Geri Dön

‘Hiçbir şey hayatı ertelemeye değmiyor’

Türkiye’nin önde gelen bakliyat markalarından Reis Gıda’nın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, “Cebimde bir kuruş sermayem yoktu, ödünç telefon ve masayla ticarete başladım” diyor

‘Hiçbir şey hayatı ertelemeye değmiyor’

“Avunun kokusunu,
Güneşin batışını,
Denizin kıpırtısını özledim.
Toprağın tütüşünü,
Camdan güneşin yansımasını,
Çamurda yürümeyi özledim.”

Ne bir şaire, ne de eski bir kitapta gizli kalmış bir şiire ait bu dizeler. Bir işadamının satırlara dökülen özlemleri okuduğunuz... Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, yaşadığı zorluklara inat hiç bitmeyen heyecanını anlatıyor adeta satırlarda.
Çocukluğu lastik ayakkabı ve yamalı pantolonla, saatlerce süren okul yollarında geçmiş Reis’in, gençlik yılları ise babasının ölümüyle sırtına binen geçim sıkıntısıyla boğuşmakla... Ailesini geçindirebilmek için hayalini kurduğu hukuk fakültesini yarıda bırakarak genç yaşında yüklenmiş hayatı. “Çalışmaktan hiç yılmadım ve istediğime ulaştım” diyen Reis’in içinde ukde kalan ise yarıda bıraktığı hukuk fakültesini bitirememek olmuş.

İnebolu’da başlayan hayatınızın çocukluk ve gençlik yılları zorluklarla geçmiş...

Varlıklı bir aile değildik, küçük yaşlarda lastik ayakkabı, yamalı pantolonla okula gitmek için saatlerce karda yürüdüğümüzü hatırlarım. Babam okumamı çok isterdi, ben de ya doktor ya da avukat olmayı kafama koymuştum.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Kendi masraflarımı çıkarmak için okulla beraber 2 işte birden çalışıyordum; sabahtan öğlene kadar muhasebecilik, okuldan sonra ise taksi şoförlüğü yapıyordum. Okula yetişmek için Unkapanı’ndan Beyazıt’a koşarak giderdim.

Ama sonra hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalmışsınız...

3. sınıfta okurken babam vefat etti ve ekonomik olarak zor durumdaydık. İstanbul’da yalnızdım, paraya ihtiyacım vardı ve okuyordum. Bir karar vermem gerekiyordu, ya okula devam edecektim -ki ailem geçim sıkıntısı içindeydi- ya da okulu bırakıp para kazanabileceğim bir işe girecektim. Ben 2. şıkkı seçtim ve okulu bırakıp ticarete atıldım.

Daha sonra okula devam etmeyi düşünmediniz mi hiç?

Okulu bitirememek içimde hep bir ukde olarak kalacak sanırım. Şimdi keşke bırakmasaydım diye düşünüyorum. Tekrar okula başlamak için hiç zamanım olmadı, hep çalışmak zorunda kaldım. Ama yaptığım işi de seviyorum bu nedenle pişmanlığım büyük değil.

‘Hiçbir şey hayatı ertelemeye değmiyor’
Ticaret hayatına Unkapanı’nda pirinç alım satımı yaparak başmışsınız. Neden bakliyat sektörünü tercih ettiniz?

Çünkü okul döneminde pirinç ticareti yapan bir şirkette muhasebeci olarak çalıştım. Okulu bıraktıktan sonra da bu işe bir süre devam ettim. Sonra kendim bir yazıhane açıp pirinç ticareti yapmaya karar verdim çünkü bakliyat piyasasında az çok deneyimim olmuştu. Cebimde bir kuruş sermayem yoktu, ödünç telefon ve masayla ticarete başladım. Çalışmaktan hiç yılmadım ve istediğime ulaştım. Toptan pirinç satışları yapıyordum iç piyasaya, pazarcılara... Daha sonra paketli ürünlerin satıldığını gördüm ve 1993’te paketli ürünler satmaya başladım.

Size sektörün Don Kişot’u deniliyor. Neden?

Bu lakabı ilk olarak 1994’te sektörde sabit fiyat uygulamasını başlattığım için taktılar bana. Ramazan döneminde özellikle gıda sektöründe satıcıların, şirket sahiplerinin elleri kaşınmaya başlar. Bu dönem talep artar, satıcılar da fiyatları artırmak için arzı kısar. Yine öyle bir dönemdi, yıllık enflasyon yüzde 120 dolaylarındaydı ve gıda fiyatları çok artmıştı. Markalar fiyatlarını artırırken ben sabit fiyat uygulamasını başlattım.

Bu girişiminizle neyi kanıtlamaya çalıştınız sektörde?

İş hayatında önem verdiğim en büyük konu adaleti sağlamak. Sadece para kazanmak için bir işi yapmazsınız. Ben geçim sıkıntısı nedir çok iyi biliyorum ya da ay sonunu getiremeyen insanların neler yaşadıklarını... Bu yaptığımla tüm Türkiye’nin doyacağını düşünmemiştim elbette ama işadamlarının vatandaşı da düşünmesi gerektiğini göstermek için önemli bir adımdı, benim için ise büyük riskti bu. Beni reklam yapıyorum diye mahkemeye verdiler, medya ve tüketici ise bana inandı ve Don Kişot dediler.

Peki bu davranışınız size kaybettirdiği şeyler oldu mu?

Zaman zaman çok tehditler de aldık ama ‘demirden korkan trene binmez’ dedik. ‘İflas etti, kapatıyor’ gibi dedikodular çıktı. Şimdi ise Reis’i satıp farklı bir işe gireceğim söyleniyor. Böyle bir şey yok, ben kendi bildiğim işi yaparım. Bine yakın insan ekmek yiyor bu şirketten.

Siyasete girerek, savunduğunuz görüşleri meclise taşımayı düşünmüyor musunuz?

Bulunduğum yerden sektörün sorunlarını, Türkiye tarımını daha iyi takip edebiliyorum, hiçbir bağım ve beklentim yok mücadelemde.  Meclise girsem beni iki günde partiden atarlar, çünkü doğru bildiğim yoldan dönmem. Politikanın içinde olsam düşündüklerimi rahat söyleyemem.

Sektördeki duruşunuz marka bilinirliğinize yansıdı mı?

Bir marka yaratacaksanız, o markanın altını dolduracaksınız. Bir ağacı zamanında budamazsanız, o ağaç büyümez. Hem kaliteli ürünlerimiz hem de duyarlı çalışmalarımızla halk bizi tanıdı. Herkesin gittiği yerden gidip, izleri takip ederseniz başarıya ulaşamazsınız, iz bırakmanız gerekir; ben de işimde hep bunu yaptım. Gıda mühendisi hiçbir firmada zorunlu değilken ben gıda mühendisiyle çalıştım. Bir marka yaratacaksanız, emek sarf etmelisiniz. Eğer halkın sorunlarına duyarlı olduğunuzu gösterirseniz, ülkeniz için bir şeyler yaparsanız tüketicinin eli rafta sizin ürününüze gider.

Nasıl bir mizacınız var? Hırslı, duygusal, sinirli...

Karadenizliyim ben, onun verdiği bir mizaç var. Heyecanlı ve telaşlıyımdır, bir iş varsa elimde onu hemen tamamlamak isterim. Bu konuda ailemden tepki alıyorum aslında. Duygusal bir insanım, olmayan yerlerde gözyaşı dökebilirim. Bir de yaptığım işlerde herkesin gittiği yerden gitmem, farklılıklar yaratmaya çalışırım. Mazeret başarının yerini tutmaz; benim felsefem bu.

Mizacınız yöneticiliğinize nasıl yansıyor?

Ben hiç patron olamadım. 200 kişi çalışıyor burada, hepsiyle bir aile gibiyiz; patron çalışan ilişkisi yok, mesai arkadaşıyız. Ben işimin hamalıyım; en erken ben giderim, en son ben çıkarım şirketten.

Yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz, kendinize ve ailenize yeteri kadar zaman ayırdığınızı düşünüyor musunuz?

Uyumayı seven biri değilim. Günde 4 saat uyku yetiyor bana. Sabah ezanıyla uyanırım. Sonra kahvaltımı eder, erkenden şirkete giderim. Ama akşam en geç sekiz gibi evde olurum, akşama toplantı ya da iş yemeği almamaya gayret ederim. Aslında evcimen biriyim. Hafta sonlarını ise sadece aileme ayırırım, gerekli olmadıkça çalışmam. Çünkü evinizde huzur olmadığı zaman işinizde de huzurunuz olmaz. Hafta sonu sabah kahvaltılarını ben hazırlarım, meşhurdur kahvaltılarım. 28 yıldır bu böyle; evden işe, işten eve... Kızlarımdan biri benimle şirkette çalışıyor, diğeri üniversitede; onlarla vakit geçirmek tüm sıkıntılarımı unutturuyor. Boks seyretmeyi, belgesel izlemeyi seviyorum. Filmlerse bana çok inandırıcı gelmiyor.

‘Hiçbir şey hayatı ertelemeye değmiyor’
Yaz geldi, tatil planlarınız var mı?

7 yıldır tatil yapmadım. Hayatımı kendim planlayamıyorum, bu beni sıkıyor. Eşim her yıl plan yapar ama son anda bir işim çıkar ve erteleriz. Hiçbir şey hayatı ertelemeye değmiyor, bunun bilincindeyim.

‘İşteki problemlerimi eve taşımam’

Sıkıntılı olduğunuz anlarda rahatlamak için neler yaparsınız?

Arabada müziği açıp eve gitmeden önce kısa bir gezintiye çıkarım. İşteki problemlerimi eve taşımam.

Kızınız sizin yerinize yetişiyor. Siz emeklilik hayalleri kurmaya başladınız mı?

İnsanlar için bir şey yapamıyorsanız artık, emekli oldunuz demektir. Ben çalışmadan, üretmeden duramam sanırım. Hiçbir işim olmadığı anlarda defterime şiir yazarım.

‘Doğduğum yere borçluyum’

Reis gıda olarak birçok sosyal sorumluluk projelerine de imza atıyorsunuz. Son olarak yürüttüğünüz bir proje var mı?

Biz 1993’ten bu yana 5 binin üzerinde üniversite öğrencisine burs verdik, hâlâ burs vermeye devam ediyoruz. Bir organ bağışı kampanyası başlattık, 240 kişi organını bağışladı.
Yanı sıra Mehmetçik ailelerine destek olmak için etkinlikler düzenliyoruz, kadın sığınma evlerine, sokak çocuklarına ve engellilere çeşitli yardımlar yapıyoruz. Bunun dışında İnebolu’da da yatırımlarımız oldu, bunlar da bir sosyal sorumluluk aslında; belediyenin tesislerini yenileyerek turizme açtık. Şimdi 41 ülkeden turist geliyor İnebolu’ya. Doğduğum yere borcumu bu şekilde ödemeye çalışıyorum.

Sokakta kimseyi bulamadı, köpekle futbol oynadıHatay’da vatandaş sokağa çıkmayınca canı sıkılan esnaf, sokak köpeği Pamuk ile futbol oynadı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber