11.01.2026 - 06:38 | Son Güncellenme:
AHENK BAYAZIT - Türkiye sağlık sektörü, dijital dönüşümün ve entegre sistemlerin merkezinde yeni bir yapılanma sürecinden geçiyor. Şehir hastaneleriyle kurulan teknoloji omurgası, farklı branşların aynı veri dilini konuşmasını sağlarken Philips’in Ipsos iş birliğiyle yaptığı araştırma, bireylerin artık kendi sağlık verilerinin direksiyonuna geçmek istediğini gösteriyor.
Philips Türkiye Genel Müdürü Gamze Arbak, şirketin 2026 yılı stratejilerini çözüm ortaklığı, dijitalleşme ve erişilebilirlik olmak üzere üç temel başlık altında topluyor. Arbak, sektördeki değişimi değerlendirirken sağlığın bir reaksiyon alanı olmaktan çıkıp bir yönetim alanına dönüştüğünü de vurguluyor. Şirketin Ipsos iş birliğiyle yürüttüğü Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması da bireylerin artık kendi sağlık verilerini proaktif bir biçimde takip etme isteğinin arttığını ortaya koyuyor. Özellikle şehir hastaneleri gibi büyük ölçekli projelerde kurulan teknoloji omurgası, farklı uzmanlık alanlarının aynı veri diliyle çalışmasını sağlayarak operasyonel verimlilikte kritik bir rol üstleniyor. Arbak’la şirketin cihaz üreticiliğinden uçtan uca bir ekosistem yaratmaya evrilen 2026 hedeflerini konuştuk.
Türkiye’deki uzun süreli varlığınız ve global vizyonunuz çerçevesinde 2026 yılı için Türkiye sağlık pazarındaki ana odak alanlarınız ve önceliklendirdiğiniz stratejik başlıklar nelerdir?
Türkiye’deki önceliğimiz sağlık sektöründeki dönüşüme katkıda bulunarak, ürün ve çözümler üretmek. Bunu yapmak için ise üç önemli konuya odaklanıyoruz. Birincisi, sağlık teknolojilerinin her alanında müşterilerimizin tercih ettiği çözüm ortaklarından biri olmak. İkincisi, dijital sağlık konusunda önemli adımlar atmak. Bunları yaparken yerel yaklaşımlar sergileyerek ihtiyaçları kökten karşılamak. Son olarak ise herkesin sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi için yeni iş modelleri geliştirmek ve bu yeni iş modelleri ile hem sağlığı daha kolay erişilebilir hale getirmek hem de sağlık sonuçlarını en iyi şekilde iyileştirmek.

Türkiye’nin sağlık altyapısındaki dönüşümde, özellikle şehir hastaneleri gibi büyük projelerde teknoloji çözüm ortaklığının rolü nedir? Bu iş birlikleri, sağlık hizmetlerinin verimliliğine ve sürdürülebilirliğine nasıl katkı sağlıyor?
Şehir hastanelerinde sağlık bütünlüğünü destekleyen, klinik iş akışlarını hızlandıran ve veriyi tek bir çatıda toplayan bir teknoloji omurgası kurmak önemli. Bu ölçeklerde asıl değer, farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışabilmesini, tüm klinik birimlerin aynı veri dili, aynı kalite ve güvenlik standartlarıyla ilerlemesine katkı sağlamak. Böylece hem bakım sürekliliği güçleniyor hem de operasyonel verimlilik artıyor. Bizim için teknoloji ortaklığı cihaz kurulumundan çok daha fazlası. Bizim için teknoloji ortaklığı, hastanenin işleyişini destekleyen bakım modelleri, veri yönetimi altyapısı ve klinik süreç optimizasyonuyla uzun vadeli, sürdürülebilir bir işleyiş kurmak anlamına geliyor.
Araştırmalar toplumun yapay zekâya güveninin arttığını gösteriyor. Bu teknolojilerin teşhis ve tedavi süreçlerine entegrasyonunu ve Türkiye’deki klinik sonuçlar üzerindeki dönüştürücü etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekâ sağlık sisteminin her aşamasında stratejik bir öneme sahip. Philips Türkiye olarak Ipsos Türkiye iş birliğiyle beşincisini gerçekleştirdiğimiz Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması’nın sonuçları da bu algıyı destekliyor.
Araştırmaya katılanların önemli bir bölümü, teknolojinin sağlığı daha erişilebilir ve etkili hale getirdiğine inanıyor. Katılımcıların yüzde 74’ü teknolojinin hastalıkların tedavisini kolaylaştırdığını, yüzde 84’ü ise kişisel sağlığın yönetiminde önemli fayda sağladığını belirtiyor. Ayrıca katılımcıların yüzde 51’i, yapay zekâ uygulamalarının teşhis ve tedavi süreçlerine anlamlı katkı sağlayacağına inanıyor. Araştırma, teknolojinin yalnızca tedavi süreçlerine değil, sağlık sisteminin işleyişine de önemli katkılar sağladığını ortaya koyuyor. Katılımcılara göre teknolojinin en önemli katkıları, sağlık profesyonellerine hızlı erişim (yüzde 59), verilere kolay ulaşım (yüzde 57) ve bilgilerin tek noktada toplanması (yüzde 54).
Sağlıkta bekleyiş yerine aktif yönetim
Araştırma, bireylerin sağlık kontrolünü ele alma isteğinin arttığını ortaya koyuyor. Sektör oyuncuları, tüketicinin bu proaktif yaklaşımına ve değişen beklentilerine teknolojik açıdan nasıl yanıt veriyor?
Pandemi sonrası sağlık bilinci yalnızca yükselmedi, bireyin kendi sağlığını sürekli, veriye dayalı ve proaktif biçimde yönetme isteğine dönüştü. Bugün sağlık artık bir reaksiyon alanı değil. Bir şey olursa ilgilenirim yaklaşımından çıkıp bir yönetim alanı haline geliyor. İyi olma hali artık pasif bir durum değil, aktif olarak sürdürülen bir süreç. Philips Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması da insanların sağlık durumlarını artık anlık ölçümlerle değil, süreklilik içinde takip etmek istediğini ve kontrolü daha fazla ellerine aldığını ortaya koyuyor. Philips olarak biz bu tabloyu çok önemsiyoruz. Amacımız yalnızca insanların hastalandıktan sonra iyileşmesine katkı sağlamak değil, onların yaşam yolculukları boyunca daha sağlıklı kalabilmelerine destek olmak. Bu, bizim inovasyon stratejimizin tam merkezinde duran bir dönüşüm. Artık mesele yalnızca bir cihaz üretmek ya da tek seferlik bir ölçüm sunmak değil. Mesele, insanların sağlıklı kalma yolculuğunu uçtan uca destekleyen bir ekosistem yaratmak.
2030 yılına kadar her yıl 2.5 milyar insanın yaşamını iyileştirmeyi hedefliyoruz. Bunu da anlamlı inovasyonlarla, erken teşhis ve dijital sağlık çözümleriyle hem bireylerin hem de sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlayarak gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. İnsanlar artık sağlığı bir değer olarak görüyor. Biz de bu değeri teknolojiyle güçlendirerek, geleceğin daha dengeli, erişilebilir ve insancıl bir sağlık sistemine dönüşmesine katkı sunmak istiyoruz.
Sürdürülebilirlik artık sağlık sektörünün de öncelikli gündemi. Tıbbi cihaz üretiminden hastane işletimine kadar uzanan süreçte, karbon ayak izini azaltmak adına hangi somut adımlar ve tasarım kriterleri öne çıkıyor?
Sürdürülebilirlik artık sağlık sektörünün öncelikli gündemlerinden biri haline geldi. Philips Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması’nın 2025 yılı sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 65’i sağlıkta sürdürülebilirliğin öncelikli bir konu olması gerektiğine inanıyor ve katılımcıların yarısı, sürdürülebilir uygulamalara sahip şirketlerden ürün veya hizmet satın alma eğiliminde olduklarını belirtiyor. Bu veriler, sürdürülebilirliğin yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal açıdan da kritik bir kriter olduğunu gösteriyor. Philips olarak sürdürülebilirliği sağlık alanında bir zorunluluk olarak görüyor ve bu doğrultuda çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarını bütünleşik bir şekilde ele alıyoruz. Çevresel boyutta karbon nötrlüğümüzü sürdürmek, enerji verimliliğini artırmak ve döngüsel üretimi yaygınlaştırmak önceliklerimiz arasında yer alıyor.
Somut adımlarımız arasında, tüm ürünlerimizi EcoDesign prensipleriyle tasarlamak ve döngüsel ekonomi modellerini hayata geçirmek bulunuyor. Operasyonlarımızın tamamında yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyor, ürünlerimizin ömrünü uzatıyor, enerji ve kaynak tüketimini azaltıyor ve geri dönüştürülebilir malzemelerle üretim yapıyoruz. Kısacası, sürdürülebilir sağlık çözümleri geliştirmek için enerji verimliliğini artırıyor, atıkları ve kaynak israfını minimuma indiriyor ve döngüsel ekonomiyi sağlık ekosistemine entegre ediyoruz.
Yönetim kademelerindeki yüksek kadın lider oranıyla dikkat çeken bir yapıdasınız. Sağlık teknolojileri gibi teknik bir alanda, çeşitlilik ve kapsayıcılık politikalarının inovasyon kültürüne yansımasını nasıl gözlemliyorsunuz?
Philips’te çeşitlilik ve kapsayıcılık stratejimiz, inovasyon kültürümüzü güçlendiren temel unsurlardan biri. Çalışanlarımızın kendilerini değerli hissettiği, saygı gördüğü ve gelişebileceği bir ortam yaratmayı hedefliyoruz. Tüm işe alım, terfi ve ücretlendirme kararlarımız liyakat, nitelikler ve performansa dayanıyor. Üst düzey liderlik pozisyonlarındaki kadın oranımızı 2025 yılı sonuna kadar yüzde 35’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bu oran 2024 sonu itibarıyla yüzde 33’tü. Philips Türkiye’de ise yönetim kurulumuzun yüzde 66’sını, icra kurulumuzun yüzde 75’ini ve çalışanlarımızın yüzde 44’ünü kadınlar oluşturuyor. Ayrıca kadın çalışanlarımızı destekleyen gelişim programları ve platformlar sayesinde, herkes potansiyelini keşfedebiliyor, farklı alanlarda deneyim kazanabiliyor. Bu kapsayıcı yaklaşım, ekiplerimize farklı bakış açıları kazandırıyor ve sağlık teknolojileri alanındaki inovasyonu doğrudan besliyor.