28.09.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:
Müjde Işıl - Geçen sene 37. Tokyo Film Festivali Asya’nın Geleceği Bölümü’nde En İyi Film Ödülü kazanan “Gündüz Apollon Gece Athena” bu sene Türkiye’de vizyona girmeden önce Japoncada “Yabancı” anlamına gelen “Ihojin” adıyla Japonya’da seyirciyle buluşmuştu. Bu hafta Adana’da Altın Koza için yarışırken ülkesinde de ticari gösterime geliyor. Film, Emine Yıldırım’ın ilk uzun metrajı. Daha önce “Kusursuzlar” filminin senaryosunu yazmış, birçok projeye yapımcı olarak imza atmış ve kısa filmler de yönetmişti Yıldırım. Hatta kısa filmlerden, 2023 tarihli “Kadıköy’ün En İyi Falcısı”nda, “Gündüz Apollon, Gece Athena”nın başkahramanı Defne ile ilk kez tanışmıştı sinemaseverler. “Gündüz Apollon Gece Athena” iki açıdan dikkat çekiyor bu yüzden. Sinemamızda bunun gibi kısa filmden uzun metraja geçen karakterler pek yok. Keza her hafta birbirinden tuhaf isimlerle vizyona giren yerli cinli filmler arasında hayaletli yani fantastik hikâyesiyle kendine özel bir yer de açıyor.
‘90’ların sancıları
“Gündüz Apollon Gece Athena” hem fiziken hem de ruhen sakin bir yol hikâyesi. Annesini hiç tanımamış olan Defne, onun mesleğinden yola çıkarak izini bulmaya çalışırken aslında geçmişiyle ve huzursuz benliğiyle uzlaşmanın patikasında yürüyor. Filmdeki bir diğer anne-kız ilişkisi ise Nazife ile kızı arasında. Onlarınki, Defne’nin durumunun tam tersi. Hayalet anne, kızının peşinde koşuyor. Selen Uçer, bu karakteri başarıyla canlandırıyor. Nazife ve kızının kavuşması ne kadar detaylı ilerliyorsa Defne ile annesinin ilişkisi ise o kadar mesafeli gelişiyor. Dolayısıyla o yüz yüze hesaplaşmasının kısa tutulması, seyirciye de mesafeli geliyor ve filmin genel hikâyesinde zirve noktası yapamıyor.
“Arkadaşım Şeytan” gibi eli yüzü düzgün örnekleri olsa da fantastik tür, sinemamızda şimdilik cinli perili filmlere hapsolmuş durumda. “Gündüz Apollon Gece Athena”nın bu açığı kapatması ve hikâyesini kadınların dertleri üzerinden anlatması dikkate değer. İster geçmişte ister bugün de devam eden sorunlara rağmen umudu elden bırakmaması, kahramanlarına sempatiyle yaklaşması da…
Filmin en ilginç karakteri ise sonlara doğru hayatındaki gerçekleri öğrendiğimiz hayalet Hüseyin. Barış Gönenen’in ete kemiğe büründürdüğü Hüseyin, gerçek hayatta başına gelenlere rağmen sağduyulu ve pozitif. Defne onu sıkıcı ve pasif bulsa da o Defne’yi hem koruyor hem de ona abilik yapıyor. Hüseyin’in temsil ettiği taraf, filmin politik açıdan da güçlü yönü. Hikâyeyi anne-kız ilişkilerinden çıkararak ‘90’ların sancılarına da ortak ediyor. Hem geçmişten bugüne bakan gözlemci hem de mekân sahipliği konumu ise Side Antik Kenti’ni filmin ana karakterlerinden birine dönüştürüyor.

Yıllar sonra yine bir arada
Filmin oyuncu kadrosunun özel bir birlikteliği var. Atıf Yılmaz’ın “Düş Gezginleri” filminden üç oyuncu 30 küsur sene sonra yeniden buluşuyor. Deniz Türkali ve Lale Mansur’u yıllar sonra bir araya getiren “Gündüz Apollon Gece Athena”da, “Düş Gezginleri”nde Lale Mansur’un çocukluğunu oynayan Ezgi Çelik, bu sefer de Lale Mansur’la anne-kızı oynuyor. Hepsini yeniden aynı filmde izlemek gerçekten keyifli ve anlamlı. Özellikle Ezgi Çelik, Defne’nin gelgitli ruh hâlini başarıyla canlandırıyor.