15.05.2026 - 00:00 | Son Güncellenme:
ASLI ÖKTENER - Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Diane Arcas Göçmez’in odağında grubun stratejik dönüşümü ve teknoloji entegrasyonu yer alıyor. İngiltere’de Middlesex Üniversitesi’nde tamamladığı MBA programı ve açık deniz rüzgâr enerjisi üzerine yazdığı tez, akademik birikimini Arkas Heavy bünyesindeki 30 milyon euro’luk yatırımlarla birleştiriyor.
Aliağa’dan Bandırma’ya, Filyos’tan Marmara’ya uzanan stratejik hattın Türkiye için bir enerji koridoruna dönüşebileceğini savunan Göçmez'le Arkas Holding’in yeni nesil stratejilerini ve enerji dönüşümünün lojistik kodlarını konuştuk...
■ Çalışma hayatınız nasıl başladı? Bugüne uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz?
Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okurken henüz üçüncü sınıfta çalışmaya başladım. Sonrasında babamın yönlendirmesiyle, yabancı armatörlerin temsil edildiği yapının hem ticari hem de operasyonel tarafını sahada öğrenme fırsatı buldum. Bu süreçte, operasyon müdürlüğünden ithalat ve ihracat ticari müdürlüklerine uzanan 8 yıllık bir deneyimim oldu. Ardından lojistik şirketlerimizde, genel müdürlük seviyesine kadar ilerleyen yedi yıllık bir saha tecrübem oldu.
2014 yılında, şirketlerin Arkas Lojistik markası altında tek çatı altında birleştirilmesiyle Lojistik Grup Başkanlığına atandım. Bugün odağım, grubun stratejik yönünü şekillendirmek ve yeni iş alanları geliştirmek. Bu kapsamda, Arkas Heavy bünyesinde kara rüzgâr enerjisi projeleriyle yenilenebilir enerji lojistiğine aktif katkı sağlıyoruz. Aynı zamanda, dijitalleşme ve yapay zekânın şirketlerde karar alma süreçlerini nasıl hızlandırabileceğine yönelik çalışmalar yürütüyorum.
■ Açık deniz rüzgârı odağınız nasıl oluştu? MBA teziniz hangi konulara ışık tuttu?
2023 yılında İngiltere’de Middlesex Üniversitesi’nde denizcilik, lojistik ve işletme alanlarını kapsayan MBA programına başladım. Tez çalışmam sırasında açık deniz rüzgâr enerjisinin yalnızca bir enerji yatırımı olmadığını net biçimde gördüm. Bu alan, lojistiğin sadece destekleyici değil, projenin temelini oluşturan kurucu bir unsur olduğu nadir sektörlerden biri. Tezimin çıkış noktası şuydu: Türkiye gibi gelişmekte olan bir pazarda açık deniz rüzgârı için uygulanabilir bir lojistik hizmet modeli nasıl tasarlanabilir?
Çalışmamda limanların rolüne, zemin etütlerine, ağır kaldırma altyapısına ve liman bölgesinde bulunan sanayi kümelenmesinin önemine özellikle dikkat çektim. Türkiye’nin bu alanda sadece yatırımcı değil, aynı zamanda üretici ve lojistik çözüm ortağı olabileceğini savundum.
■ Türkiye’de hangi bölgeler öne çıkıyor?
Ege Bölgesi, özellikle Aliağa, liman altyapısı, sanayi kümelenmesi ve lojistik erişimiyle önemli bir avantaj sunuyor. Bandırma ve Filyos da güçlü adaylar arasında. Tez çalışmamda Marmara, Aliağa, Bandırma ve Filyos-Karadeniz hattı öne çıkmıştı. Ancak yalnızca rüzgâr potansiyeline bakmak yeterli değil. Deniz tabanının uygunluğu, limanların kapasitesi ve sahalara olan mesafe maliyetleri belirliyor. Marmara ise yoğun deniz trafiği nedeniyle daha karmaşık bir yapı sunuyor. Bu yüzden en doğru lokasyon, rüzgâr gücü ile altyapının birlikte çalışabildiği yer.
Deniz üstü rüzgâr enerjisi ve lojistik ekosistemi...
■ Türkiye’nin yenilenebilir enerji fotoğrafını nasıl okuyorsunuz?
Türkiye, son on yılda rüzgâr ve güneş enerjisinde ciddi bir ivme yakaladı. Karasal rüzgâr tarafında 2025 itibarıyla Avrupa’da en fazla kara rüzgâr enerjisi kurulumu yapan ikinci ülke konumuna yükselerek güçlü bir kurulu güç ve sahada önemli bir uygulama tecrübesi birikti. Bugün Türkiye’nin toplam kurulu gücünün 2035’e kadar yaklaşık 120 gigavat seviyesine ulaşması hedeflenirken, rüzgâr enerjisinin bu büyüme içinde yaklaşık 30 gigavatlık bir paya ulaşması öngörülüyor.
Ancak büyük resme baktığımızda, özellikle Avrupa’daki dönüşümün yalnızca enerji üretimiyle sınırlı olmadığını görüyoruz. Liman altyapısı, sanayi, mühendislik, tedarik zinciri ve dijital kontrol sistemlerini kapsayan bir ekosistem inşa ediliyor. Türkiye’de karasal rüzgâr ve güneş tarafında ciddi bir birikim varken, deniz üstü rüzgâr enerjisi hâlâ hazırlık aşamasında. Oysa daha yüksek ve sürdürülebilir potansiyel bu alanda. Deniz üstündeki rüzgârın gücü ve sürekliliği, türbinlerin çok daha yüksek kapasiteyle çalışmasını sağlıyor.
■ Deniz üstü rüzgâr projelerini bu kadar karmaşık kılan ne?
Deniz üstü projelerde hem ölçek büyüyor hem de hata toleransı azalıyor. Kara türbinlerinde 60-80 metre olan kanat uzunlukları deniz tarafında 130 metreye kadar çıkabiliyor, türbin gövdeleri 800 tona ulaşabiliyor. Bu büyüklük, liman altyapısı, vinç kapasitesi, depolama alanı ve kurulum mühendisliği açısından tamamen farklı bir hazırlık anlamına geliyor. Danimarka gibi ülkelerde görüldüğü üzere, üretim noktaları, liman altyapıları ve kurulum sahalarının aynı bölgede konumlanması şart. Aynı anda özel gemiler, ağır kaldırma ekipmanları ve kusursuz bir koordinasyon gerektiren bir yapıdan söz ediyoruz. Maliyetler daha yüksek, süreçler daha yavaş ancak doğru kurgulandığında elde edilen enerji verimi de çok daha yüksek.
■ Açık deniz rüzgârının avantajları ve dezavantajları neler?
En büyük avantajı, çok daha yüksek ve istikrarlı enerji üretimi sağlaması. Kapasite faktörü kara projelerine göre belirgin şekilde daha yüksek. Ancak yüksek yatırım maliyetleri ile kurulum ve bakım süreçlerindeki karmaşıklık önemli zorluklar yaratıyor. Bu nedenle, paydaşlar arası koordinasyon ve planlamada ileri düzey dijitalleşme kritik, özellikle dijital ikiz gibi simülasyon tabanlı çözümler belirleyici rol oynuyor. Tüm bu zorluklara rağmen, enerji güvenliği, sanayiye katkısı ve uzun vadeli verimlilik açısından bakıldığında, bu alan stratejik olarak son derece güçlü bir konumda yer almaktadır.
■ Bu yatırımların hızlanması için neler yapılmalı?
En kritik unsur, net ve öngörülebilir bir yol haritasıdır. Bilimsel zemin etütleri, sadeleştirilmiş izin süreçleri, devlet teşvikleri ve güçlü liman altyapısı olmadan bu projelerin ilerlemesi çok zaman alacaktır. Bu nedenle, yerli sanayi ve insan kaynağı mutlaka işin parçası olmalı, aynı zamanda uluslararası firmalarla iş birliği yapılmalıdır. Nitekim Avrupa’da bu projeler büyük konsorsiyumlar ve devlet öncülüğünde ilerlemektedir. Türkiye’de de kamunun yönlendirici rolü belirleyici olacaktır. Bu çerçevede, enerji, sanayi ve lojistik politikalarının birlikte ele alınması gerekmektedir.
■ Arkas Heavy ve Arkas Lojistik bu tablo içinde nasıl konumlanıyor?
Rüzgâr enerjisindeki büyümeyle birlikte ağır yük taşımacılığını kritik hale geldiğini gördük. Arkas Heavy bu ihtiyacın sonucu olarak doğdu. Yaklaşık 30 milyon euroluk yatırımla, yalnızca taşıma ekipmanlarını değil, kurulum süreçlerinde kullanılan vinçleri de kapsayan güçlü bir altyapı oluşturduk.
Rüzgâr projelerinde lojistik, projenin zamanında ve güvenli ilerlemesini belirleyen ana unsurlardan biridir. Bu deneyimle, açık deniz rüzgâr projelerinde liman ve kara tarafındaki lojistik süreçlerde değer yaratabilecek bir konumda olduğumuza inanıyoruz.
■ Türkiye 2030-2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşabilir mi?
Evet, ancak hız kadar yön duygusuna da ihtiyaç var. Yenilenebilir enerjiyi yalnızca kurulu güç artışı olarak değil, sanayi, lojistik, limanlar, bakım altyapısı, dijital sistemler ve insan kaynağıyla birlikte ele almak gerekiyor. Türkiye’nin hem kaynakları hem de coğrafi avantajı bu dönüşüm için önemli bir zemin sunuyor.
Bu unsurlar ortak bir stratejiyle bir araya getirilebilirse, Türkiye yalnızca enerji üreten değil, aynı zamanda bölgesel ölçekte hizmet ve know-how ihraç eden bir ülke haline gelebilir.