Kültür Sanat‘Kadınlar öldürülse bile mağdur olmayı başaramıyor’

‘Kadınlar öldürülse bile mağdur olmayı başaramıyor’

05.04.2026 - 07:01 | Son Güncellenme:

Yeşer Sarıyıldız, “Çınlayanlar”da kadını merkeze alan öyküler anlatıyor. Sarıyıldız, “Kadınlardan aynı anda iki imkânsız şey bekleniyor. Hem incinmeyecek kadar güçlü olsunlar hem de yaşadıkları şiddeti kanıtlayacak kadar ‘mağdur’” diyor

‘Kadınlar öldürülse bile mağdur olmayı başaramıyor’

ÜMRAN AVCI - Yeşer Sarıyıldız’ın ilk öykü kitabı “Çınlayanlar” okurla buluştu. Yazar; büyük bölümü distopik ve bilim kurgu ekseninde dönen hikâyelerinde yakın geleceği, bugünü ve günümüzün sorunlarını merceğe alıyor. Sarıyıldız, insanın yapay zekâya karşı sınavını, kadın ve çevre sorunlarını, özgürlük ve cesaretin önemini görünür kılıyor. Kitapta ayrıca “Melael’in Fısıltıları” öyküsü için bestelenen bir şarkı ve animasyon klip de mevcut.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

■ Uzun zamandır Lizbon’da yaşıyorsunuz. Kadın mağduriyeti konusunda yaşananlar ne kadar evrensel?

Coğrafyalar değişse de kadınların maruz bırakıldığı baskıların dili, tonu ve biçimi birbirine benziyor. Her ülkenin kendi kültürel ve politik bağlamı var; bir yerde daha görünür olan baskı, başka yerde daha rafine, daha ‘medenî’ bir dille karşınıza çıkabiliyor. Özünde kadın bedenini denetleme arzusu, sesini kısmaya çalışma, onu makbul olana zorlama hâli evrensel. Kadınları yalnızca mağduriyet üzerinden anlatmayı sevmiyorum. Haklı olmak için mağdur ya da makbul olmamız gerektiğini düşünmüyorum. Ortak deneyimlerimizden biri baskıysa, diğeri buna rağmen geliştirdiğimiz zekâ, mizah, dayanışma, öfke ve hayatta kalma biçimleri. “Çınlayanlar”daki kadın karakterler de böyle. Sadece incinmiş ya da sessizleşmiş değiller; direnen, dönüşen, bazen taşan, bazen susup başka türlü konuşan kadınlar.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

■ Öyküler her ne kadar distopik olsa da alt metninde cesaret duygusu var. Cesaretin kıvılcımını ilk ateşleyenler de kadınlar…

Haberin Devamı

Distopyayı yalnızca karanlığı büyüten bir tür olarak görmüyorum; aynı zamanda direncin nerede doğduğunu gösteren bir alan. “Çınlayanlar”daki birçok öyküde düzen baskıcı, tehdit büyük ve ürkütücü olabilir ama tam o karanlığın içinde ilk kıvılcımı çakanlar çoğu zaman kadınlar oluyor. Çünkü baskıyı en yakından tanıyanlar, aynı zamanda ona rağmen alan açmayı da en iyi bilenler. Karanlıktan çıkışı kurtarıcı kahramanlarla değil, sıradan insanların birbirini tetiklediği ve cesaretin bir salgın gibi yayıldığı akışlarla kurgulamak istedim.

Haberin Devamı

■ “Halalar İsyanda” öyküsünde, öykü karakteri kadınların öldürülse bile mağdur olmayı başaramadığını söylüyor. “Terra Protokolü” öykünüzde yıl 2087 ve hâlâ kadınlara yönelik önyargı sürüyor…

Haberin Devamı

Bugün yapılan hesaplamalara göre küresel ölçekte toplumsal cinsiyet eşitliği için hâlâ yaklaşık 134 yıl gerekiyor; bazı alanlarda bu süre 286 yıla kadar uzayabiliyor. Yani 2087’ye gelmiş olmak, zihniyetin de otomatik olarak dönüşeceği anlamına gelmiyor. “Terra Protokolü”nde iklim krizi son safhaya gelmişken politikacılar hâlâ boş sözlerle oyalanıyor, böyle bir dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığını düşünmek fazla ütopik olurdu. Yine de Türkiye’yi kadın bir bakanın temsil etmesi öyküye pozitif bir dokunuş oldu. “Kadınlar öldürülse bile mağdur olmayı başaramıyor” sözü tam bugünden çıkıyor. Kadınlardan aynı anda iki imkânsız şey bekleniyor. Hem incinmeyecek kadar güçlü olsunlar hem de yaşadıkları şiddeti kanıtlayacak kadar ‘mağdur’. Öldürülen, baskı gören, tecavüze uğrayan kadınların ne giydiği, ne söylediği tartışılıyor. Bitmeyen bir makbulluk beklentisi var. Mağduriyet bile kadınların kazanması gereken bir hak çoğu zaman. 

Haberin Devamı

‘Kararlarımızın ne kadarı gerçekten bize ait?’ 

■ “Çınlayanlar”ın içindeki öykülerin tamamına yakınında yapay zekânın hangi boyutlara ulaşacağını görüyoruz. Bu iş nereye kadar gider?

Yapay zekâ tek başına tehdit değil. Derdimiz her zaman onu kimin, ne için kullandığı olmalı. ‘Varoluş mücadelesi’ diyorsunuz, bence doğru kavram bu ama mücadele makinelerle değil, teknoloji aracılığıyla kurulan düzenlerle. “Duygusal Hata” öyküsünde James’in yaşadıkları ürkütücü ama yapay zekâya o alanı veren yine insan ve yapay zekâ diyor ki, “Milyarlarca analiz yaptık ve insanı korumanın tek yolunun insanı insandan korumak olduğunu gördük.” Bugün verdiğimiz kararların ne kadarı gerçekten bize ait, onu bile bilmiyoruz. Çok geç olmadan algoritmalar üzerinde söz sahibi olmamızın da demokratik bir hak olduğunu fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Haberin Devamı

■ “Ayna Ayna, Sen Kimsin?” öyküsünde dayatılan güzellik normlarının yakın gelecekte hangi boyuta ulaşacağının örneğini veriyorsunuz. Damar estetiği, koku düzenleme ameliyatı… Okuyunca “olursa şaşırmam” dedim içimden. Siz ne dersiniz?

Ben de “olursa şaşırmam” diyorum açıkçası. Bugün zaten normal kabul ettiğimiz birçok şey, biraz mesafe alınca fazlasıyla absürd görünüyor. Popo implantı, kaburga inceltme, abartılı dudak dolguları, bitmeyen beden trendleri… Bir şeye uzun süre maruz kalınca tuhaflığı görünmez oluyor. Bugün beden sürekli güncellenmesi, trende uydurulması gereken bir proje gibi. Medyanın her türlüsü kadın bedeniyle ilgili uyarıcı mesajlarla dolu. Neyi gerçekten kendin istediğin için yaptığın, neyi kabul görmek için yaptığın bir süre sonra birbirine karışıyor. Bedeni bir moda nesnesine çevirmek ve bunu özgür seçim gibi sunmak zaten yeteri kadar distopik. 

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler