28.09.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:
Efnan Atmaca - Elma, labrador, çimen... Birbirinden alakasız bu üç kelimenin 50 yıllık bir aşk hikâyesinin özeti olduğu aklınıza gelir mi? Nergis Öztürk ile Engin Hepileri’yi aynı sahnede buluşturan Tiyatro İn yapımı “Elma Labrador Çimen” odağına Alzheimer hastalığını alıyor. Sevmenin pek çok farklı çeşidini seyirciye gösteriyor. Oyunun yazarı Matthew Seager. Uluslararası çapta övgü toplayan oyun için Seager “İnsanların oyundan umutlu ve şimdiki zamanda yaşamaya hazır olarak ayrılmalarını istiyoruz. Hayatın sana ne getireceğini asla bilemezsin” diyor. Türkiye’de oyunun yönetmenliğini Onur Ünsal üstleniyor. Müzikleri ise Kenan Doğulu’ya ait.
“Elma Labrador Çimen”in üçüncü oyuncusu müzik, daha özelde “Dancing Queen” şarkısı. Yine Seager’a kulak verecek olursak; Leeds Üniversitesi’ndeki son yılında bir demans bakım evinde duyusal stimülasyon atölyelerine katılan yazar “Müziğin demansla yaşayanları kendilerine ve çevrelerindeki dünyaya bağlı tutmada sahip olabileceği olağanüstü gücü ilk deneyimlediğimde, hikâye anlatımıyla ilgili bir ışık fark keşfettim” diyor. İşte bu sebeple “Dancing Queen” çoğu kez oyunculardan rol kapıyor.

Gücü gerçekçiliğinde
Genç, enerjik, eğlenceli bir kadınla bir erkek barda karşılaşıyorlar. Âşık oluyorlar, evleniyorlar. Birbirlerini hep çok seviyorlar. Sonra bir gün erkeğe Alzheimer teşhisi konuluyor. Hayat ikisi için de zorlaşıyor. Erkek kadının bu yolculuğa eşlik edip yıpranmasını istemese de kadın onu asla bırakmıyor. Özünde güçlü bir aşk hikâyesi “Elma Labrador Çimen”. Bir ilişkinin ne kadar neşeli, komik, sinir bozucu ve hayatın hazırladığı sürprizlerle yürek parçalayıcı olabileceğini gösteriyor. Aşkın değişebildiğini ancak kalıcı olduğunu anlatan, umut veren bir yanı var. Aynı zamanda çok hüzünlü. Seyircilerin çoğunun gözyaşlarına engel olamadığı bir oyun. Elbette bu başarıda en büyük pay Öztürk ve Hepileri’nin. Her iki oyuncu da karakterlerin kırılganlıklarını, sağlam durma çabalarını, pes etmeye yakın zamanda bile sevgiye tutunup nasıl ayakta kaldıklarını çok güçlü oyunculuklarla gösteriyorlar.
Engin Hepileri coşkulu, eğlenceli, hayatın her ânından keyif alan erkeğin çöküşünü, hafızasının dehlizlerinde kayboluşunu ve bunlardan dolayı yaşadığı öfkeyi, üzüntüyü seyirciye anbean yaşatıyor. Nergis Öztürk ise dirayetin vücut bulmuş hâli. Asla melodram içinde kaybolmuyor, kendine acımıyor ama akıl sağlığını doktorla tartıştığı acımasız gerçekçi sahne seyircinin yüreğini parçalıyor. Giderek bitkin düşse de, “Kocam her geçen gün daha çok çocuk gibi oluyor ve kocama daha az benziyor” dese de, onun eşi olmaktan bakıcısı olmaya evrilse de şefkatini ve sevgisini asla esirgemiyor. Erkek düştüğü o karanlıkta eşine tutunarak yolunu bulmaya çalışırken sendelese de düşmeden rehber olmaya devam ediyor.
“Elma Labrador Çimen” gücünü metnin, oyuncuların ve rejinin gerçekçiliğinden alıyor. Ünsal, minimalist ve sade bir reji tercih ederek gerçekçiliğinin altını kalınca çiziyor. Asla ajitasyona girmeden Alzheimer’ın hem yaşayan hem de ona eşlik eden için yıkıcılığını öne çıkarıyor. Başka bir deyişle oyun, hastalığın acı verici gerçeklerinden çekinmiyor. Aksine hastalığın süreçlerini tek tek ele alıyor, gösteriyor, yaşıyor ve yaşatıyor. Ancak yine metin, oyuncular ve reji bunu öyle bir şefkatle, düşünceli ve kaliteli şekilde yapıyor ki, oyunun sonunda hem büyük hüzün hem de sonsuz bir umut hissediyorsunuz. İstisnai, önemli ve herkesin izlemesi gereken bir oyun “Elma Labrador Çimen”. Bu üç kelimenin sırrı ise oyunda saklı.