Kültür SanatBir cinayetin anatomisi

Bir cinayetin anatomisi

14.12.2025 - 07:00 | Son Güncellenme:

Raşel Meseri, 19 Ağustos 1927’de İstanbul Karaköy’deki Bankalar Caddesi’nde öldürülen 23 yaşındaki Elsa Niego’nun cinayetinin öyküsünü anlattığı kitabıyla Attilâ İlhan Roman Ödülü’nü kazandı

Bir cinayetin anatomisi

Ümran Avcı - Takvimler 19 Ağustos 1927’yi gösterdiğinde İstanbul Karaköy’deki Bankalar Caddesi’nde Elsa Niego adlı 23 yaşındaki bir kadın öldürüldü. Fail; evli ve çocuklu olmasına rağmen Elsa’ya evlilik teklifinde bulunmaya cüret eden Osman Ratıp’tı. Reddedilince Elsa’yı sokak ortasında katletti. İstanbullu Museviler “Adalet istiyoruz” diyerek sokaklara döküldü. Raşel Meseri, olaydan neredeyse 100 yıl sonra yeniden gündeme taşıdığı “Elsa Niego’nun Cenaze Alayı” adlı kitapta anlattığı Else Niego’nun hikâyesi ile Attilâ İlhan Roman Ödülü’nü Sibel K. Türker ile paylaştı. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Çoktan unutulmuş, hatta bugün çoğu insanın adını bile bilmediği Elsa Niego cinayetini yeniden hatırlattınız. Elsa’nın hikâyesini yazma fikri nasıl doğdu?

Türkiye’de istatistikler her gün en az bir kadının erkek şiddetiyle öldürüldüğünü gösteriyor. Örgütlü ve kararlı kadınların yıllardır sürdürdüğü mücadele bu gerçeği topluma duyurmak için ve patriyarkal düzeni ifşa etmek için elinden geleni yapıyor. Bu düzen içerisinde, neredeyse 100 yıl önce öldürülen bir kadının hikâyesinin unutulmuş olmasına şaşmamak gerek. Elsa Niego’nun öldürülmesi, bir yandan kadına yönelik şiddetin tarihselliğini hatırlatan bir vaka. Bunun yanı sıra Elsa’nın cenazesinin kaldırıldığı gün yaşananlar, Türkiye tarihinde eşine pek rastlanmayan bir protestoya dönüşüyor ve azınlık/öteki olarak görülen bir topluluğun adalet talebini dile getirmesine vesile oluyor, bu da siyasî ve toplumsal birçok gelişmeyi tetikliyor. Bu hikâyeyi ilk kez bir makale okurken öğrendim ve içinde barındırdığı katmanları görünce bir sarsıntı yaşadım. O anda üzerinde çalıştığım dosyayı bir kenara bıraktım ve karar verdim, Elsa Niego’yu yazmalıydım. Bu tarihsel olaydan yola çıkarak onu yeniden kurgulamalı, tarih ile kurguyu birleştirmeliydim. Uzun süre araştırma yaptım, romanın kurgusu üzerine düşündüm. Binlerce kişinin “adalet istiyoruz” diye yürüdüğü cenaze alayına, o güne odaklanmaya karar verdim. Zaman geçişleriyle ve atlamalarıyla günümüzü de içine alan ve tek bir güne yayılan bir anlatıyla, Elsa’nın öldürülmesinin tetiklediği siyasi ve toplumsal dinamikleri olabildiğince aktarmaya çalıştım.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

“Cereyan etmiş, etmekte olan veya edecek hiçbir olayın faili tek değil. Onun arkasında onu yaratan, yaratılması için durmaksızın çalışan bir çark var” diyorsunuz romanda. “Kadın cinayetleri politiktir” söyleminin altını yukarıdaki cümle ile çizdiğinizi söylemek yanlış olmaz sanırım?

Haberin Devamı

Kadın cinayetleri, patriyarkal düzenin erkek egemen zihniyete tanıdığı ayrıcalıkların bir sonucu. Cezasızlık kültürü de aynı düzenin ürünü. Bu nedenle kadın cinayetlerinin politik olduğunu söylüyoruz. Elsa Niego’nun öldürülmesinde belki de iki bağlam birbirinin içine geçiyor: Elsa hem bir kadın hem de Yahudi bir kadın. Bu kesişimsellik, failin aklanma çabasını kolaylaştırırken adalet arayışının zemininin oyulmasına, yabancı düşmanlığının körüklenmesine ve siyasi iktidarın kendi ajandasını hayata geçirmesine de imkân tanıyor aslında. Bu nedenle Elsa Niego cinayeti, buna benzer kesişimsellikleri ve dediğiniz gibi meselenin ‘iffet’ ekseninde tartışılmasının tarihselliğini de düşünmeye alan açma potansiyeli ile tarihte özel bir yer işgal ediyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Romanda yazar figür olarak siz de yer alıyorsunuz. Zimbul karakteri aracılığıyla Elsa’nın mezarına gittiğiniz sahnede hissettiğiniz psikolojik yükten söz ediyorsunuz…

Haberin Devamı

Elsa’nın yattığı kabristana girmek benim için tuhaf bir deneyimdi. Aylardır zihnimde onunla yaşıyor, onunla uyanıyor, onunla yazıyordum. O ana kadar benim için âdeta yaşayan bir karakterdi. Fakat mezar taşındaki fotoğrafı ve 1927 tarihini görmek, onun gerçekten orada olduğunu fark etmek, romandaki zaman kırılmasına benzer bir duygu yarattı. Garip bir tanışıklık hissi zaten vardı, bunu arttırdı, bir çeşit kız kardeşlik hissini çoğalttı. Belki de en ağır yaşadığım an, Elsa’nın öldürüldüğünü öğrenen annesinin onun başında beklediği uzun saatler ve gecenin ilerleyen zamanlarında girdiği halüsinatif ruh hâlini kurguladığım bölümlerdi. Bazen bazı sayfaları yazmak gerçekten zor oluyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler