24.08.2025 - 07:00 | Son Güncellenme:
Melisa Vardal - Sanat ile toplumsal eylemin yolları sık sık kesişiyor. Kimi zaman bir müzenin içinde iklim aktivistlerinin sesini duyurmak için kullandığı bir araç oluyor, kimi zaman ise bizzat bir üretim olarak toplumsal belleğe işaret ediyor. Bazen bir duvar resmiyle hafıza tazeleniyor, bazen bir performansla sessizlik bozuluyor, bazen de bir enstalasyon aracılığıyla görünmeyen görünür kılınıyor. Sanatın toplumsal ve politik bir eylem alanına dönüşmesine dair Doç. Dr. Fırat Arapoğlu itiraz biçimi olarak gücüne dikkat çekiyor. Eleştirmen Ayşegül Sönmez aktivist sanatın politik boyutunu vurguluyor. Prof. İnsel İnal ise tarihsel örneklerden bugüne uzanan bir çizgide sanatın toplumsal eylemle kurduğu bağı hatırlatıyor.

‘Görünmeyeni görünür kılar’
■ Doç. Dr. Fırat Arapoğlu (Altınbaş Üniversitesi) / Sanat eleştirmeni
Sanat, yalnızca estetik bir haz nesnesi değildir; aynı zamanda bir eylem, bir itiraz biçimidir. Tarih boyunca da sanatçılar, eserleriyle siyasal baskılara, toplumsal adaletsizliklere karşı ses yükseltmiştir. Örneğin Ai Weiwei’nin “Ayçiçeği Tohumları” adlı enstalasyonu, Çin’deki seri üretim ve otoriter yapıları eleştirirken; Banksy’nin Batı Şeria’daki “Çiçek Atıcı” grafitisi şiddetin yerine barışı simgeleyen çiçekleri öne çıkarmıştır. Bu işler, sanatın doğrudan politik eylem gücünü gözler önüne serer. Türkiye’de de benzer bir damar elbette bulunuyor. Özellikle 1980’ler sonrasında ortaya çıkan bazı çalışmalar darbeyle şekillenen toplumsal baskılara yanıt üretmiştir. Hale Tenger’in çalışmaları toplumsal ayrışma ve baskı üzerinde referanslar verirken Halil Altındere’nin bazı çalışmaları, otoriteye karşı doğrudan bir başkaldırı niteliğindedir. Yakın dönemde Bergama’daki Sümerbank Fabrikası’nı konu alan “Fabrika” projesi, işçi emeğini ve toplumsal belleği gündeme taşıyarak politik bir hafıza mekânı oluşturuyor. Sanatın böylece sadece estetik bir ifade değil, toplumsal ve politik bağlamda bir direniş aracı olduğu görülebilir. Politik eylemlerde kullanılan sanat, sessizliği bozar, görünmeyeni görünür kılar ve toplumsal dönüşüm için bir kapı aralar.

Unutturmak yerine düşündürmek
■ Prof. İnsel İnal (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) / Akademisyen
Sanat ile toplumsal eylemin kesişimi, tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıktı. 1871 Paris Komünü’nde Courbet’nin öncülüğünde Vendôme Sütunu’nun yıkılması, sanat ile siyaset arasındaki ilişkiyi sorgulamaya başlatmıştı. 1849’da Dresden’de Mihail Bakunin’in, barikatlara müzedeki tabloların yerleştirilmesini önermesi, sanatın doğrudan eyleme dâhil olabileceğini gösterdi. Siyasetin sanatı araçsallaştırması, bu olay bu durumun ilk örnekleri arasındadır. Siyasetin sanatı araçsallaştırması başta antipatik gelse de Dadaistler bu duruma başka bir bakış açısı getiriyorlar: “Ya bu siyaset iktidarın değil de iktidara karşı üretilen bir siyaset olursa?”

Avangartlarla birlikte estetiğin tanımını toplum merkezli yaklaşımlarla değişmesinin yanı sıra Bertolt Brecht’in yabancılaştırma etkisiyle sahneye konan tiyatro eserlerinde, seyircinin artık sahnedeki kahramanla kendini eşleştirerek mutlu bir şekilde tiyatrodan ayrıldığı bir dönemin bittiğini görürüz. Brechtyen tiyatro seyirciyi gündelik hayattaki meseleleri unutturmak yerine düşündüren ve çözüm üretmeye zorlayan politik bir alana dönüştürdü. Onun izinden giden Augusto Boal, Ezilenler Tiyatrosu’yla izleyiciyi oyunun parçası hâline getirdi. 1968 isyanlarında ise Sitüasyonistler, Paris’i bir oyun alanına dönüştürerek sanat ile yaşamı birleştirdi. Türkiye’de de dikkat çekici örnekler var. 1968’de Devrim İçin Hareket Tiyatrosu, işçi ve köylülerin sorunlarını sahneye taşıyarak tiyatroyu fabrikalara ve sokaklara çıkardı. 2011’de kurulan Kamusal Sanat Laboratuvarı’nın, Bienal açılışında sahte davetiyelerle Vehbi Koç’un Kenan Evren’e yazdığı 12 Eylül mektubunu gündeme getirmesi ya da Karadeniz İsyandadır ile HES karşıtı performansları sanatın toplumsal mücadelelerle birleştiğini gösterdi. 2015 Dünya Çevre Haftası’nda Beşiktaş Meydanı’nda çevreci örgütlerin klozetler üzerinde oturarak yaptığı eylem, rant ve doğa tahribatını simgesel biçimde protesto etmişti.
Mesele özgür olabilmeleri
■ Ayşegül Sönmez Founder Editor- www.sanatatak.com
Bütün bunlar hakkında bir konsensus yok. Toplum da farklı görüşlere sahip ama bir eleştirmen olarak beni ilgilendiren daima aktivist sanatın nasıl bir politik sanat örneği olduğu. Bu bir ‘meme’ olabilir. Anish Kapoor’un yaptığı gibi Greenpeace’e destek olabilir. Bu arada Kapoor hâlâ Filistin’e destek vermedi. Bu uğurdaki aktivizmi benim için daha kıymetli olurdu. Her neyse... Mesele sanatçıların sanat yapmakta özgür olabilmeleri. Baskı görmemeleri. Ai Wei Wei’in bir sözü var: “Ben bir sanatçı olarak doğmadım. Bir insan olarak doğdum. Fikirlerden çok insanlığın durumuyla ilgileniyorum. Başka bir seçeneğim yok.” Bunu hatırlayıp hatırlatmakta fayda var.