Geri Dön
Kültür Sanat“Bu geçiş döneminde esas olan kültür sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak”

“Bu geçiş döneminde esas olan kültür sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak”

2020'nin ilk günlerinde Çin'de görülen ardından da kısa sürede tüm dünyaya yayılıp bir pandemiye dönüşen koronavirüs salgını hayatın tüm alanlarını etkiledi. Ancak özellikle yeme-içme, eğlence, kültür-sanat, ulaşım ve turizm gibi sektörler bu süreci en sert şekilde yaşıyor. Salgının başından itibaren durma noktasına gelen sonrasında da çevrimiçi platforma taşınan kültür-sanat etkinlikleri, bu şekilde ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak mekânların kapalı olması nedeniyle müzisyen ve tiyatrocuların yanı sıra sahne çalışanları, organizatörler ve daha pek çok iş kolundaki insan zor günler yaşıyor. Bu zor günlerde müzik ve sahne çalışanları için düzenlenen destek gecelerine katkı sağlayan Anadolu Efes'in Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal ile içinde bulunduğumuz bu zorlu süreci konuştuk.

“Bu geçiş döneminde esas olan kültür sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak”

İhsan Dindar - milliyet.com.tr / ihsan.dindar@milliyet.com.tr

 

Tüm insanlık olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Siz bu olağanüstü günlerinizi nasıl geçiyorsunuz?

Sizin de söylediğiniz gibi hepimiz için zorlu ve belirsizliklerle dolu bir süreç. Hepimizin konfor alanlarının dışına çıktığı bir dönem. Ben de herkes gibi kalabalık sofralar etrafında arkadaşlarımla bir arada olmayı, konserlerde avaz avaz şarkılar söylemeyi, sevdiklerimle birlikte tiyatroya gitmeyi, festivallerde olmayı çok özledim. Bununla birlikte bir yandan da mevcut şartlara uyum sağlamak zorundayız. Dolayısıyla ben bu süreci bir deneyim dönemi olarak görmeyi tercih ediyorum. Baktığımzıda çalışma şekillerimiz de değişti, evde yaşantı şeklimiz de değişti. Böyle olunca "ben bu süreci nasıl geçirebilirim" diye baktım. Normalde sosyal sorumluluk projelerinde sıklıkla yer alan bir insanım. Pandemi sürecinde bunları daha da yoğunlaştırmaya çalıştım. Evden veya sokağa çıkabildiğim ölçüde dışarıda bazı çalışmalara katıldım. Yerel hayvan koruma görevlisiyim. Bakımıyla ilgilendiğim yüz kadar sokak hayvanı var. Dolayısıyla onların hem beslenmesi hem de sağlıkla ilgili bir sorunları olduğu zaman tedavilerinin yapılması içinde yer aldığım çalışmalar oldu. Öte yandan kahkaha yogası eğitmeniyim. İnsanların moralinin çok düşük olabileceği böylesi bir dönemde gülmenin iyileştirici gücünü yaymaya çalıştım. Bu süreçte Instagram'dan gönüllü olarak herkese açık kahkaha yogası seansları yaptım. Bunun dışında normal zamanda trafik ve uzaklık gibi nedenlerle katılamadığım pek çok atölye programlarını çevrimiçi olarak takip ettim.

 

“Müzik iyileştirir” mottosu epey yaygın bir söylem ama yazın sosyal mesafeli bazı denemeler dışında yüz yüze konserlere bir yıldır hasretiz. Pandemi öncesi dönemde pek çok etkinliğin destekçisi olduğunuzu görüyoruz. Peki şu içinde bulunduğumuz dönemde süreç nasıl işledi?

Buna bir geçiş dönemi olarak bakmak lâzım. Bu geçiş döneminde esas olan kültür sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak. Bu sadece ülkemiz için değil, aslında bütün dünya için geçerli olan bir durum diye düşünüyorum. Bu anlamda da çeşitli çözümler bularak bu geçiş sürecini en az hasarla atlatmak önemli. Dolayısıyla bunun için de çeşitli yöntemler bulmaya çalıştık. Bunlardan bir tanesi de dijitalleşme. Bir diğeri de mümkün olduğu zamanlarda sosyal mesafenin korunması şartıyla çeşitli etkinliklerin düzenlenmesi. Müzik alanında en önemli desteklerimizden biri İstanbul Caz Festivali’ne oldu. İKSV ile bu noktada 34 yıllık bir birlikteliğimiz var. Öte yandan sahne sanatçılarının bu zorlu dönemde yanında durabilmek adına yaptığımız sosyal fayda projelerimiz oldu. Ahbap Derneği’nin sahne ve müzik emekçilerine destek için düzenlediği “Sahneye Ses Ver” gecesine beş bin bilet alarak yanlarında olmaya çalıştık. Bu süreçte çok kıymetli bulduğumuz Fasttogether’in de bir parçası ve destekçisi olduk. Bundan son derece memnuniyet duyuyoruz. Orada da verdiğimiz destekle “İhtiyaç Haritası” üzerinden pandemi sürecinde özellikle sağlık çalışanlarının ihtiyaçlarının ihtiyaçlarının giderilmesi ve çevrimiçi eğitime erişim konusunda sınırlı imkâna sahip öğrencilerin desteklenmesi konusunda bir katkı sağladık.

 

Bu tip etkinliklerin destekçisi olurken ne gibi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

Sosyal fayda yaratmak kurum kültürümüzün çok önemli bir parçasını oluşturuyor. Kendimizi her zaman sosyo-ekonomik gelişimin bir parçası olarak görmek istiyoruz. Sosyo-ekonomik gelişim dediğimizde de kültür-sanat bu noktada büyük bir payı olduğunu görüyoruz. İmkânlarımız ölçüsünde desteklemeye de çalışıyoruz. Bu etkinlikleri desteklerken “kültür-sanatın yayılmasına katkı sağlıyor mu” ve “sanat üretimini destekliyor mu” temelde bu iki kritere bakıyoruz. Bu perspektif doğrultusunda köklü bir tiyatro ya da genç bir yönetmenin filmini destekleyebiliyoruz.

 

İKSV’nin düzenlediği İstanbul Film Festivali ve İstanbul Caz Festivali’ne katkılarınız bundan sonraki süreçte de devam edecek mi?

Kültür-sanat alanındaki desteklerimiz 1987 yılında İstanbul Film Festivali ile başlamıştı. İKSV ile 34 yıllık bir geçmişimiz var. İKSV, Türkiye’de kültür-sanata yön verem kurumlardan birisi. Bu anlamda çok ciddi çalışmaları var. Onlarla bir arada olmaktan gerçekten büyük mutluluk duyuyoruz. Az önce de belirttiğim gibi bu içinde bulunduğumuz süreç bir geçiş süreci. 34 yıl boyunca kültür sanatı destekledik. Bu geçiş sürecinde de imkânlarımız çerçevesinde desteklemeye devam ediyoruz. Elbette şu an hayatlarımızda bir belirsizlik var. Mevcut koşullarının gerekliliği çerçevesinde kültür sanatın gelişiminin içerisinde yer alacağımıza inanıyorum.

 

Tiyatro konusuna da gelmek istiyorum. Malum bu süreçte pek çok sahne zor bir dönem geçiriyor. Bu alanda ne gibi çalışmalara imza attınız? Bilhassa da Mavi Sahne için bir parantez de açarsanız; onu da duymak isterim.

Bu süreçte tiyatroların pek çoğu sahnelerini açamıyor. Tiyatro Kooperatifi’nin “Bizde Yerin Ayrı” kampanyasının ilk kurumsal destekçisi olduk. Bu kapsamda bin adet gösterim kartı aldık. Bu kartları da geleceğin sağlıkçıları olan tıp öğrencisi arkadaşlarımıza hediye ettik. Mavi Sahne de bizim 2018 yılında hayata geçirdiğimiz bir proje. Birçok yetenekli genç tiyatro grubu var. Bu grupların zaman zaman sahne bulma konusunda sıkıntıları oluyor. Dolayısıyla biz, bu genç tiyatro topluluklarına sahne desteği sağlamak istedik. Ama aynı zamanda da tiyatronun üniversite öğrencileri için de daha erişilebilir olmasını istedik. Gençlerin uygun fiyatlarla bu tiyatro gösterimlerine erişimini sağlamayı amaçladık. İki sezonda dört bin üniversite öğrencisi bu fırsattan yararlandı. Mavi Sahne ile ilgili önümüzdeki dönemde güzel sürprizlerimiz olacak. Bu geçiş sürecinde yaratıcı çözümlerden biri de seyiriciyi çevrimiçi gösterilerle sahneyle buluşturmak oldu. DasDas ile olan işbirliğimiz kapsamında çeşitli oyunların dijitalleştirilmesi ve sanatseverlerle buluşması konusunda desteklerimiz var.

 

Şu anda aşılama çalışmaları sürüyor. 2021 yazı için etkinlikler açısından nasıl bir öngörünüz var?

Aşılama çalışmaları umut verici. Ama belirsizlik hâlâ mevcut. Biraz yaşayarak göreceğimizi düşünüyorum. Bununla birlikte umudumuzu kaybetmememiz gerekiyor. Bu zor günlerden el ele vererek, dayanışma kültürüyle çıkabiliriz. Bu süreçten de öğreneceklerimiz var. Dijitalleşme bunlardan biri. Bu süreçten önce İstanbul’da oynayan bir oyunu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki bir tiyatrosever izleyemiyordu. Ama şu anda sadece İstanbul değil, dünyanın herhangi bir yerindeki tiyatroyu bile izleyebilir hale geldik. Bu süreçte öğrendiklerimiz belki normale döndüğümüzde gelişime farklı katkılar sağlayacak.