Kültür Sanat‘Atalarımızın günahları ve utançları bizi zehirler’

‘Atalarımızın günahları ve utançları bizi zehirler’

07.12.2025 - 07:00 | Son Güncellenme:

Defne Suman, “Rüyaya Benzer”de okuru ‘90’lara götürüyor. Suman: “Tutulmamış yasların insanı hasta ettiğini psikolojinin birçok dalı bize söylüyor. Bunu hem kişisel hem toplumsal düzeyde düşünebiliriz”

‘Atalarımızın günahları ve utançları bizi zehirler’

Ümran Avcı - Defne Suman son kitabı “Rüyaya Benzer”de okurunu hafıza yolculuğuna çıkarıyor. Roman; milenyumun karşılandığı yılbaşı gecesi, üniversiteli Azra Tekin’in cansız bedenin Beyoğlu’nda bir handa bulunmasıyla başlıyor. Suman; Azra’yı ölüme götüren olaylar silsilesinin peşine düşerken bir yanıyla sımsıcak bir dostluk hikâyesi anlatıyor. Bunu yaparken de arka fonda ‘90’lı yılların çalkantılı yıllarından ülkenin yakın tarihine bakış atıyor. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Romanda yakın geçmişin yaraları karşımıza çıkıyor. Yüzleşme çağrısı, hafıza tazelemesi demek mümkün mü?

Kitaba bir isim düşünürken aklıma gelen başlıklardan biri de “Suskun” idi. Açıkça konuşmadığımız ya da hep etrafından dolandığımız meseleleri su yüzüne çıkartmak gibi bir derdim var. Bu sırf bana özgü bir dert de değil. Benim kuşağım yazarların hemen hepsinde toprağın altına gömülen günahlarla yüzleşme istediğini görüyorum. Belleği dürtmek evet. Hatta kolektif belleğin üzerini örten ölü toprağını atmak, kabuğun altına girmek, orada hâlâ acıyla atan damara basmak. Tutulmamış yasların insanı hasta ettiğini psikolojinin birçok dalı bize söylüyor. Bunu kişisel düzeyde olduğu kadar toplumsal düzeyde de düşünebiliriz. Atalarımızın kayıplarını hücrelerimizde taşıyorsak, onların günahları ile utançlarının da kuşaklar boyunca bizi zehirlediğinden söz edebiliriz sanırım.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sahne genç bir kızın cesedinin bulunmasıyla açılıyor. İnsanların hikâyelerini öğrendikçe kayıplar istatistik olmaktan çıkıyor. 

Anlatıcısı bir ölü, bir ruh, bir hayalet olan bir hikâyenin inşası teknik açıdan gerçekten zor. Ben de bu hikâyeyi Azra dışında birçok farklı kişiye anlattırmayı denedim. Sevgilisi Enis’in eli kalem tutuyordu örneğin. Enis bize o günleri anlatamaz mıydı? Veya olağanüstü zeki ve 10 parmağında 10 marifet Neriman’dan dinleyemez miydik Azra’nın ölümü ardındaki gizemin öyküsünü? İnanın hepsini denedim. Ama kalem döndü dolaştı, Azra’nın diline dolandı. Bunun Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi ile doğrudan bağlantılı bir seçim olduğunu sonradan anladım. Tam da sizin işaret ettiğiniz gibi hikâyesini öğrendiğimiz bir ölü artık bir sayı olmaktan çıkar. Cumartesi Anneleri, 30 seneyi aşkın bir süredir evlatlarının adı sanı bilinmeyen bir kayba indirgenmemesi için mücadele ediyor. Bu hikâyeyi bize elbette bedenini toprağa kavuşturmayı becermiş bir ruh anlatacaktı.

Kitabınızda “Kadınların arkadaşlığı aşka benzer. Benzemez, aşkın ta kendisidir” diyorsunuz.

Hayatın hayhuyu içinde arkadaşlık en güme giden ilişki formu belki de. Kaynaklarımızı evliliğe, çocuklara, işimizde yükselmek için kurduğumuz ağların inşasına akıtmak konusunda cömert davranıyoruz. Kaynaklar dediğim de zaman, para ve enerji tabii ki. Bu pastada arkadaşlığa en küçük dilim düşüyor. Oysa zamana en dayanıklı ilişki de arkadaşlık. Gençlikte kurulan dostluklar bizi ömrün sonuna kadar götürecek kadar kuvvetli. 85 yaşın üzerindeki insanlara bakıyorum. Ailelerinden çok çocukluk arkadaşlarıyla görüşüyorlar, günlerini yeniden onlarla geçirmeye başlıyorlar. Kadınların arkadaşlıklarına gelince… Özellikle yeniyetmeliğimizde edindiğimiz kız arkadaşlarımızla ilişkimizi hatırlayalım mı? Sahiplenme var, kıskançlık, her an birlikte olma isteği, ayrılığa tahammülsüzlük, ayrılır ayrılmaz mektuplara sarılmak… Aşk değilse nedir bu?

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler