiyor. Yeni stratejimizle kaynak ve destinasyon çeşitliliğini de artırdık. THY’nin uçtuğu her nokta artık bizim için potansiyel bir hedef destinasyonu.
“200’E YAKIN ÜLKEDE TANITIM YAPAN, KRİZLERE DAYANIKLI VE ‘İSTİKRAR ADASI’ TÜRKİYE”
Eskiden altı yedi pazardan ziyaretçi alıyorduk. Şimdi 200’e yakın ülkede çok yoğun tanıtım yapan, kırmızı bayrağın üstü her noktadan ziyaretçi getiren bir ülke haline geldik. Krizlere karşı olan bağışıklığımız arttı. Savaşın kazananı olmaz, savaşta kaybetmedim diyen de olmaz. Herkesin savaş noktasına olan uzaklığı, savaşta almış olduğu pozisyona göre etkileşimleri oluyor. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde, Türkiye'nin izlemiş olduğu barışçıl dış politika çok etkili oluyor. İstikrar adası şeklinde olan Türkiye’nin yakın çevresinde son birkaç yıldır çok yoğun çatışmalar var ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemiz, son zamanlarda uyguladığı politikayla savaşları bitirmeye çalışan “peace maker” görevi üstlenen, barışı getirmeye çalışan ülke konumunda.
Türkiye'nin İstikrar Adası olması için yaptığı şey şu: Bir savaşa girmemek için güçlü olmanız gerekiyor, güçlü değilseniz zaten bir şekilde sizi savaşa dahil ediyorlar. O açıdan Türkiye'nin savunma sanayinde yaptığı yatırımlar çok çok önemli.
“YURT DIŞINDAN REZERVASYON AKIŞI, CİDDİ ORANDA HIZLANMIŞ DURUMDA”
Yurt dışından rezervasyon akışı, savaşın ilk günlerindeki seviyede değil; ciddi oranda hızlanmış durumda. Hatta bazı günlerde geçen yılın rakamları da yakalanmaya başlandı. Bu sürecin tamamen normale dönmesi ise nihai ateşkesin sağlanmasına bağlı. Ancak ateşkes henüz sağlanmamış olsa da, biz konaklama sektöründe bu yıl erken rezervasyon kampanyalarını nisan ve mayıs aylarına kadar sürdürme kararı almıştık. Savaşın etkisiyle bu süreç biraz daha uzadı. Şu anda rezervasyon akışı bazı günlerde geçen yılki seviyeleri yakalamaya başladı.

Her şeyden önce, kültür varlıklarının ait oldukları yerde sergilenmesi gerektiğine inanıyoruz ve artık dünyanın da bunu kabul etmesi gerekiyor. Türkiye’de bu konuda yasal düzenleme 1903 yılında yapıldı. Dolayısıyla 1903 öncesinde yurt dışına çıkarılan eserlerle, 1903 sonrasında kaçırılan eserler arasında hukuki açıdan farklı durumlar bulunuyor. Göreve geldikten sonra özellikle Kaçakçılıkla Mücadele Birimini Daire Başkanlığı seviyesine çıkardık. Bu sayede hem ekip sayısını hem de ekiplerin yetki ve uzmanlık kapasitesini yaklaşık üç kat artırmış oluyorsunuz. Diplomatik ve hukuki süreçler bu şekilde daha güçlü ilerliyor.
İkinci olarak ise kaynak ülkeler, alıcı konumundaki ülkeler ve geçiş güzergahındaki ülkelerle ikili protokoller imzaladık. Bunun da çok önemli bir etkisi oldu. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde bir eser için yürütülen dava süreçleri normalde 5-10 yıl sürebiliyor ve milyonlarca dolarlık maliyetler ortaya çıkabiliyor. Ancak protokol bulunan ülkelerde bu süreçler birkaç aya kadar düşebiliyor ve hukuki maliyetler ciddi şekilde azalıyor.
Bir diğer önemli konu da caydırıcılık. Bugün artık dünyada şu çok iyi biliniyor: Anadolu kökenli bir kültür varlığı izinsiz şekilde yurt dışına çıkarılmışsa, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı bunu mutlaka takip ediyor. Gelişmiş takip sistemlerimiz sayesinde eser gün yüzüne çıktığı anda tespit ediliyor ve güçlü bir hukuk mücadelesi başlatılıyor. Sonunda da ne pahasına olursa olsun o eser geri alınıyor.
Bunun yanında Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı sahada da çok yoğun çalışıyor. Ekipler il il, köy köy dolaşıyor; kahvehanelerde vatandaşlarla buluşuyor. Zaten en büyük destek de vatandaşlarımızdan gelen ihbarlar sayesinde sağlanıyor. Ardından güvenlik güçlerimiz, İçişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız hızlı şekilde devreye girerek gerekli müdahaleleri yapıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’ye iadesi sağlanan kültür varlıklarının yaklaşık üçte ikisi son 25 yılda geri getirildi. Bu eserlerin yarısına yakını ise son sekiz yıllık dönemde Türkiye’ye kazandırıldı.
“BU SÜREÇLERDE BİREBİR İLİŞKİLER ÇOK ÖNEMLİ”
Türkiye çok büyük bir kültürel hazineye sahip. Özellikle Göbeklitepe artık dünya çapında rakipsiz bir konumda. Bu kapsamda geçtiğimiz yıl ilk kez Kolezyum’da yer aldık ve çok büyük ilgi gördük. Yıllık yaklaşık altı milyon ziyaretçi alan Kolezyum’un en prestijli alanlarından biri bize tahsis edildi. İtalya’dan gelen kültür turistlerinin Türkiye’ye ilgisini artırmayı amaçladık. Aynı zamanda Kolezyum, dünyanın dört bir yanından kültür turizmi ziyaretçisi çeken çok önemli bir merkez. Bu sayede yalnızca İtalyan ziyaretçilere değil, dünyanın her yerinden gelen turistlere de Göbeklitepe’yi ve Türkiye’nin kültürel mirasını tanıtma fırsatı yakaladık. Her iki hedefimize de ulaştık ve ortaya çıkan ilgiden son derece memnun kaldık.
Daha sonra İtalya Kültür Bakanı ile yaptığımız görüşmelerde bu iş birliğini sürdürmek istediğimizi ifade ettik. Karşı tarafta da büyük bir ilgi oluştu. Biz de bu kapsamda Troya Sergisi’ni Roma’ya götürme teklifinde bulunduk. Bunun nedeni de Roma’nın kuruluş hikayesinin Troya’ya dayanması. Haziran ayının 11’inde Roma Kolezyum’da Troya Sergisi’nin açılışını gerçekleştireceğiz.
Öte yandan Berlin’de de Göbeklitepe Sergisi devam ediyor. Biz bu tür çalışmaları özellikle uluslararası kaynak destinasyonlarda ve yoğun ziyaretçi alan önemli merkezlerde sürdürmeye devam edeceğiz. Bu süreçlerde birebir ilişkiler çok önemli. İlgili bakanlıklarla, genel müdürlüklerle ve kurumlarla güçlü ilişkiler kurmadan bu tarz prestijli alanları kullanmanız mümkün olmuyor. Hatta çok yüksek bütçeler teklif edilmesine rağmen bazı ülkelere bu alanların verilmediği durumlar oldu. Burada mesele yalnızca maddi imkan değil; doğru ilişkiyi kurabilmek, karşı tarafı ikna edebilmek ve iki tarafın da kazanacağı bir kültürel iş birliği modeli oluşturabilmek.
“MİNİ DİZİLER MİLYARLARCA GÖRÜNTÜLENME VE TIKLANMA RAKAMINA ULAŞTI”
Türk dizilerinin hedef ülkelerde çok güçlü bir etkisi olduğunu biliyoruz. Bu nedenle mini dizi stratejisine geçtik. Açıkçası bu projeler beklentilerimizin de üzerinde bir başarı elde etti. Hedef ülkelerde sosyal medya platformları üzerinden yayınladığımız bu içerikler milyarlarca görüntülenme ve tıklanma rakamına ulaştı. Bu içeriklerle Türkiye’nin turizm destinasyonlarını, kültürel mirasını ve arkeolojik değerlerini tanıtıyoruz. Elde edilen başarıyı görünce süreci bir adım daha ileri taşımaya karar verdik. Bu noktada yapımcılarla da önemli görüşmeler gerçekleştirdik. Zaten onların da bu tür desteklere ihtiyacı vardı. Bu kapsamda yeni bir destek modeli oluşturduk. Artık senaryosunda Türkiye’nin tanıtımına, kültürel değerlerine ve öncelikli destinasyonlarına yer veren dizi ve film projelerine Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı ile Bakanlık olarak destek sağlayacağız.
Burada birkaç kriter öne çıkıyor. Öncelikle senaryoda Türkiye’nin nasıl ve hangi unsurlarla yer aldığı önemli olacak. İkinci olarak ise yapımın hedef destinasyonlarımızda elde ettiği izlenme oranları ve etkisi dikkate alınacak. Bu kriterlere göre oluşturulan bir hesaplama modeliyle her bölüm için destek verilecek. İnşallah 2026 yılı itibarıyla ilk destekleri hayata geçirmeye başlayacağız.
“EĞER ULUSLARARASI ÖLÇEKTE SES GETİRECEK BİR ETKİNLİK DÜZENLİYORSANIZ, BİZ SİZE GÜÇLÜ DESTEK VERİRİZ”
Türkiye artık yalnızca kültür sanat etkinliklerinin değil; uluslararası organizasyonların, kongrelerin ve büyük spor etkinliklerinin de önemli merkezlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Böylece her koşulda dünya etkinlik takviminde yer alan bir ülke konumuna geliyorsunuz. Bu yıl da çok önemli organizasyonlarımız var. 30 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Kanye West konserinde 100 binin üzerinde ziyaretçiye ulaşmayı hedefliyoruz. Andrea Bocelli konseri gibi uluslararası ölçekte başka önemli etkinlikler de var. Futbolseverler için de 20 Mayıs’ta UEFA Avrupa Ligi Finali büyük bir heyecan yaratıyor. Şu anda final karşılaşmasının biletleri tamamen tükenmiş durumda. Türkiye’nin çok yoğun ziyaretçi ağırlayacağı önemli bir haftaya giriyoruz. Bu etkinliklerin tamamının bizim organizasyonumuz olması gerekmiyor. Bizim yaklaşımımız, tüm organizatörlerle güçlü bir iş birliği içinde hareket etmek. Eğer uluslararası ölçekte ses getirecek bir etkinlik düzenliyorsanız, biz size güçlü destek veririz. Örneğin şu anda UEFA Avrupa Ligi Finali için yurt dışında çok yoğun bir tanıtım çalışması yürütüyoruz. Aynı şekilde, 2026 yılının kasım ayında düzenlenecek COP31 sürecinde de özellikle ağustos ayından itibaren çok kapsamlı bir uluslararası tanıtım kampanyası yürüteceğiz.
Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın temel görevlerinden biri de bu. Türkiye’yi uluslararası etkinliklerin merkezi haline getirmek için çalışıyoruz. Bu kapsamda yeni dijital platformlar da oluşturuyoruz. “Türkiye Events” ve “İstanbul Events” adıyla iki yeni yapı kuruluyor. Böylece GoTürkiye’nin yanında, uluslararası etkinliklerin dünyada daha görünür şekilde takip edileceği yeni tanıtım ve iletişim kanalları oluşturmuş olacağız.