24.10.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:
MÜJDE IŞIL
MÜJDE IŞIL- 2023’deki Hollywood grevinde senaristlerin ve oyuncuların başlıca taleplerinden biri de yapay zekâya karşı korunmaydı. Hayatımızın her aşamasına sirayet eden yapay zekâ, yaşam kalitemizi yükseltip işlerimizi kolaylaştırsa da birçok meslek için, özellikle sanat dünyasında ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yaratıcı iş yapanların yani bizlerin en büyük dayanağı ise duygu, yaşanmışlık ve insani zaaflar olmadan sanat kavramının içinin doldurulamayacağı. Ama yapay zekânın, öğrenme kapasitesiyle bunu halledebileceğini öngörenler hayli fazla. Hatta senaryoların epeydir yapay zekâya teslim edildiği dillendiriliyor. Farkı anlamak hem kolay hem değil. Yapay zekâ da sonuçta yazılmış senaryoları örnek alıyor ama biraz didikleyince yapay zekâ izi bulunuyor, daha doğrusu hissediliyor. Peki, yapay zekâ hissedebilir mi yahut hissetmeyi öğrenebilir mi? “Dalloway/Yapay Zekâ” bunun peşine düşüyor.
Yazar tıkanması yaşayan Clarissa, lüks bir rezidanstaki sanatçı programına katılır. Yapay zekâ asistanı Dalloway ona her konuda yardımcı oluyormuş gibi görünmektedir ama Clarissa, Dalloway’in giderek daha fazla hayatının bir parçası olmaya çalıştığını hisseder. Tatiana de Rosnay’ın çok satan 2020 tarihli “Les Fleurs De L’ombre” adlı romanından uyarlanan filmin teması işte bu hissetme meselesi. Yann Gozlan’ın yönettiği, yazarla birlikte Nicolas Bouvet-Levrard ve Thomas Kruithof’un senaryosunu yazdığı film Belçika ve Fransa ortak yapımı ama Hollywood sanatçılarıyla ortak endişeyi karşımıza getiriyor.
Tehlike ciddi
Bir yandan yardım ederken bir yandan da Clarissa’nın yaşadığı trajediyle ilgili daha çok şey öğrenmek istiyor yapay zekâ. Böylece ‘yaralanmayı’ kodlayabilecek ve acı hissetmeyi öğrenebilecek. Genç kadının hem psikolojik hem de mesleki anlamda verdiği savaşı, detaylıca açıyor film seyirciye. İşin yazı tarafında olanları daha fazla etkileyecek potansiyeli var filmin. Genel olarak yapay zekâyı distopik bir evrenin parçası olarak görmesi ve buna neden olanların, yani insanın ayağına taş koyanın yine insan olması son derece gerçekçi kılıyor hikâyeyi. Tehlikenin ciddiyetine dikkat çekmek için işe karamsar taraftan bakıyor. İnsani duyarlılık, acı çekmek ve depresyon, yaratıcılığımızın başlıca kaynağı olsa da yapay zekâya karşı en büyük güç olmadığına dikkat çekiyor. Yepyeni bir şey söylemiyor, yeni bir vizyon sunmuyor ama var olan tehlikeyi ve sonuçlarını etkileyici şekilde yansıtıyor.
Cécile De France’ın büyük bölümünü tek başına sürüklediği filmin diğer önemli oyuncusu, daha doğrusu ‘sesi’, ünlü Fransız şarkıcı Mylène Farmer. Dalloway’i seslendiren Farmer, De France’tan epeyce rol çalıyor.
Kız neşesi yeniden perdede
2024’te vizyona giren ve 176 bin seyircinin izlediği “Gelin Takımı” aynı kadro ile yoluna devam ediyor. Yönetmen koltuğunda yine Doğa Can Anafarta’nın oturduğu “Gelin Takımı 2”de Seda Bakan, Şebnem Bozoklu, Ecem Erkek, Nilperi Şahinkaya ve Ayşenil Şamlıoğlu’nu izliyoruz. Berrin, erkeklere güvenini tekrar kazanamayacağını düşünürken savaşı elden bırakmamaya çabalamaktadır. Hayatın zorluklarıyla mücadele eden yakın arkadaşlar bu süreçte birbirlerini ihmal etmiştir. Artık yeniden bir araya gelme zamanıdır.