09.11.2025 - 07:01 | Son Güncellenme:
AHENK BEYAZIT
AHENK BEYAZIT- Zeytinyağı üretimi, Türkiye’de pek çok girişimcinin adım attığı veya en azından heves ettiği bir saha. Zeytinyağı sektörünün içinde büyüyen Dilşen Oktay Erdem ise bu alanda, köklerinden aldığı ilhamı uluslararası birikimiyle buluşturmayı başaran bir isim... Kişi başına zeytinyağı tüketiminin en yüksek olduğu Girit’te yüksek lisans yapan Dilşen Oktay Erdem dünyanın çok kaliteli zeytinyağlarının üretildiği İtalya’da staj görmüş, ardından küresel üretim lideri İspanya’da da pazarlama deneyimi kazanmış.
Yurt dışındaki akademik ve sektörel yolculuğunun ardından Türkiye’ye dönen Erdem, dedesi Ethem Bey’in zeytinyağı mirasını modern bir kalite kültürüyle harmanladığını anlatıyor. ‘Ethem Bey’ ve ‘Atike Hanım’ markalarını kurarak aile hikâyesini üretime taşıyan Erdem, “Hani şimdi insanlar yapay zekâ ile sevdiklerini yaşatmaya çalışıyor ya, ben anneannem, ve dedemi, onlar adına markalar kurup üreterek yaşatıyorum. Böylece kendimi kökleri günden güne sağlamlaşan ve etrafına fayda sağlayan bir zeytin ağacı gibi hissediyorum” diyor. Dilşen Oktay Erdem ile zeytinyağı üzerine konuştuk...
Zeytinyağı sektörüne yönelmenizdeki en büyük motivasyon neydi?
Zeytinyağı sektörüne yönelmemdeki en büyük motivasyon doğaya ve zeytine olan sevgim. Ayrıca aile işi olması da önemli bir etken. Ethem dedem ben 1 yaşındayken hayatını kaybetmiş ancak babam onunla 12 yıl çalışmış, Edremit Körfezi’nde bütünleşmiş bitkisel yağ fabrikası ve binlerce zeytin ağacı varlığıyla büyük bir üretici ve sanayiciymiş. Annem ve babam dedemi hep büyük bir hayranlıkla anlattılar bizlere. Üniversitede gıda mühendisliği okudum. Ethem dedemin Burhaniye’de isteyip de son anda vazgeçtiği bir fabrika kurma hayalini yıllar sonra ben Burhaniye OSB’de gerçekleştirmeyi başardım.
Ailenizin zeytincilik mirasını devralmak ve bir marka yaratmak sizin için ne ifade ediyor?
Bu benim için çok değerli çünkü ailede 5. kuşak olarak 13 kuzeniz ve üretimin her aşamasıyla ilgilenen ve zeytinyağı üreten, markalaşma konusunda başarı elde eden sadece benim. Yeni bir enerji ile başladım aynı zamanda zeytinlikler Ethem dedemden miras kaldığı için Ethem Bey olarak yola çıktım. Hemen ardından anneannemin sabun ve çiçek sevdasını göz önünde bulundurarak Atike Hanım kozmetik ürünlerini çıkardık. Hani şimdi insanlar hologramlar ve yapay zekâ ile sevdiklerini yaşatmaya çalışıyor ya... Ben anneannem ve dedemi onlar adına markalar yapıp, üreterek yaşatıyorum. Böylece kendimi kökleri günden güne sağlamlaşan ve etrafına fayda sağlayan bir zeytin ağacı gibi hissediyorum.
Zeytinyağı üretiminde kaliteye dair eğitimler ve projelerde yer almak size neler kazandırdı?
Zeytinyağı üretimi, Türkiye’de pek çok ailenin ve girişimcinin denediği bir alan. Yıllardır varlığını sürdüren firmalar ve markalar elbette var ancak çoğu bırakıyor. Bu alanda başarının ilk koşulu bence kaliteye önem vermek. Çünkü ben hem yüksek lisans hem de doktora sürecinde yurtdışında bulundum. Başarılı firmalar ve markalar hep kaliteyle ön plandalardı. Benim İtalyan hocalarım da hep ‘miktar yerine kaliteye odaklan’ vurgusu yaptılar.
2007 yılında doktora yaparken Aydın’a gelen ONAOO (İtalyan Ulusal Zeytinyağı Tadımcılar Derneği) hocaları bizlere zeytinyağının duyusal özelliklerini ve bunları nasıl ayırt edebileceğimizi anlattılar. 1 yıl sonra Bologna Üniversitesi ile yapılan ikili anlaşma aracılığıyla Bologna Forli’ye gittim. 131 ülkeye bitkisel yağ satan Olitalia adlı bir firmada 3 ay kalite kontrol elemanı olarak staj yaptım. Hemen ardından Bologna Üniversitesi’nin Gıda Bilimleri Bölümü’nde zeytinyağı duyusal analiz kursuna katıldım. Orada seçme testlerini geçtim ve ardından Türkiye’de yabancı eğitmenlere simültane çeviri maceram başladı. Yaklaşık 7 yıl boyunca İtalyan eğitmenlerle çalıştım. Bu da beni her seferinde biraz daha geliştirdi. Ayrıca 2017 yılında İspanya’da Uluslararası Zeytinyağı Pazarlama Stratejileri kursuna gittim. Türkiye’de zeytinyağı e-ticaretine çok mesafeli durulurken biz 2017 yılında başladık ve hâlâ devam ediyoruz.
Avrupa’da sürdürdüğünüz akademik ve mesleki deneyimler (Girit, Bologna gibi) markanıza nasıl katkı sağladı?
Avrupa zaten zeytinyağı üretimi, pazarlaması ve tüketimi konusunda dünya lideri. İspanya en büyük oyuncu ve Uluslararası Zeytin Konseyi de Madrid’de. Ayrıca İtalya ve Yunanistan da zeytinyağı konusunda çok deneyimli ve kültürü sağlam ülkeler. Benim dünyanın kişi başına en çok zeytinyağı tüketen yeri olan Girit’te yüksek lisans yapıp, dünyanın en kaliteli zeytinyağını üreten İtalya’da staj yapıp, dünyanın en çok zeytinyağı üreten ülkesi İspanya’da pazarlama kursuna katılmam işime muazzam bir katkı sağladı. Benim zeytinyağı pazarlama ve ardından fabrika açmam 15-20 yıl ciddi bir araştırma ve eğitim süreciyle geçti.
Ethem Bey ve Atike Hanım markalarının üretim felsefesini nasıl tanımlarsınız?
Ethem Bey ve Atike Hanım’ın çocuk sevgisi, temiz ve adil iş yapma, doğayı sevme gibi özelliklerini kendi yaşam felsefemle bütünleştirip üretim felsefesini kurmaya çalıştım. 2017’de firmayı kurduğum zaman Birleşmiş Milletler Küresel Kalkınma amaçlarını gördüm ve bunların bir kısmını da hedef aldığımızı fark ettim. Sağlıklı ve kaliteli yaşam, nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, sorumlu üretim ve tüketim, iklim eylemi, barış, adalet ve güçlü kurumlar, amaçlar için ortaklıklar gibi ilkeler bizim markalarımız için çok önemli.
Tadım eğitmenliği ve jüri üyeliği rolleriniz sektöre bakış açınızı nasıl şekillendirdi?
2021 yılında Burhaniye Ticaret Odası Başkanı Mustafa Aysel’in teklifiyle paneller vermeye başladım. Zeytindostu Derneği’nin düzenlediği yarışmalarda birkaç yıl, İtalya’da tüm dünyadan organik yağların yarıştığı BIOL’de bir yıl, Berlin GOOA’da 2 yıl görev aldım. Olive Japan’da 2017 yılından beri jüri üyeliğim devam ediyor. Çok keyif alıyorum çünkü her yıl yepyeni deneyimler kazanıyorum ve binlerce çeşit zeytinin yağını tatma imkânı buluyorum. Her bir tadım aslında bir öğrenme süreci. Tadım eğitmenliği ve jüri üyeliği rolleri sektöre çok farklı açılardan bakabilmemi ve esnek olmamı sağladı. Eskiden sanki daha dar bir bakış açısıyla sektörü görüyordum ancak zaman geçtikçe ve farklı rollere büründükçe görüş açım genişledi. Bunda dünyanın ve Türkiye’nin sayısız zeytin emekçisi, duayeni, çiftçisi, işletmecisi, sanayicisi, tadımcısı, eğitmeni ve bilirkişisi ile tanışmanın etkisi çok büyük.
Sürdürülebilirlik ve çevre bilincini markanızla nasıl bütünleştiriyorsunuz?
Sürdürülebilirlik ve çevre bilinci bağlamında biz üretimimizi gerçekleştirirken kaynakları optimumda kullanmaya, geri dönüştürülebilir malzemelere öncelik vermeye, topraktan aldığımızı toprağa geri vermek adına kompost üretimi, bitki yetiştirme gibi pratiklere öncelik vermeye gayret ediyoruz.
Örneğin fabrikamızın inşaatı esnasında betonu minimumda tutup bahçeyi geniş bırakmaya, ekip biçmeye, atıklarımızı da çevreci yöntemlerle değerlendirmeye çalışıyoruz. Zaten zeytin sıkım makinemiz iki fazlı çalışıyor ve biz çıkan sulu pirinayı doğrudan pirina fabrikasına gönderiyoruz. Doğaya herhangi bir karasu deşarjımız olmuyor. Onun dışında kanalizasyon aracılığıyla doğaya yağ gitmemesi için yağ tutucumuz var ve onunla üretim alanı temizlenirken dışarı çıkması muhtemel yağları tutup ardından çıkan ve yenilemeyecek yağı rafinerilere gönderiyoruz.
Paketleme ile ilgili olarak da geri dönüştürülebilen ambalajları kullanmaya özen gösteriyoruz. Bizim zeytinyağımız plastik şişede satılmıyor. Çevre bilincine yönelik olarak bir yıl hem anneler hem babalar gününde tüm müşterilerimiz adına Ege Orman Vakfı’na fidan bağışı yapmış ve Ethem Bey ile Atike Hanım korusu oluşturmuştuk. Önümüzdeki yıl da benzer işler yaparak karbon ayak izimizi düşürmeye yönelik çalışmaları sürdürmeyi planlıyoruz.