Kültür Sanat‘Tanık oluyoruz ve/fakat ne yapıyoruz?’

‘Tanık oluyoruz ve/fakat ne yapıyoruz?’

18.01.2026 - 07:01 | Son Güncellenme:

Her açıdan farklı bir oyun “Bu Bir Prova Değil ‘Le Reel’”. Bir trajediye tanıklık ettiğimiz oyunu yazarı ve yönetmeni Yusuf Onur Aydın ile konuştuk

‘Tanık oluyoruz ve/fakat ne yapıyoruz’

Efnan Atmaca - Günümüzdeyiz ama dünyanın herhangi bir yerinde olabiliriz. Geçmişlerindeki travmalarından kaçan dört kadın göçmen yerin birkaç kat altında, korunmasız bir tekstil atölyesinde çalışıyor. Kayıtları yok, sanki hiç yaşamıyor gibiler. Onları canlandıran oyuncuların da travmaları var. “Bu Bir Prova Değil ‘Le Reel’”, Yusuf Onur Aydın’ın ‘Karşılaşmalar’ temasıyla yazdığı üçlemenin son oyunu. Tiyatro Watt yapımı oyunun yönetmeni de Aydın. Konu göç, göçmenlerin yaşadıkları acılar ve onların acılarından nemalananlar. Çalıştıkları atölye yanıyor bir gece... Oyun da bu gerçek hikâyenin sahnelenme sürecini anlatıyor. Oyuncularla canlandırdıkları göçmenlerin haykırışları birbirine karışıyor. İç içe geçmiş iki oyun seyrediyoruz. Bu sahneleme tiyatro adına belgesel tiyatro ya da canlandırma dediğimiz farklı bir yol. Aydın ile konuştuk. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

‘Tanık oluyoruz ve/fakat ne yapıyoruz’

Oyunda Milo Rau’nun “La Reprise”inde şahit olduğum belgesel tiyatro ya da canlandırma etkisini izlemek çok değerliydi. Sizin için ne ifade ediyor belgesel tiyatro ya da canlandırma?

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Milo Rau örnek aldığım isimlerden ve “La Reprise” çok sevdiğim çalışmalarından biridir. Böyle bir referans vermeniz beni çok sevindirdi.

Metin ‘Karşılaşmalar’ temasında yaptığımız üçlemenin son halkası olacaktı, tesadüfen bir araya gelen insanların birbirlerinin hayatlarını etkilemesi üzerine tematik bir seriden oluşuyor. Bu oyunun metnini yazmaya başlarken salt bir belgesel tiyatro projesi yapmak istiyordum fakat fikir sonrasında belgesel tiyatro projesini sahnelemeye çalışan bir tiyatro kumpanyasının sürecine odaklanmaya doğru kaydı; buradaki ana etmen ‘gerçekliği’ ve bunun temsiliyetini sorgularken kendi gerçekliğimin nerede konumlandığını düşünmek oldu. Tiyatro yapmanın yazar, yönetmen, oyuncu ya da yapımcı hiç fark etmez zorluklarını, aşamalarını ve kendi dünyası içindeki gerçekliğini de göstermem gerektiğini düşündüm. Doğrudan ‘canlandırma’ değil, canlandırılmaya çalışılan gerçek ve trajik bir hikâyenin sahnelenme sürecindeki kumpanya üyelerinin kişisel gerçeklikleriyle bağlamak istedim. Burada salt bir belgesel anlatıdan ya da canlandırmadan uzaklaşarak, iki katmanlı yapısıyla ‘canlandırmanın’ ya da temsiliyetin mümkün olup olmadığını sorgulamak ana aksım oldu. Lacan’ın “Le Réel” kavramından da yola çıkarak gerçeğin temsiliyetinin mümkün olmadığını daha doğrusu gerçeğin sembolik düzlemin ardında gizli olduğunu temel aldım.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Oyunun merkezinde dünyamızın bugünkü en büyük sorunu var: Göç. Hangi açıdan yaklaştınız göçe?

Haberin Devamı

Oyunda göçe biraz daha zorunlu yapılan göç penceresinden bakmak istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanabilecek ve yaşanan, ülkelerinden zorunlu göçe yönelmiş ve kaçak olarak başka topraklarda yaşayan, kayıt dışı çalıştırılan göçmenleri belgesel anlatının karakterleri yapmak istedim. Bu bağlamda meseleyi sadece göç sorunu olmaktan çıkartıp, bir işçi hikâyesiyle örüntülemeyi amaçladım. Kayıt dışı çalıştırılan göçmen işçilerin trajik bir şekilde yaşamlarını yitirmesi olayını belgesel anlatıyla sahnelemeye çalışan bir kumpanyanın prova sürecine yerleştirdim. Burada aslında bir tiyatro kumpanyasının çalışanlarının da işçilik, göçmenlik, toplumsal ve kişisel travmalarının göçmen işçi karakterlerinden pek de farkı olmadığını, aralarında birtakım bağlantılar kurarak anlatmak istedim. Bu şekilde de temsiliyetin ya da canlandırmanın mümkün olup olamayacağı sorusu daha belirgin oluştu.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bir olayı belgesel formunda, oyununun mutfağına seyirciyi sokarak anlatmak tiyatronun geleceği adına yeni bir yol mu?

Haberin Devamı

Bir oyun yapım sürecini, sizin de bahsettiğiniz gibi işin mutfağını seyirciye göstermenin hem metindeki anlatıyı desteklediğini hem de pek de bilinmeyen veya görülmeyen oyun yapım sürecindeki zorlukları, etik, temsil krizi, canlandırma meselelerini masaya yatırarak anlatmama imkân veriyor. Gerçek bir karakteri canlandırmak, trajedileriyle, travmalarıyla bir oyun karakteri gibi ele almak mümkün mü, bir oyuncu bu duruma nasıl bakıyor, nasıl zorluklar ve baskılar yaşıyor bunları göstermek önemli diye düşünüyorum. 

Haberin Devamı

‘Tanık oluyoruz ve/fakat ne yapıyoruz’

Ancak anlatılınca görünür oluyor

Leyla’nın “Anlattıklarımız kadar var oluyoruz” cümlesi bende iz bıraktı. Leyla anlatmayı istemiyor. Ama anlatmak mı gerekir belki anlarlar umuduyla?

“Anlattıklarımız kadar var oluyoruz” cümlesi oyunun kilit taşlarından birini oluşturuyor, kişisel veya toplumsal travmaların, trajedilerin özellikle günümüz dijital çağında ve tüketim odaklı hareketli yaşantımızda ancak anlatılınca görünür olduğunu düşünüyorum, aslında gerçekten bakarsak, gerçekten dinler ve görürsek bunların sesli bir şekilde dile getirilmesine gerek yok; sorunlar oldukça açık bir şekilde gözümüzün önünde zaten.

Seyirci de oyun boyunca buna tanıklık ediyor...

Oyunun temalarından biri olan ‘tanıklık’ kavramına temas ediyoruz, seyircilerin karşılıklı olarak birbirlerini görüp, önlerinde canlı bir şekilde temsil edilen hikâyeye tanık olması, aynı zamanda anlatının içinde geçmişte yaşanmış bir olayı bir karakterin görüp anlatmaya çalışması ve tanıklığın ağırlığıyla baş başa kalmasının altını çizmek istedim. Her şey gözümüzün önünde, apaçık ve canlı bir şekilde yaşanmaya devam ediyor, tanık oluyoruz ve/fakat ne yapıyoruz?

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler