20.07.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:
Melisa Vardal - Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayileşme sürecinde yalnızca üretim yapan değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel yaşamı da dönüştüren bir kurum olarak hafızalara kazınan Sümerbank, 92 yaşında. 1900’lü yıllarda Sümerbank’a bağlı olarak faaliyet gösteren Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, bugün Beykoz Kundura olarak yoluna kültür-sanat alanında devam ediyor. Geçtiğimiz hafta sonu, Sümerbank’ın 92. yılı kapsamında düzenlenen etkinliklerde fabrikanın belleğini görünür kılmayı amaçlayan “Kundura’nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya” sergisi, fabrikanın eski emektarlarını ziyaretçilerle buluşturdu.
Zamana meydan okuyor
Yaklaşık 200 emeklinin bağışladığı fotoğraf ve objelerle oluşturulan sergiye ilk adımda ziyaretçileri hâlâ çalışır vaziyetteki ‘vardiya değişim saati’ karşılıyor. Burada zamana meydan okuyan tek şey bu saat de değil üstelik, fabrikanın eski emektarları da anıları ve anlatılarıyla fabrikanın kapanmış olmasına meydan okuyorlar. Sergide ilk sözü Cemile Abla alıyor. Eşiyle bu fabrikada tanışıp evlendiklerini, çocuklarını da buradaki kreşte büyüttüğünü anlatıyor. Ona yanıt başka bir emekliden geliyor: “Çok çalışan analar evlatlarını burada büyüttü.”. İçlerinden bir diğeri ise ekliyor: “Bir oğlan, bir kız da bende…”
Cemile Abla sözlerini şöyle sürdürüyor: “Burada çok şey yaşadık, çok şey öğrendik, çok sevinçler yaşadık, çok üzüntüler yaşadık… Ama bilhassa da kapanmasıyla en büyük üzüntümüzü yaşadık.” Adımlarımız serginin diğer bölümlerine doğru ilerledikçe, fabrikanın gerçek sahipleri olan bu emeklilerin sık sık anılarını yad ettiğine tanık oluyoruz. Aradan geçen yıllara rağmen, kapatılmasına duyulan öfkeyse hâlâ dipdiri… Sergide, fabrikanın kreşindeki çocukların oynaması için yapılmış minyatür ayakkabılar, yemekhanedeki kaşıklar, üretimde kullanılan aletler ve işçilerin kişisel eşyaları yer alıyor. Sergiyi gezerken duvarlardan aşağıya sarkıtılmış metinlerde fabrikanın ruhu dile geliyor: “Küçük bir de kayığımız var fabrikanın. Kayığımız diyoruz, artık her şey bizim ya, Sümerbanklıyız ya!”, “Grevimiz de çok şenliklidir. Şükrü diye bir işçimiz var, kemençe çalıyor: gıy gıy gıy…”, “Burası gerçekten bir okuldu. Konuşmasını bilmeyene konuşma, giyinmesini bilmeyene giyinme öğretiyordu.”, “Biz hepimiz Sümerbank’lıyız. Babam, annem, dedem, dedemin kardeşi hep burada çalışmış.”

Şimdi ne hâldeler?
Sümerbank’ın birçok fabrikası bugün farklı kimliklerle ya yaşamını sürdürüyor ya da atıl ve harabe durumda kaderine terk edilmiş hâlde. Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, bugün Beykoz Kundura adıyla film, sergi ve gösteri mekânı olarak kullanılmaya devam ediyor. 1937’de açılan Nazilli Basma Fabrikası, günümüzde Adnan Menderes Üniversitesi’nin Sümer Kampüsü’ne dönüştürülmüş durumda. Bursa’daki Merinos Yünlü Sanayi Fabrikası, restorasyonun ardından Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi olarak hizmet verirken tarihi Feshane, 2023’te kapılarını “Artİstanbul Feshane” adıyla çağdaş sanat merkezi olarak açtı.

‘Sümerbanklı doğmak’
1933 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla ve Sovyet uzmanlarının teknik desteğiyle kurulan Sümerbank, yalnızca bir devlet fabrikası değil; Cumhuriyet’in eşitlikçi, üretken ve kolektif geleceğinin sembolü olmuştu.

Türkiye’nin dört bir yanında açılan Sümerbank fabrikaları yalnızca tekstil, deri ya da kâğıt üretmekle kalmadı; aynı zamanda içinde lojmanlar, kreşler, hastaneler, sinemalar, kütüphaneler ve spor alanları olan sosyal yaşam alanları yarattı. “Sosyal fabrika” anlayışıyla hayata geçirilen bu komplekslerde işçiler yalnızca üretmiyor, aynı zamanda öğreniyor, eğleniyor ve kolektif bir yaşamı inşa ediyorlardı. O dönemde büyük şehirlerde dahi rastlanması zor olan sosyal imkânlar, Sümerbank işçileri için gündelik hayatın sıradan birer parçasıydı. Örneğin sergide de aktarıldığı gibi, 1965 yılında sendikanın Beykoz Çayırı’nda düzenlemeye başladığı toplu sünnet düğünleri yıllar içinde“Çayır Şenlikleri”ne dönüşmüş, Zeki Müren’in sahneye çıktığı konserler işçilerin sosyalleştiği alanlardı. Bunun yanı sıra pek çok Sümerbank fabrikasında işçilerin düzenlediği balolar, fabrika radyosu, gazetesi, tiyatrolar gibi faaliyette sürüyordu. “Sümerbanklı doğmak” deyimi, kurumun yaşamın her alanına nüfuz eden etkisini özetliyordu.