13.07.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:
Müjde Işıl - 2022’nin sonlarında James Gunn ve Peter Safran’ın, DC Stüdyoları’nın başına getirilmesiyle başlayan yeni süreç merakla takip ediliyordu. Çünkü Gunn’ın yeni görevinde imza atacağı ilk yapım “Superman” olacaktı. Hem “Superman” hayranları hem de Gunn’ın işlerini takip edenler için ortada önemli bir soru vardı: Yeni “Superman”, bildiğimiz Kal-El’in hikâyesi mi olacaktı yoksa bir James Gunn filmi mi? Bu sorunun net bir cevabı var: Bu bir James Gunn filmi.
Senaryoyu da yazan Gunn, Kal-El’in hikâyesini tam ortadan başlatıyor. Gazeteci Clark Kent olarak dünyada varlığını sürdüren Superman, kimliğini bilen Lois Lane ile beraber. Ve büyük bir savaşın müdahili yapmış. Komşu ülkenin diktatör liderini indirme yalanıyla işgal başlatan bir ülkenin başkanını kaçırıp korkutmuş. Böylece savaş çıkmasını önlemiş. Film, bu hamlenin sonrasını anlatıyor.
Yeni filmde klasik filmlerden yadigâr kalan yegâne unsur, Metropolis’te Clark Kent’in çalıştığı ve hâlâ matbu çıkan The Daily Planet gazetesi. Bir de Superman’in uçtuğu ve hayat kurtardığı kısa sahneleri de ekleyebiliriz. Her ne kadar Superman’in macerası olsa da bu aslında James Gunn’ın bilindik bir evreni kendi yorumuyla yeniden inşa etme hamlesi. Örneğin, başkahraman olarak Superman’i tek konumlamıyor Gunn. Mister Terrific, Green Lantern, Hawkgirl gibi başka süper kahramanları da görüyoruz filmde. Çünkü Gunn takım hikâyeleri anlatmayı seviyor “Guardians of the Galaxy” ve “The Suicide Squad”daki gibi. Sadece Superman’in kahramanlıklarını izlemek isteyenler için bu hamle sevilmeyebilir. Superman’e dünyanın kadim koruyucusu gözüyle bakan hayranları da yeni filmde Gunn’ın mizah anlayışıyla uyuşmayabilir. Ama yeni filmi sevecekler de bu nedenlerle sevecektir.
Superman’in yenilgisiyle başlayan film, Nolan’vari cep evreni bölümü hariç karanlık tonu hiç kullanmıyor. Superman’in zaafları, kırılganlıkları ve iyi niyetini mizahla, rengârenk bir atmosferde anlatarak insanların artık unuttuğu; pozitif bakış, karşısındakine güven gibi normal değerleri hatırlatıyor. Gunn, karakterini şekillendirirken iki koldan ilerlemiş. Nolan’ın Batman’e kattığı gibi o da Superman’e seyircinin bile gerçek olmadığını düşündürecek kadar ‘keskin’ bir travma eklemiş. Diğer hamlesi ise Superman’i âdeta bir John Wick’e dönüştürmek olmuş. Süper kahramanın yanına süper köpek Krypto’yu eklemiş. Krypto hem Superman’den rol çalmış hem filmin mizah damarını oluşturmuş hem de John Wick efsanesini farklı bir açıdan tersine çevirmiş.
Gunn’ın “Superman”inde başrolde politik dokunuşlar var bolca. Filmde ABD başkanını doğrudan görmüyoruz ama hükümete yakın çalışan teknoloji şirketinin patronu Lex Luthor’u, Elon Musk’a benzetmek pekâlâ mümkün. Göçmenlerden, farklı etnik kimliklerden nefret eden Luthor’un müttefikinin, Rusçaya benzer bir dil konuşan başka bir ülke lideri olması da dikkat çekici. İşgal edilen ülkedekiler ise Orta Doğulu ya da Afrikalı görünümüne sahip. Bugünden bakınca İsrail-Filistin bağlantısı kurulabilir. Onları kurtarma görevinin yine beyaz adama düşmesi de Hollywood’un değişmeyen klişesi. Lois Lane’in iyi bir gazeteci olduğunu vurgulamaktan başka öne çıkan bir işlevi yok hikâyede.

Sonuç olarak James Gunn’ın “Superman”i klasik bakış yerine mizahı ve çoklu kahraman kadrosu ile DC evreninde yeni ve gösterişli bir başlangıç yapıyor. Travmasından politik göndermelerine kadar senaryosu da çok kalabalık. Özellikle Amerikalı seyirciye mevcut politikalara rağmen bir JFK umudu veriyor. Bundan sonra ise Gunn’dan süper köpek Krypto’ya özel bir film bekliyoruz.
Rolüne yakışmış
Henry Cavill’den kostümü devralan David Corenswet, Cavill ile Christopher Reeve karışımı bir Superman olmuş. Perdeye de yakışmış. Benzemek bir başarı ölçüsü olmasa da karakterini taşımış. Corenswet ve Rachel Brosnahan’ın arasındaki kimya da tutmuş. Çocuksu siması Lex Luthor’la tam örtüşmeyen Nicholas Hoult ise kötücüllüğünü vurgulamak için epey efor sarf etmiş.