Kültür Sanat‘Yazan, yazdıklarının da hayatını yaşar’

‘Yazan, yazdıklarının da hayatını yaşar’

27.07.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:

Buket Uzuner yarım asırlık yazın yolculuğunu “50 Yılın Toplu Öyküleri”yle taçlandırdı. Sunuşta “Yazan, yazdıklarının da hayatını yaşar” ifadesini kullanan yazar “Taşı yazan yazar taş olur katılır, suyu yazarken su olur çağlar, yunusu yazarken Marmara Denizi’nde çığlık atan bir yunustur” diyor.

‘Yazan, yazdıklarının da hayatını yaşar’

Ümran Avcı - Buket Uzuner… Kolunun altında, elyazması bir öykü dosyasıyla Attilâ İlhan’ın editör odasına girip yazdıklarının yayımlanmasını isteyen o küçük kız çocuğu, yarım asırlık öykü külliyatı ile karşımızda. Eril edebiyat dünyasında yazarlığıyla hayatta kalmak için direnerek kendine yer açan Uzuner’in ‘yaşsız öyküleri’, “50 Yılın Toplu Öyküleri” adıyla bir saygı duruşu olarak yayımlandı. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

■ Dile kolay 50 yıl. Yarım asırlık yolculuktan edebiyata kazandırdığınız öyküleri hacimli bir kitapla elinize aldınız… Orada çocukluğunuzu, ilk gençliğinizi kucakladınız. Neler hissettirdi bu size?  

Çok haklısınız, bahsettiğiniz gibi insan hayatında bir kez yaşanabilecek bir dönemeçte hem bir sevinç hem de düşünce ve ifade özgürlüğü tarihine uzunca süredir tanıklık etmenin burukluğuyla karmaşık duyguları iç içe yaşıyorum. Aslında bana sürpriz olan 50. yıl kitap hazırlığını ilk duyduğumda önce 50 yıl hesabında bir yanlışlık olduğunu düşünüp ciddi ciddi yılları saydığımı gülerek itiraf etmeliyim. İnsan ancak tutkuyla bağlandığı bir işe, ancak bu tutkusunun ateşini devamlı harlı tutarak ömrünün 50 yılını adayabilir, bu da bir çeşit aşktır elbette. Çünkü burada ne işveren (yayınevi) ne maaş (kitap satışları) ne de güvenlik (ifade özgürlüğü) garantisi olan bir işten bahsediyoruz. Sadece kendi zihin gücü, beden enerjisi ve cesaretle yapılan tüm işler gibi edebiyata adanan hayatlar da ancak tutkuyla beslenir. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

■ Bir kadın olarak neler yaşadınız bu serüvende? 

Haberin Devamı

İşin içine edebiyat ve sanat gibi yayıncılıktan basına, akademiden kitapçılara, sahaflara, dağıtımcılara kadar 50 yıl öncesinde tamamen erkeklerin iktidarında olan bir alana genç bir kadın olarak tek başına girmek konusu da başlı başına neredeyse bir gladyatörlük kadar cesaret, kararlılık, dayanıklılık ve özgüven isterdi. Şaka değil bu sözlerim. Çünkü kadınların yazması ve yazdıkları için mücadele etmesi, kadını binlerce yıldır konumlandırdıkları itaatkâr arzu ve hizmet nesnesi durumunu yok ediyor. Beni yıllar içinde en çok üzen, edebiyat dünyasında bile yolunuza engel çıkaranlar arasında işçi ve çocuk hakları gibi kadın haklarını da savunduklarını söyleyen erkekler ve onlara itaat ederek işlerini yoluna koyan kadınlar oldu daima. Fakat çok şanslı bir kadın yazar kuşağından olduğumun farkındaydım. Çünkü benden önce erkek dayanışması ve erkek iletişim ağı sayesinde önemli yerleri tutmuş çapsız yazar, içi feodal-dışı modern eleştirmen ağır abiler ve kültürsüz, görgüsüz yayıncılarla mücadele etmiş, önlerinde dimdik durmuş müthiş bir kadın yazarlar kuşağının arkasından geldim. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

■ Kadın yazarlar kuşağı nasıl bir yol açtı sizce? 

Haberin Devamı

Sevgi Soysal, Leyla Erbil, Tomris Uyar, Pınar Kür, Gülten Akın, Sevim Burak, Nezihe Meriç, Mina Urgan, Tezer Özlü, Füruzan, Adalet Ağaoğlu, Duygu Asena ve diğerleri benim kuşağım kadın yazarların önünü, ufkunu açmış ve bize sadece edebî bir miras değil, aynı zamanda kadın yazar olarak başımıza gelebilecek fikrî ve cinsel tacizlere direnme konusunda rol modeli olmuşlardır. O kadın yazarlara ve biz kadınlara yazı yazma, eğitim hakkı yani birey olma hakkını veren O büyük devrimci Atatürk’e sonsuz şükran ve alkışlarımı sunuyorum. Müsterih olsunlar, bizim kuşak da sonraki kadın yazarlara emanet edeceğimiz bir edebî külliyat ve onurlu mücadele mirası bırakacağız. 

Gelecek kitaptan ilk cümleler

■ Literatürümüze ‘Kız Neşesi’ tanımını sokmayı başardınız. Çıkış hikâyesini merak ediyorum tabii alt metniyle birlikte… 

Haberin Devamı

Bir gün bir şey söyledim ve bu sözüm yazdığım kitaplardan daha çok bilindi, benim adımdan daha çok tanındı, Türkiye’ye yayıldı. Bu: Kız Neşesiydi. Liseli kızların, her yaştan kadın öğretmenlerin, ev kadınlarının, çiftçi kadınların, büyük annelerin, torunların ve annelerin beni bağrına basmasındaki coşku, işte tam da benim o iki sözcüğe sığdırdığım, varlığı insanlığın başlangıcından beri bilinen ama adı özellikle silinmiş, saklanmış, unutturulmuş o büyük enerjinin, o eşsiz gücün ve o muhteşem ayrıcalığın kendisiydi. Bu: ‘Kız Neşesi’nin ta kendisiydi. ‘Kız Neşesi’ kavramını elbette ben icat etmedim, ama tabiatta zaten var olan o büyük dişil güce bu adı ben koydum, iyi ki öyle yaptım, memleket şenlendi, kadınlar sevdiklerine hasretle sarılır gibi bu kavramı kucakladılar. Belki de insanlığın en büyük gücü olarak ‘Kız Neşesi’nden bahsedişim, tam da Türkiyemizde küçücük kız çocuklarından yaşlı kadınlara kadar kadın cinsiyetine yönelik şiddetin, taciz, tecavüz ve ‘erkek cinayetleri’nin ülkemizin büyük utancı olarak zirveye çıktığı ve sosyal medya nedeniyle artık kırılan kollar yen içine saklanamadığı bir döneme denk geldiği için çok benimsendi ve sevildi. Belki de… Bu sorunuza yanıt olarak, bu sonbahar yayımlanacak “Bir Direniş ve Varoluş Gücü Olarak Kız Neşesi” adlı kitabımın önsözünden sizin için bir alıntı yaptım. İlk kez sizin tarafınızdan haber olacak. 

Haberin Devamı

‘Yazan, yazdıklarının da hayatını yaşar’

“En çok Afife Pirî bana benziyor”

■ Sunuşta “Yazan, yazdıklarının da hayatını yaşar” diyorsunuz. En çok hangi karakterinizin hayatını yaşadınız? En çok hangisine verdiniz ya da hangi kahramanınız sizden aldı, size kattı? 

Doğuştan çok empatik olan sahici bir kurgu yazarı Çanakkale Savaşı’nda ölen bir askeri yazarken onunla ölür, Kuzguncuk’ta âşık olan Ada’yı yazarken onunla bulutların üstünde uçar, Çorum’da Hitit ören alanında kaybolan Defne Kaman’ı yazarken, onunla bir geyiğe biner ve Dede Korkut ile Umay Ana’ya kadar gider… Taşı yazan yazar taş olur katılır, suyu yazarken su olur çağlar, yunusu yazarken Marmara Denizi’nde çığlık atan bir yunustur. Yazdığım sırada bizzat o öykünün veya romanın kurgu karakterleri olur ve duygularını birebir yaşarım. Bu yüzden oturarak yaptığınız yazı işi sadece ruhen değil, fiziksel olarak da çok yorucudur. Yine bu yüzden tüm karakterlerimi, hatta kötülük yaptıklarında bile, hiç onaylamasam da neden böyle davrandıklarını iyi anlarım. Fakat sorunuz eğer: “Hangi karakteriniz en çok size benziyor?” olsaydı, o zaman hiç tereddüt etmeden “Balık İzlerinin Sesi”ndeki Afife Pirî derdim. Okuyanlar da gülümseyerek başlarını sallarlardı. 

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler