Kültür Sanat‘Öykülerimin kaynağı yaşanmışlıklar’

‘Öykülerimin kaynağı yaşanmışlıklar’

13.07.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:

“Âlemciler” adlı kitabıyla, 2025 Fakir Baykurt Öykü Ödülü’ne layık görülen Zafer Doruk, “Öykülerimin kaynağını tanışıklıklar, yaşanmışlıklar, ilişkiler oluşturur” diyor

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
‘Öykülerimin kaynağı yaşanmışlıklar’

Ümran Avcı - Zafer Doruk’un “Âlemciler” adlı kitabı, 2025 Fakir Baykurt Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Doruk, 14 öyküden oluşan kitabında, hayatın başrolünü kapanları değil figürasyonla yetinmek zorunda kalanları hikâye etti. Mahallenin uzatmalı işsizlerini, açlıkla imtihan edilenleri, ekmeğini veresiye alanları, simitle karın doyuranları anlattı. Onun öykü karakterleri faturasını ödeyemediği için elektriğin mührünü sökmekte mahir, vicdan terazisinde dürüstlüğü ağır basanlarla bezeli…

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Seçici kurul Zafer Doruk’un, gündelik hayatın kıyısında yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşasa da hayata tutunabilme becerisi gösteren ‘küçük’, ‘sıradan’ insanların, iç burkan hüzünlü öykülerini kaleme aldığını belirtti. Ödül gerekçesinde, “yalın ama etkileyici sokak dili ve anlatımıyla”, “insanları yargılamak yerine anlamaya çalışan yaklaşıma” dikkat çekildi. “Bir Uçumluk Kanat Lütfen” adlı dosyasıyla Orhan Kemal Öykü Ödülü’nün de sahibi olan Zafer Doruk ile “Âlemciler”i ve hayatı konuştuk.

Adına ödül aldığınız Fakir Baykurt’un yazı hayatınızdaki yerini sorarak başlamak istiyorum...

Haberin Devamı

Fakir Baykurt, Türk edebiyatının kilometre taşlarından biridir. Anadolu’nun köy yaşamı içinde, Köy Enstitüleri’nin ışığında yetişmiş bir cumhuriyet aydınıdır. Devrimci, örgütçü kişiliğiyle de öne çıkan yazar, köye içeriden, köyünün gerçekliğinden baktığı için karakterleri canlıdır, düzenin çelişkilerini anlatırken, köy insanının ruh hâlini, iç dünyasını da başarıyla yansıtmıştır. Fakir Baykurt’la ilk tanışmam, ortaokulda Türkçe öğretmenimin bana armağan ettiği “Kaplumbağalar” adlı romanıyla olmuştu. ‘90’lı yılların ortalarıydı, Adana’da çıkan bir dergide öyküm yayımlanmıştı. Dergi o yıllarda Almanya’da yaşayan Fakir Baykurt’a da gönderiliyordu. Dergiye bir mektup göndermiş, benim için de ayrıca bir not eklemişti. Öykümü okuduğunu, beğendiğini söylüyordu. İlk ödülüm, onun bu yüreklendiren sözleri olmuştur.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Öykülerinizi o kadar derin bir yerden yazıyorsunuz ki, hikâye ile gerçek iç içe geçiyor. Fabrika işçiliği, ayakkabı satıcılığı ve pazarcılık geçmişinizdeki tecrübeleriniz bu samimiyette etkili olmuş olmalı?

Haberin Devamı

Mahalleler, sokaklar, şehrin ruhunu yansıtan, hayatın nabzının attığı hassas mekânlardır, buralarda kımıl kımıl hikâyeler kaynar. Babam, altı çocuklu bir fabrika işçisiydi. Ben o sokaklarda büyüdüm, çocukluğum, içinde dört beş işçi ailesinin barındığı, damlarında kuş beslenen geniş avlulu kerpiç evlerin birinde geçti. Yazlık sinemaların kartelalarını taşıyan atlı arabaların peşinden koştum, bilet alamadığım için sinema bahçesinin duvarlarına tırmanıp içeri atladım. Ekmek kavgasıyla çok erken yaşlarda tanıştım. Öykülerimin kaynağını bu tanışıklıklar, yaşanmışlıklar, ilişkiler oluşturur, yazarken içeriye hepsinden bir şeyler sızar, öykü dünyasının mekânını, kişilerini, atmosferini kurarken bu hayat pınarından yararlanırım.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

“Gözümüzün Isırdığı Adam”, figüranlık yapan bir karakter üzerinden ilerliyor. Öykülerinizdeki karakterlerin tamamını gözümüz bir yerden ısırıyor. 

Öne pek çıkmayan, hep geride kalan, göze batmayan insanlar. Her gün onlarcasına bakıp geçtiğimiz ama durup da yakından görmeyi akıl edemediğimiz, sıradanlığın, alışkanlığın görünürlüklerini aşındırdığı bu kişilikler tam da öykünün harcı. Gözümüz onları bir yerlerden ısırıyordur ama anımsamamız için başımızı bir yerlere çarparak durmamız, farkına varmamız, şakaklarımızı avuçlarımızın arasına alıp düşünmemiz gerekiyor. Yaptıklarına akıl sır ermez tek canlı varlık, insandır, çözmesi, çözülmesi zordur.

‘Öykülerimin kaynağı yaşanmışlıklar’

Haberin Devamı

Açlık, gurur ve merhametin hasmıdır

“Mağaza” öykünüzden bir alıntı yaptım; “Açlık insanın yüzüne yansıyınca yüzü maske tutmaz”… Keza, “Fazla Ekmeğiniz Var mı?” öykünüz de bir anlamda açlık öyküsü.  Edebiyatta açlık kavramı üzerine konuşalım isterim.

“Mağaza”da iş başvurusu için gelen anlatıcı öykü kişisi, mağaza patronunun çocukluk arkadaşı olduğunu anlayınca gururuna yediremeyip işi almaktan vazgeçer, ona görünmeden çıkış kapısına doğru yönelir, o sırada güvenlikçilerin arasında polise teslim edilmek üzere yaka paça tutulmuş çocuğu görür; çocuk, gereksindiği bir kemeri beline takıp parasını ödemeden çıkarken yakalanmıştır. Anlatıcı, çocuğun bu durumda olmasından yetişkin bir insan olarak acı duyar, kendine bir sorumluluk payı çıkarır ve kemerin parasını ödeyip çocuğu kurtarır. Çocuk çok açtır ama belli etmemektedir. İşsizliğin ve açlığın ne olduğunu iyi bilen anlatıcı anlar, cebindeki son parayla da çocuğun karnını doyurur, cebine dolmuş parasını koyar ve kendisi eve yürüyerek gider.

Haberin Devamı

“Fazla Ekmeğiniz Var mı?” adlı öyküde de ele güne karşı dik durmaya çalışan, işini kaybetmiş dul bir anneyle kızını açlıkla, yoklukla sınayan hayat, sahaya yine ‘gurur’u sürüyor. Kadın, taşla kovalanan bir sokak kedisinin kaçarken pencerenin önüne düşürdüğü kuzu ciğerini alıp gözyaşlarıyla kavurup, bütün suçu soğana yüklüyor. ‘Gurur’ ve ‘merhamet’. ‘Açlık’ ise ikisinin de hasmıdır, bütün duygulardan soyunmuştur, insanı gafil avlamak için pusuda bekleyen bir şeytandır âdeta. Ölüm gibi, açlık da insanları eşitler, varsıl bir insanı aç bırakırsanız, yüzü, yoksul bir insanın yüzüne benzer.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler