Milliyet Executive‘Gelecek mühendisliği’ için yola çıkmaya hazır mısınız?

‘Gelecek mühendisliği’ için yola çıkmaya hazır mısınız?

13.08.2025 - 00:00 | Son Güncellenme:

“Finans bana sistem kurmayı, iletişim insana dokunmayı, eğitim ise geleceği inşa etmeyi öğretti. Ben de bu üç alanın kesişiminde bir yolculuk tasarladım kendime: Gelecek mühendisliği.”

‘Gelecek mühendisliği’ için yola çıkmaya hazır mısınız

İSMAİL ŞAHİN- Pelin Temelli “gelecek mühendisi” olmak için yola çıkmış. Aslında mühendis diploması zaten cebinde, kendisi matematik mühendisi. Pazarlama İletişimi ve Eğitim Yönetimi üzerine aldığı lisansüstü eğitimlerle eğitim teknolojileri, iletişim stratejileri ve kurumsal planlama gibi alanlarda özgün sistemler geliştirme fırsatı bulmuş. Temelli, “Son yıllarda özellikle “Gelecek Mühendisliği” kavramı etrafında bireylerin, kurumların ve toplumların potansiyelini veriye dayalı, insana duyarlı ve stratejik biçimde açığa çıkarmayı odağıma aldım. Bugün strateji danışmanlığını yaptığım kişi ve kurumlarda bu çok yönlü yaklaşımı esas alıyorum: Veriye bakmak, insanı anlamak ve geleceğe hazırlık yapmak” diyor. Pelin Temelli’yle 17.000’i aşkın öğrenciye ulaştığı WOLA başta olmak üzere eğitim ve danışmanlık yolculuğunu konuştuk...

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Elbette. Eğitim ve yönetim danışmanı olarak öğrenen bireyler, dönüşen kurumlar ve toplumsal gelişim arasında köprü kurmaya çalışan bir yolculuğun içindeyim.

Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Mühendisliği mezunuyum. Bu disiplin bana sistemli düşünmeyi ve çözüm odaklı yaklaşımı kazandırdı. Ardından ilk yüksek lisansımı Pazarlama İletişimi ve Halkla İlişkiler alanında tamamladım. İkinci yüksek lisansımı ise yeniden Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, bu kez Eğitim Yönetimi üzerine yaptım.

Haberin Devamı

Bu çok disiplinli eğitim yolculuğu sayesinde eğitim teknolojileri, iletişim stratejileri ve kurumsal planlama gibi alanlarda özgün sistemler geliştirme fırsatım oldu. Son yıllarda özellikle “Gelecek Mühendisliği” kavramı etrafında bireylerin, kurumların ve toplumların potansiyelini veriye dayalı, insana duyarlı ve stratejik biçimde açığa çıkarmayı odağıma aldım. Bugün strateji danışmanlığını yaptığım kişi ve kurumlarda bu çok yönlü yaklaşımı esas alıyorum: Veriye bakmak, insanı anlamak ve geleceğe hazırlık yapmak.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

2000’lerde finans sektöründe başlayan kariyeriniz, nasıl oldu da eğitim ve iletişim alanlarına evrildi?

Haberin Devamı

Finans sektörü bana kurumsal disiplinin, risk yönetiminin ve stratejik karar almanın temel taşlarını öğretti. Ancak bir noktadan sonra şunu fark ettim: Sayılarla çalışmak iyiydi ama asıl tutkum insanlar ve sistemler üzerine düşünmekti.

Kurumsal yapılar içinde, çalışanların potansiyellerini nasıl daha iyi açığa çıkarabileceğimi, kurum kültürlerinin nasıl şekillendiğini ve iletişimin bu süreçte nasıl bir rol oynadığını merak etmeye başladım. Bu merak beni, pazarlama iletişimi ve halkla ilişkiler alanındaki ilk yüksek lisansıma yönlendirdi.

Haberin Devamı

Sonrasında fark ettim ki asıl meselem, yalnızca kurumlarla değil; bireylerle, özellikle de gençlerle çalışmak. Onların öğrenme yolculuklarına, kariyer seçimlerine ve gelişimlerine katkı sunma isteği beni eğitim dünyasına taşıdı. Yaptığım Eğitim Yönetimi yüksek lisansı, bu yönelimi daha da derinleştirdi. Finans bana sistem kurmayı, iletişim insana dokunmayı, eğitim ise geleceği inşa etmeyi öğretti. Ben de bu üç alanın kesişiminde bir yolculuk tasarladım kendime: Gelecek mühendisliği.

Haberin Devamı

17.000’i aşkın öğrenciye ulaştığınız WOLA’da sizi en çok gururlandıran dönüşüm hikayesi nedir?

WOLA’yı farklı kılan şey; öğrencilerin bireysel öğrenme sistemlerini anlayarak ve onların hedeflerine odaklanarak çok kişiselleştirilmiş bir rehberlik sunmamız. Yani sadece ders anlatmıyoruz. Hedef neyse, ister hazırlık atlama sınavı, ister YKS, ister TOEFL  o hedefe nasıl ulaşılması gerektiğini, öğrencinin nasıl öğrendiğini analiz ederek belirliyoruz.

Örneğin, aklımda hiç unutmadığım bir öğrencimiz var. Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden birine girmişti ama İngilizce hazırlık programında iki yıl boyunca başarılı olamamıştı. Oysa öğrencimiz, küçük yaşlardan itibaren İngilizce okullarda eğitim almış, son derece zeki bir bireydi. Ailesi büyük bir endişe içindeydi; “Acaba çocuğumuzun bazı alanlarda ciddi eksiklikleri mi var?” diye sorguluyorlardı.

Haberin Devamı

Biz öğrencimizle çalışmaya başladığımızda, ilk yaptığımız şey öğrenme sistemini analiz etmekti. Ardından hem okulun kur sistemine hem de hazırlık atlama sınavına uygun, tamamen hedef odaklı bir program geliştirdik. 2.5 ay gibi kısa bir sürede hem kur sınavlarını hem de hazırlık atlama sınavını başarıyla geçti. Ama asıl önemli olan bu başarı değildi. Öğrencimiz daha sonra bize şunu söyledi:

“Ben nasıl çalışmam gerektiğini, nasıl disiplinli olmam gerektiğini sizden öğrendim. Bilgiyi doğru yöntemle aldığımda başarabildiğimi fark ettim. Bu sadece hazırlık sınavını geçmemi değil, tüm üniversite hayatımı etkiledi. Bugün iş dünyasında geldiğim noktada sizin bana kattığınız sistematik öğrenme disiplini büyük rol oynadı.”

Bu sadece bir örnek. Mezunlarımızla bağımız hiç kopmuyor. Şimdi artık onların çocukları ve kendi aileleri var. Aramızda şakalaşarak “WOLA torunlarımız” diyoruz. Bu aidiyet duygusu, bizim için eğitimdeki en kıymetli başarı göstergesi.

‘Eğitim, kurum DNA’sına yerleşirse değişim olur’

Haberin Devamı

Bahçeşehir Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörlüğü göreviniz, bugünkü eğitim liderliğinizi nasıl şekillendirdi?

Bahçeşehir Üniversitesi’nde Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevim, bana eğitimin yalnızca sınıfla sınırlı bir yapı olmadığını öğretti. Eğitimin bir kurum kültürü, bir vizyon, bir marka değeri olduğunu orada çok yakından deneyimledim. Üniversitenin küresel vizyonunu, öğrenci deneyimini, kurumsal itibar yönetimini aynı anda yürütürken, aslında eğitimin yalnızca içerik değil; aynı zamanda algı, aidiyet ve sürdürülebilirlik yönetimi olduğunu fark ettim.

Bu deneyim; bugün eğitim danışmanı ve strateji geliştirici kimliğimin en güçlü temel taşlarından biri oldu. Çünkü orada öğrendiğim şey şu oldu: Bir kurumun öğrenciyle, velisiyle, akademik kadrosuyla ve tüm paydaşlarıyla kurduğu iletişim, doğrudan eğitimin niteliğini belirliyor. İletişim, sadece duyuru yapmak değil; değer üretmek, anlam kazandırmak ve ortak bir aidiyet yaratmaktır.

Kurucusu olduğunuz WOLA’da “kişiye özel öğrenme stratejisi” kavramını nasıl yapılandırıyorsunuz?

WOLA’da temel yaklaşımımız, “her öğrencinin biricik olduğu” ilkesine dayanıyor. Öğrenme, yalnızca bilgi aktarımı değil; aynı zamanda bireyin kendi potansiyelini tanıması, kendi ritmini bulması ve hedeflerine anlamlı bir yolla ulaşmasıdır. Bu nedenle biz, standart bir eğitim modeli sunmak yerine; öğrencinin bilişsel yapısını, öğrenme biçimini, motivasyon kaynaklarını ve hedeflerini dikkate alan kişiselleştirilmiş bir strateji geliştiriyoruz.

Bu stratejiyi oluştururken sadece test sonuçlarına değil; öğrencinin duygusal ihtiyaçlarına, öğrenme engellerine, alışkanlıklarına ve gelecek hayaline de bakıyoruz. Yani bir bakıma, her öğrenci için kendi öğrenme haritasını çıkarıyoruz. Kimisi görsel materyallerle daha iyi öğreniyor, kimisi küçük parçalara bölünmüş içeriklerle ilerliyor. Kimisi için hedef bir üniversite sınavı, kimisi için hazırlık atlama gibi spesifik bir başarı olabilir.

Örneğin uyguladığımız sistem şunu söylüyor: “Öğrenci önce nasıl öğrendiğini bilmeli, sonra ne öğreneceğine karar vermeli.” Bu yüzden bizde öğrenciler, sadece sınavlara değil, kendi öğrenme yolculuklarına hazırlanıyorlar.

“Gelecek Mühendisliği” özgün bir kavram. Bunu biraz açabilir misiniz? Kurumlar veya bireyler bu kavramdan nasıl fayda sağlayabilir?

“Gelecek Mühendisliği” kavramını aslında bir ihtiyaçtan doğan stratejik bir yaklaşım olarak görüyorum. İçinde yaşadığımız dünya artık doğrusal biçimde ilerlemiyor; karmaşık, hızlı, çok boyutlu ve kırılgan bir yapıya sahip. Geleceğe hazırlanmak için artık geçmiş verileri kopyalamak değil, geleceğin belirsizliklerini öngörebilmek ve buna göre sistemler tasarlamak gerekiyor. İşte burada “Gelecek Mühendisliği” devreye giriyor: Veriye dayalı, insana duyarlı ve stratejik bir gelecek tasarımı.

Bireyler için, Gelecek Mühendisliği, yalnızca “hangi mesleği seçmeliyim?” sorusuna değil, “nasıl bir yaşam istiyorum, neyi önemsiyorum, hangi becerilerimi nasıl kullanabilirim?” gibi daha derin sorulara da yanıt arayan bir yaklaşım. Bu noktada kişiye özel öğrenme stratejileri, beceri analizleri, ilgi alanları ve kişilik profili gibi unsurlar bir araya geliyor. Kişi kendi potansiyelini tanıyor ve geleceğini planlarken daha donanımlı ve özgüvenli hale geliyor.

Kurumlar için de artık yalnızca bugünü değil, 3-5-10 yıl sonrasını öngörerek strateji üretmek zorunda. Gelecek Mühendisliği, burada “veri okuryazarlığı, organizasyonel esneklik, yetenek yönetimi ve kültürel dönüşüm” gibi başlıklarda kurumlara yön veriyor. Hangi yetkinliklere yatırım yapılmalı? Ekipler nasıl öğrenen organizmalara dönüşebilir? Kurumun toplumsal etkisi nasıl sürdürülebilir kılınır? İşte bu sorulara verilen cevaplar, geleceği mühendislik disipliniyle ama insan merkezli bir şekilde kurgulamakla mümkün oluyor.

Eğitime stratejik danışmanlık sunarken kullandığınız “Gözlem - Anlama - Modelleme - Strateji - Uygulama - Geri Bildirim - Dönüşüm” süreci, her alanda uygulanabilir mi?

Kesinlikle evet. Çünkü bu yaklaşım, aslında “yaşamın işleyen mantığını” temel alan bir stratejik çerçeve sunuyor. Yani sadece eğitimde değil, iş dünyasında, kurumsal dönüşüm projelerinde, bireysel gelişim süreçlerinde ve hatta kamu politikalarında bile uygulanabilir bir modelden bahsediyoruz.

Her şey gözlemle başlar. Neyi, nasıl yaptığımızı; nelerin işe yarayıp yaramadığını nesnel bir şekilde görmeden dönüşüm mümkün değildir. Ardından gelen anlama aşaması ise bu verileri bağlama oturtmakla ilgilidir: Sadece ne olduğuna değil, neden olduğuna bakmak gerekir.

Burada, insan faktörünü  motivasyonları, değerleri, duyguları  hesaba katmak çok kritik. Sonrasında gelen modelleme aşaması, gözlem ve anlamayı sistemli bir yapıya dönüştürme sürecidir. Çünkü sorunları çözmek için önce onları yapılandırmak gerekir. Model kurmadan strateji üretmek, hedefe nişan almadan ok atmak gibidir.

Strateji, işte tam da bu noktada devreye girer. Ama strateji kâğıt üstünde kalırsa bir faydası yoktur. Uygulama, planların gerçek dünyaya taşındığı kritik aşamadır. Ve uygulamanın ardından gelen geri bildirim, sistemin canlı tutulmasını sağlar. Bu aşama, öğrenen organizasyonların ve öğrenen bireylerin temelidir.

Son olarak tüm bu sürecin çıktısı olan dönüşüm, sadece sonuç değil, aynı zamanda yeni bir başlangıçtır. Çünkü dönüşen sistem artık eski haliyle değil, öğrenmiş, adapte olmuş ve daha güçlü bir yapıdadır.

Bu döngü, aynı zamanda geleceğe hazırlıklı olmanın da bir simülasyonudur. Zaten “Gelecek Mühendisliği” dediğimiz kavram da bu döngüyü sistematik olarak uygulamaktan besleniyor.

Bugün Türkiye’de kurumsal eğitim alanında gözlemlediğiniz en temel sorun nedir?

Kurumsal eğitim alanında en temel sorun, “eğitimin süreçten kopuk, tek seferlik bir etkinlik olarak görülmesi.” Yani birçok kurum hâlâ eğitimi, sorun çıktığında başvurulan bir “panik çözüm” gibi konumlandırıyor. Oysa kurumsal eğitim, bir kültürdür. Kurumun vizyonu, stratejisi ve insan kaynağı planlamasıyla bütünleşik yürütülmelidir.

Bir diğer temel sorun ise içerik ve yöntem kopyacılığı. Ne yazık ki kurumlar çoğu zaman kendi yapısına, sektörüne, ekip yapısına özgü bir analiz yapmadan, hazır paket eğitimlerle yol almaya çalışıyor. Bu da katılımcılarda “bu eğitim bana hitap etmiyor” duygusunu doğuruyor ve eğitimin etkisini minimuma indiriyor.

Ayrıca günümüzde yetkinlik odaklı dönüşüm çok ön planda. Ancak kurumların çoğunda hâlâ bilgi aktarımı merkezli yaklaşımlar hakim. Oysa artık ihtiyaç duyulan, bilgiye ulaşma becerisini değil, bilgiyi nasıl anlamlandırıp eyleme geçireceğini bilen bireyler yetiştirmek.

Bir de geri bildirim döngüsünün eksikliği var. Eğitim veriliyor ama sonrasında o eğitim kurumun süreçlerine nasıl yansımış, davranışa dönüşmüş mü, performansa etkisi ne olmuş bunlar ölçülmüyor. Eğitim yatırımı, ölçülebilir dönüşümle taçlanmadığında sadece “faaliyet” olarak kalıyor.

“Bugün kurumların eğitime değil, öğrenen organizasyon olmaya ihtiyacı var. Bu da stratejik öğrenme tasarımıyla mümkün.”

İşte tam bu nedenle biz WOLA çatısı altında kurumlara “stratejik eğitim danışmanlığı” sunuyoruz. Sadece içerik değil, yapı, süreç ve sonuç tasarımı yapıyoruz. Eğitim kurumun DNA’sına yerleştiğinde, gerçek değişim başlıyor.

İşte tam bu nedenle, biz WOLA çatısı altında kurumlara yalnızca eğitim vermiyoruz; “stratejik eğitim danışmanlığı” sunuyoruz. Çünkü inanıyoruz ki, gerçek dönüşüm; yalnızca bilgi aktarımıyla değil, kurumun kendi dinamiklerine özel olarak tasarlanmış öğrenme sistemleriyle mümkündür. Sunduğumuz yaklaşımda; İçeriği kurumun hedeflerine göre özgünleştiriyoruz, Yapıyı kurumun kültürüne ve organizasyonel yapısına göre şekillendiriyoruz,Süreçleri izlenebilir ve etkileşimli hale getiriyoruz, sonuçları ise davranışsal ve performans odaklı ölçüyoruz.

Eğitim bir faaliyet değil, bir stratejidir. Bu strateji kurumun DNA’sına yerleştiğinde, ancak o zaman gerçek bir değişim mümkün olur. Bu yüzden WOLA modeli sadece bugünü değil, geleceği de planlayan, bütüncül ve kalıcı bir öğrenme yaklaşımı sunar.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler