23.08.2026 - 04:44 | Son Güncellenme:
SERKAN ARMAN - Turizmdeki rekabet alanı sadece iyi bir tesis, güçlü bir marka ya da güzel bir coğrafyayla sınırlı değil. Değişen beklentiler, sürdürülebilirlik ve nitelikli insan kaynağı sektörün yeni dinamiklerini oluşturuyor. Türkiye’nin yanı sıra Avrupa’nın farklı ülkelerinde tatil tesisleri işleten İsviçre merkezli Hapimag’ın Ocak 2025’ten bu yana Güney Ülkeleri Tatil Köyü Operasyonları Müdürlüğü görevini yürüten Kerem Demirkol da turizmin geleceğinde teknolojiden çok insan unsurunun belirleyici olacağı görüşünde.
■ 2026’nın ilk yarısı Türkiye turizmi açısından nasıl geçti, sektörün gündemini nasıl yorumluyorsunuz?
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre yılın ilk çeyreğinde ülkemize gelen ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4.2 artışla 9.2 milyona, turizm geliri de 9.9 milyar dolara ulaştı. Ocak - Mayıs döneminde bu rakam 17.6 milyon ziyaretçiye çıktı. Özellikle gecelik ortalama harcamanın 102 dolara yükselmesi bizim için umut verici. Bu, Türkiye’nin artık yalnızca nicelik değil, nitelik odaklı bir turizm hedefine yaklaştığını gösteriyor.
Ancak sektörün önünde ciddi başlıklar da var: Enerji maliyetleri, uçuş kapasitesindeki daralma ve jeopolitik belirsizlikler rezervasyon davranışlarını da etkiliyor. Misafirlerin karar verme süreci daha da bekle-gör eğilimine dönüşüyor. Hapimag olarak bu dalgalanmaya karşı en güçlü kalkanımız, misafir sadakatimiz ve devre tatil sistemimizin sağladığı öngörülebilirlik.
■ Turizmde misafir profili değişiyor. Bu değişimi Hapimag’da nasıl yönetiyorsunuz?
Günümüz misafiri artık pasif şekilde tatil yapmak istemiyor, kendi hayatına nitelikli bir deneyim eklemenin peşinde. Bu da bizi mobil check-in, dijital oda anahtarları gibi konularda temel operasyonel standartları yükseltmeye zorluyor. Ama teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir misafirin çayını nasıl sevdiğini hatırlamak, ona ismiyle hitap etmek gibi küçük insani dokunuşların yerini asla alamıyor. Bizim felsefemizde misafir ilişkileri tek bir departman değil, tüm operasyonun koordinasyon merkezi. Ve hep vurguladığım bir felsefi ayrım var: Bizim çatımız altında ağırladığımız kişi müşteri değil, misafirdir.
■ Farklı kültürlerden misafirleri ağırlarken kriz anlarını nasıl yönetiyorsunuz?
Otuz yıla yaklaşan tecrübemle şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Turizmde yaşanan krizler aslında sadık misafir kazanmak için sunulmuş stratejik fırsatlardır. Sorunsuz geçen bir tatili misafir zamanla unutabilir ama bir sorunla karşılaştığında gösterdiğiniz refleks asla unutulmaz.
Burada anahtar, savunmaya geçmeden empatiyle dinleyebilmek. Bir de kültürel zekâ çok kritik: Asyalı bir misafir için sessizlik ve dakiklik ön plandayken, Akdenizli ya da Ortadoğulu bir misafir daha sıcak ve yakın bir iletişim bekleyebiliyor. Tek mutlak doğru yok. Asıl doğru, misafirin kendi kültürel algısı.
■ Sık sık ‘Yalıçiftlik Efsanesi’ kavramından bahsediyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?
‘Yalıçiftlik Efsanesi’ dediğimiz şey aslında 32 yıllık bir sadakat hikâyesi. Tesisimizin bulunduğu Yalıçiftlik ve çevresindeki Mumcular, Karaova gibi bölgelerin insanıyla kurduğumuz bağ, klasik işveren - çalışan ilişkisinin çok ötesinde. Emekli olan personelimizi uğurlarken yerine gelen evladının gözündeki o ‘emanet’ bilincini hiçbir modern İK politikasında bulamazsınız. Bugün housekeeping’den bahçeye, teknikten mutfağa kadar her departmanda bu ailelerin imzası var.
■ Bu bağlamda geçtiğimiz aylarda Yörük kültürünün turizme katkısına dair de bir değerlendirmeniz olmuştu. Bu mirasın sektöre somut katkısı nedir?
Bölgemizdeki işgücünün büyük bölümü Yörük kökenli ailelerden oluşuyor. Onların göçebe yaşam kültüründen gelen organizasyon becerisi ve kriz anında soğukkanlılığını koruma refleksi, turizm gibi mevsimselliği çok yüksek bir sektörde büyük bir avantaj. Konaklamadan gastronomiye, rehberlikten kırsal turizme kadar birçok alanda bu değerleri görüyoruz.
Ama itiraf etmeliyim ki bu emek, hak ettiği görünürlüğe henüz kavuşmadı. Sektör olarak görevimiz, hikâye anlatıcılığından el sanatlarına kadar bu kültürel birikimi misafirlerimizle daha fazla paylaşmak ve bu katkıyı daha görünür kılmak.
Doğayla uyumlu turizm
■ Geçen yıl konuştuğumuzda göreviniz yeni başlamıştı. Arıcılık gibi sürdürülebilirlik projelerinden bahsetmiştiniz. Şu ana kadar hayata geçen uygulamalar ve hedefler neler?
Bir yıl gerçekten hızlı geçti. Güney ülkelerindeki operasyonlarımızı yönetme sorumluluğum aynı hızda sürüyor. Ekiplerimizle Türkiye’nin yanı sıra İspanya, Portekiz, Yunanistan, İsviçre ve İtalya’daki tesislerimizde sürdürülebilirlik çizgimizi koruyarak büyümeye devam ettik.
Geçtiğimiz yıl arıcılık ve bal üretimi gibi projelerden bahsederken temel amacımız, bulunduğumuz coğrafyanın doğal değerlerini koruyan ve yerel üretimi destekleyen bir yaklaşım ortaya koymaktı. Bugün Sea Garden’da misafirlerimize bölgedeki güvenilir üreticilerden temin ettiğimiz doğal balı sunuyor, hem yerel üreticilere katkı sağlıyor hem de misafirlerimizi bölgenin özgün lezzetleriyle buluşturuyoruz. İlerleyen dönemde bu alandaki projelerimizi daha da geliştirmeyi ve arıcılık konusunda farklı uygulamaları hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
Bu yıl aynı çizgide, misafir ilişkileri konusuna da özellikle ağırlık verdik çünkü sektörün geleceğinin sadece fiziksel yatırımlarla değil, insana yapılan yatırımla şekilleneceğine inanıyorum.
■ Hapimag Sea Garden Resort Bodrum’un sürdürülebilirlik yaklaşımı nasıl? Tesiste bu konuda hangi çalışmalar yürütülüyor?
Sürdürülebilirliğe ekolojik, ekonomik ve sosyal olmak üzere bütünsel şekilde yaklaşıyoruz. Su yönetimi bizim için en hassas konulardan biri. Günlük 850 ton kapasiteli deniz suyu arıtma tesisimizde her gün 750 ton suyu arıtarak kullanım suyu ihtiyacımızı karşılıyoruz.
Tesisimizde yer alan 151 farklı bitki türünün 25’i minimum suya ihtiyaç duyan kurakçıl türlerden oluşuyor. Geri kalan ekolojik bitki örtümüzün sulamasını ise 600 ton kapasiteli çift reaktörlü pis su arıtma tesisimizde elde ettiğimiz günlük 550 ton geri kazanılmış su ile yapıyoruz. Böylece yaklaşık 125 dönümlük yeşil alanımızı tamamen sürdürülebilir kaynaklarla besliyoruz.
Enerji verimliliğinde temel prensibimiz, misafirlerimizin konforundan ve memnuniyetinden ödün vermeden aynı işi daha az enerjiyle başarmak. Bu kapsamda, tesis genelinde en yoğun elektrik yükünü taşıyan pompa gruplarımızı frekans kontrollü akıllı pompalarla değiştirerek her yıl yüzde 10 oranında doğrudan enerji tasarrufu sağlıyoruz. Yenilenebilir enerji tarafında ise 1 MW kapasiteli, 1.855 adet panelden oluşan güneş enerjisi santralimiz (GES) ile bugüne kadar 3 milyon kWh elektrik ürettik. Mevsim şartlarına bağlı olarak, aylık enerji ihtiyacımızın yüzde 11 ila yüzde 25’ini tamamen temiz enerjiden karşılıyoruz.
Tesisimizde kaynağında atık ayrıştırma oranımız yüzde 84 gibi oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmış durumda.
Tüm bu adımlarımız, sürdürülebilirliğin bizim için yalnızca belirli projelerden ibaret olmadığını, günlük operasyonlarımızın ve kurum kültürümüzün ayrılmaz parçası olduğunu gösteriyor. Sürdürülebilirlik komitemizin inisiyatifiyle, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Tekin’in gönüllü destekleriyle tesisimizin atıklarından üretilen ilk heykelimizi Sea Garden ailemize kazandırdık.
Tüm bu çalışmalar Green Key, Environmental and Cultural Sustainability, Mavi Bayrak ve Sıfır Atık gibi ulusal ve uluslararası sertifikalarla tescillendi. Ayrıca bu yıl, Sıfır Atık Hareketi kurucusu ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde düzenlenen Türkiye Sıfır Atık Çalıştayları kapsamında büyük bir gurur yaşadık. Muğla Sıfır Atık Çalıştayı Sonuç Konferansı’nda ‘Hapimag Etki 360’ projemiz iyi uygulama örneği olarak tanıtıldı ve ödüle layık görüldü.
Nihai hedefimiz çok net: Doğayla tam bir uyum içinde, atığın olmadığı bir işletme modelini geleceğe taşımak.