23.08.2026 - 04:47 | Son Güncellenme:
Çağdaş Ertuna - Meğer bu, aşk hayatımızla sınırlı değilmiş. “Ghosting” şimdi ofise, toplantı odasına, işe alım süreçlerine, hatta pazartesi sabahı bilgisayar ekranına kadar girmiş durumda.
Bir iş görüşmesine gidiyorsunuz, iki saatlik mülakat yapılıyor, ardından ikinci görüşme, üçüncü görüşme, referans kontrolü derken artık o şirketin çalışanı olduğunuzu kendi kendinize neredeyse ilan ediyorsunuz.
Sonra bir gün işe alım uzmanına mesaj atıyorsunuz, “Süreçle ilgili bir gelişme var mı?” diye, mesaj okunuyor ya da okunmuyor, e-posta gönderiyorsunuz, cevap yok, bir hafta geçiyor, iki hafta geçiyor ve ortada ne “evet” var ne “hayır”.
Modern çalışma hayatının en meşhur cevabı işte bu sessizlik. Üstelik hikayenin diğer tarafında da aynı manzara var.
★★★
Bu kez aday iş teklifini kabul ediyor, evrakları tamamlaması gerekiyor, ilk iş günü geliyor ve ortada yok.
Telefon açılıyor, e-posta gönderiliyor, mesaj atılıyor, yine cevap yok. Daha çok ikili ilişkilerde öğrendiğimiz “kaybolma sanatı”, insan kaynakları departmanlarına kadar terfi etmiş durumda. 2026’da yayımlanan araştırmalar da bunun artık yalnızca birkaç münferit örnekten ibaret olmadığını gösteriyor.
Yakın tarihli bir çalışma, işe alım sürecindeki aday “ghosting”inin çoğu zaman kötü aday deneyimleri ve verilen sözlerle beklentilerin boşa çıkmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. İnsan bazen “canı istediği için” bazen de karşısındaki kurumla kurduğu güven duygusu zaten kırıldığı için iletişimi kesiyor.
İş hayatında “ghosting” yalnızca cevap vermemek değil, ilişkinin sorumluluğunu almadan kapıyı sessizce kapatmak anlamına da geliyor. Peki ama neden?
Çünkü dijital iletişim bize inanılmaz bir kolaylık sağladı: İnsanların yüzüne bakmadan hayır diyebiliyoruz artık.
Telefonda zor bir konuşma yapmadan işi bırakabiliyoruz. Bir yöneticinin karşısına geçip “Bu projede devam etmek istemiyorum” demek yerine mesajı görmezden gelebiliyoruz. Üstelik bunun karşılığında çoğu zaman anında bir bedel de ödemiyoruz.
Genç kuşakların ekran başında büyümesinin bu davranışı etkilediği sık sık tartışılıyor. Ancak konuyu “Z kuşağı böyle” diye kapatmak fazlasıyla kolaycılık olur. Çünkü şirketlerin adayları haftalarca, hatta aylarca habersiz bıraktığı bir çalışma dünyasında, yalnızca çalışanları nezaketsizlikle suçlamak biraz tuhaf kaçıyor.
★★★
Nitekim işveren tarafındaki “ghosting” de ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Bazı araştırmalar, işe alım sürecine girmiş adayların uzun süre geri dönüş alamadığını gösteriyor. Asıl değişen galiba şu, iş ilişkileri giderek daha fazla “işlem” gibi yaşanıyor. Başvur, değerlendir, görüş, puanla, reddet, devam et. İnsanların birbirlerinin karşısında oturduğu, birbirlerinin zamanını ve emeğini gerçekten hesaba kattığı o eski ilişki biçimi yerini otomatik e-postalara, takvim davetlerine, LinkedIn mesajlarına ve yapay zekanın yazdığı “İlginiz için teşekkür ederiz” cümlelerine bırakırken, iletişimi kesmek de hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Oysa bazen tek bir cümle yeter. Hepsi bu.
İnsan kaynaklarında buna belki aday deneyimi deniliyor, ama gündelik hayatta bunun adı çok daha basit: Karşındaki insanın zamanına saygı göstermek. Çünkü “ghosting”in en kötü tarafı reddedilmek değil, belirsizlik. Bir “hayır” can sıkabilir ama hayatı devam ettirir. Sessizlik ise sonsuz bir beklemeye neden olur. Acaba seçildim mi, seçilmedim mi, mesajım ulaştı mı, beni mi unuttular, başka aday mı buldular, bir sorun mu çıktı?
Belki de modern çalışma hayatının en büyük ihtiyacı yeni bir iletişim uygulaması değil, eski ve biraz unutulmuş bir alışkanlık, yani cevap vermek. Çünkü kariyerler değişebilir, şirketler küçülebilir, adaylar başka tekliflere gidebilir, çalışanlar istifa edebilir, hatta herkes birbirinin hayatından çıkabilir. Ama bari kararlarımızı karşımızdakine haber verelim.