17.04.2026 - 00:46 | Son Güncellenme:
İSMAİL ŞAHİN - Bir dönem dokuma fabrikaları ile ekonomiye can veren, daha sonra da dünya çapında ihracat başarısı yakalayan otomotiv sektörü ile adından sıkça söz eden Bursa, şimdi dünya standartlarında inovasyon odaklı üretim merkezi olarak öne çıkıyor. Artık savunma, havacılık ve uzay sanayii gibi alanlara yönelik birçok üretim tesisini barındıran Türkiye’nin dördüncü büyük kenti Bursa, 136 Ar-Ge merkezi ile Türkiye’nin inovasyon üssü konumunda bulunuyor.
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay ile şehrin ekonomisinin yaşadığı dönüşümü konuştuk.
■ Bursa denince akla otomotiv sektörü, havlu ve otobüs üretimi gelirdi. Günümüz dünyasında Bursa sanayisinin mevcut fotoğrafını çekebilir misiniz? Daha hangi yönleriyle öne çıkıyor?
Bursa, tarih boyunca bu toprakların üretim lokomotifi, ekonominin de can damarı oldu. Tekstilde, otomotivde, mobilyada, makine ve kimyada çok köklü bir geçmişimiz, muazzam bir birikimimiz var. Ama dünya artık sadece “üretmeyi” yeterli bulmuyor. Biz Bursa olarak, geleneksel gücümüzü koruyarak büyük bir dönüşüm başlattık.
Bugünün Bursa’sı, o klasik üretim merkezi kimliğinden sıyrılıp “bilgi temelli bir iş modeli” üzerine kurulu, çok disiplinli bir inovasyon üssü haline geliyor. Eğer bu ülkede bir sanayi ve teknoloji dönüşümü gerçekleşecekse bunu yapacak olan yine Bursa’dır. Çünkü bizde bu değişimi göğüsleyecek hem köklü bir üretim kültürü hem de çok güçlü bir insan kaynağı var. Bugün Bursa, ürettiğini tasarlayan, geliştiren ve markalaştıran bir yapıya evriliyor.
Bu dönüşümün en büyük anahtarı Ar-Ge, tasarım ve inovasyon merkezleridir. 10 yıl önce 25 olan Ar-Ge merkezi sayımız bugün 136’ya ulaştı. Ayrıca kentte 31 tasarım merkezimiz var. Bu merkezler sanayicimize bilgiyle donatılmış bir üretim becerisi kazandırırken, kent ve ülke ekonomimizin küresel rekabet gücünü de artırıyor. Otomotivdeki devasa tecrübemiz, bugün Togg yatırımıyla birlikte yeni nesil bir mobilite ekosistemine dönüştü. Dolayısıyla Bursa, bugünün ve geleceğin akıllı teknolojilerini de kurgulayan bir yapıya sahip. Aynı şekilde geleneksel tekstilimiz BUTEKOM gibi mükemmeliyet merkezlerimiz sayesinde kabuk değiştiriyor. Standart dokumadan çıkıp başta savunma, havacılık ve uzay sanayii gibi alanlarda olmak üzere ihtiyaç duyulan stratejik kompozit malzemelere yönelen firmalarımızın sayısı her geçen gün artıyor.
Bugün BASDEC (Bursa Uzay Havacılık Savunma Kümelenmesi) aracılığıyla firmalarımız, hafif hava araçları motoru tasarımından dünyanın en hafif mayın dedektörüne kadar kritik teknolojiler üretir hale geldi. Yani artık Bursa dendiğinde teknik tekstiller, mikromekanik, otonom sistemler ve uzay sanayii de akla geliyor. Bursa, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olmayı sürdürecek.

■ “Bursa büyürse Türkiye büyür” mottosunu sıkça vurguluyorsunuz. Bursa’nın dönüşümü Türkiye ekonomisinin genel yapısını nasıl etkileyebilir?
Bu ifade slogan olarak doğsa da tüm kentin arkasında durduğu ortak bir inanç haline geldi. Bugün Türkiye genelinde kilogram başı ihracat değeri ortalama 1.5 dolar seviyelerindeyken, biz Bursa’da bu rakamı 4 dolar bandına yükseltmeyi başardık. Bu aradaki fark, işte o bahsettiğimiz “bilgi temelli üretimin”, Ar-Ge’nin ve tasarımın eseridir. Bursa, üretim şehri ama daha da önemlisi ürettiğine değer katan da bir şehir.
Bursa, bugün Türkiye ekonomisinin en büyük yapısal sorunu olan dış ticaret açığına karşı elindeki en güçlü kaledir. Yıllık 20 milyar dolar ihracat gerçekleştiren, buna karşın 16 milyar dolar ithalat yapan, yani net şekilde dış ticaret fazlası veren bir şehirden bahsediyoruz. Ben her fırsatta şunu dile getiriyorum. Şayet Türkiye’nin elinde Bursa gibi bu vizyona sahip 10 tane şehir olsa, bugün ne cari açık meselesini ne de orta gelir tuzağını konuşuyor olurduk. Eğer ülkemiz küresel ligde üst sıralara tırmanacaksa bu yolculuğun enerjisi Bursa’nın üretim sahalarından, insan kaynağından, mühendislik birikiminden ve ihracat başarısından gelecektir. Biz güçlendikçe Türkiye’nin eli dünyada çok daha güçlü olacaktır.
■ Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nde esnafla yaptığınız buluşmada dijital dönüşümün önemine vurgu yaptınız. Bursa’daki küçük esnafın e-ticarete uyum sağlaması için BTSO’nun somut destek planları neler? E-ticaret kent ekonomisine nasıl bir katkı sağlıyor ve sağlayacak?
Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi, kentin vitrini niteliğinde olan ve UNESCO Dünya Miras listesinde yer alan bir bölgemiz. Bu bölge aynı zamanda Odamızın filizlendiği, ahilik geleneğinin doğduğu, Bursa’nın ekonomik kimliğinin inşa edildiği kadim bir mekân. Bursa’yı ziyaret edenlerin ilk duraklarından biri bu bölgemiz. Dolayısıyla bu bölgenin modern ticaret olanaklarıyla tarihi kimliğini korurken gelişmesi çok önemli.
Şimdi dünyaya bakıyoruz, ticaret artık dört duvar arasına sığmıyor. Bugün insanların en fazla zaman geçirdiği, en büyük alışveriş hareketliliğinin yaşandığı mekân telefon ekranları. Küresel e-ticaret hacmi 6.3 trilyon doları aştı. Türkiye’de her yıl yüzde 40’ın üzerinde büyüyor bu alan. Yani dükkânını açtığında artık yalnızca önünden geçeni bekleme lüksün yok. Dünya sana geliyor, ya sen de ona gideceksin ya da geride kalacaksın.
İşte biz BTSO olarak bu tarihi bölgedeki esnafımızın bu dönüşümde geride kalmasına izin vermeyeceğiz. Aksine bölgemizin değişim ve dönüşüm sürecinde öncü rol almasını istiyoruz. Çünkü ahilik geleneği zaten bunu öğütlüyor. Zamanın ruhunu okumak, ticareti dürüstlükle ve akılla yürütmek. Biz de Payitaht Çarşı Dijital Dönüşüm Merkezi ile bu ruhu dijital çağa taşıyoruz. Esnafımızın vitrinini dünyanın dört bir yanına açıyoruz. Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi, dünün olduğu kadar yarının da ticaret merkezi olmalı. Buna yürekten inanıyoruz ve bunun için çalışıyoruz.

■ Sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüm konusunda BTSO’nun gelecek planları neler? Bursa’yı bu alanda nasıl konumlandırmak istiyorsunuz?
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak sürdürülebilir büyümeyi, üretim gücümüzün ve ticaret kültürümüzün geleceği için en temel sorumluluk kabul ediyoruz. Vizyonumuzun merkezinde, sanayimizi yeni dünya düzenine hazırlayacak çok boyutlu bir ekosistem inşa etmek yer alıyor.
Bu dönüşümün sadece teoride kalmaması için somut uygulama merkezlerimizle üyelerimize rehberlik ediyoruz. Enerji Verimliliği Merkezimiz, karbon emisyonlarının ölçümünden temiz üretim süreçlerine kadar firmalarımıza yol gösterirken Bursa Model Fabrikamız, yalın üretim teknikleriyle israfı engelleyerek verimlilik artışını yeşil dönüşümle birleştiriyor. BUTEKOM, BUTGEM ve MESYEB gibi nitelikli merkezlerimizle de bu değişimi yönetecek insan kaynağını yetiştiriyoruz.
Bursa’yı küresel ölçekte bir “sürdürülebilir üretim ve kalkınma üssü” olarak konumlandırmak istiyoruz. Bu noktada mekânsal planlamayı kaynaklarımızı korumanın anahtarı olarak görüyoruz. Bursa’da 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nı tarihi bir yol haritası kabul ederek şehir içinde sıkışmış tesisleri KOBİ OSB, Lojistik Merkezler, Serbest Ticaret Bölgeleri ve Organize Konut Alanları gibi planlı bölgelere taşımayı hedefliyoruz. Kendi yenilenebilir enerjisini üreten TEKNOSAB da aslında bu vizyonun en güçlü örnekleri arasında. Bizim hayalimiz havası temiz, afetlere dirençli ve yatırımcının planlı alanlarda güvenle büyüdüğü bir Bursa inşa etmektir. Bu geleceği ortak akılla şekillendirmeyi amaçlıyoruz.
■ “Sanayi artık sandalye ve masa değil, veri üretiyor” sözünüz çok dikkat çekti. Bursa sanayisinin bu dönüşümdeki rolünü biraz açar mısınız?
Eskiden sanayi dendiğinde akla gelen ilk şey fiziksel bir nesnenin üretimiydi. Ancak bugün toplum değiştikçe sanayinin ve üretimin tanımı da kökten farklılaşıyor.
Bugün kendi kişisel harcamalarımıza, kredi kartı ekstrelerimize baktığımızda bu değişimi net bir şekilde görüyoruz. Artık fiziksel eşyalardan ziyade dijital aboneliklere, veri trafiğine ve yazılım maliyetlerine daha çok bedel ödüyoruz. Tüketicinin harcama alışkanlığı değiştikçe sanayinin ürettiği şeyin mahiyeti de başkalaşıyor. Sanayicimiz artık bir makine parçası üretirken aynı zamanda o parçanın performansını, verimliliğini ve ömrünü takip eden bir bilgi setini, yani veriyi üretiyor ve satıyor.
Bu değişim, küresel yatırım iştahını da doğrudan yönetiyor. Bugün yurt dışından gelen fonların taşımacılık, lojistik ve özellikle veri merkezleri (data center) gibi alanlara büyük bir iştahla yöneldiğini görüyoruz. Çünkü artık değer, verinin ne kadar hızlı işlendiği ve ne kadar güvenli ulaştırıldığıyla ölçülüyor. Lojistik ve veri merkezleri bu yeni ekonominin can damarları haline gelmiş durumda. Biz de Bursa’da sanayimizi bu yeni sürece hazırlıyoruz.
Yüksek teknoloji ve uzay rotası
■ TEKNOSAB ile klasik organize sanayi anlayışının ötesine geçildi. Bu model Bursa’yı küresel rekabette hangi lige taşıyacak?
Bursa iş dünyası olarak bizler, TEKNOSAB ile yaklaşık altmış yıl aradan sonra bu topraklarda en kapsamlı ve en planlı sanayi hamlesini başlatmanın gururunu yaşıyoruz. Bu dev proje Bursa’yı küresel ticaretin merkezine yerleştirecek, şehrimizi dünyanın en büyük oyuncularıyla aynı masada buluşturacak bir vizyonun meyvesidir. Modern altyapımız, liman ve otoyol bağlantılarımız ve yatırımcıya nefes aldıran ölçek ekonomisine uygun alanlarımızla aslında yeni bir dönemin kapılarını araladık.
Dünya ekonomisi bugün tarihte görülmemiş bir süratle kabuk değiştiriyor. Artık geleneksel yöntemlerle üretmek yetmiyor, akıllı fabrikalar kurmak, yeşil dönüşümü yakalamak ve hızı en iyi şekilde yönetmek zorundayız. Bizler TEKNOSAB’ı planlarken yenilenebilir enerji kaynaklarından lojistik üslerine, veri merkezlerinden dijital altyapıya kadar her ayrıntıyı işte bu yeni dünya düzenine göre kurguladık. Bugün TEKNOSAB, Bursa’nın mevcut ihracat potansiyelini 40 milyar dolar seviyesine çıkarma potansiyeline sahip. Kilogram başı ortalama ihracat değerimizi 4 dolardan 8 dolara yükseltmenin yolu, TEKNOSAB gibi nitelikli projelerin sayısını artırmaktan geçiyor. Dolayısıyla bu proje Bursa’nın önümüzdeki elli yılını teminat altına almak, şehrimizi yüksek teknolojinin ve sürdürülebilir üretimin merkezi olarak konumlandırmak için de çok büyük bir değerdir.
■ Önümüzdeki dönemde BTSO’nun yatırım öncelikleri hangi sektörlerde olacak?
İçinde bulunduğumuz bu kritik dönüşüm çağında başarıyı artık fabrikalarımızın metrekareleriyle değil, sahip olduğumuz vizyon ve dijital hızla ölçüyoruz. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak sanayi devriminden bilgi ekonomisine geçişte öncü olma hedefiyle hareket ediyor, bilginin gücünü bizzat üretim sahasına indiriyoruz. Bugüne kadar hayata geçirdiğimiz TEKNOSAB, Model Fabrika ve BUTEKOM gibi makro düzeydeki projelerimiz aslında üretim gücümüzü yüksek teknolojiyle ve katma değerle buluşturma hedeflerimiz doğrultusunda hayata geçti.
Önümüzdeki dönemde ise yatırım önceliklerimizi bu dijital temeller üzerine inşa edilen yeni nesil alanlara yönlendiriyoruz. Verinin en değerli sermaye olduğu bilinciyle yazılım tabanlı girişimlere, uzay ve havacılık gibi stratejik sektörlere, modern lojistik altyapılarına ve girişim sermayesi fonları aracılığıyla finansal çeşitliliğe odaklanacağız. Bursa’yı teknolojinin ve parlak fikirlerin yönettiği küresel bir cazibe merkezi haline getirmeyi amaçlıyoruz.
■ Uzay ve havacılık projeleriyle Bursa’yı farklı bir noktaya taşımayı hedefliyorsunuz. GUHEM gibi projeler önümüzdeki 10 yılda Bursa’ya nasıl bir vizyon kazandıracak?
Günümüzde uzay ve havacılık küresel bir güç ve stratejik bir rekabet alanı haline geldi. Gezegenler arası seyahatten tutun uzay madenciliğine kadar 1 trilyon dolarlık bir pazardan bahsediyoruz. Eğer bu yarışta yoksanız gelecekte ekonomik olarak bağımsız kalmanız da çok zor. Yani mesele bir keşiften ibaret değil, bu bir güç savaşı, bir strateji meselesi. Biz BTSO olarak daha 2013 yılında bu vizyonu ortaya koyduk. GUHEM projemizle aslında Bursa’nın kaderini teknolojiyle yeniden yazmaya başladık. Bugün geldiğimiz noktada gururla söylüyorum, 13 bin metrekarelik bu dev eser uzay ve havacılık alanında Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ilk 5 merkezi arasında yer alıyor.
Peki biz burayı neden yaptık? Bizim bütün odağımız evlatlarımız, gençlerimiz. GUHEM her yıl 1 milyonu aşkın ziyaretçiyi ağırlıyor. Bu rakam ne demek biliyor musunuz? Her yıl 1 milyon fidan dikmek gibi. Çocuklarımıza o farkındalığı aşılıyoruz, orada 154 tane interaktif düzenek var, laboratuvarlar var. Bir çocuk GUHEM’den içeri girdiğinde “Ben astronot olabilirim, ben bu teknolojiyi üretebilirim” diyerek çıkıyor. İşte Milli Uzay Programımızın en güçlü dayanak noktası da bu. 2023 yılında 70’ten fazla astronotu Bursa’da ağırladık. Planetary Congress ile tüm dünyanın gözünü buraya çevirdik. Bu iş birliği işidir, küresel bir vizyon işidir. Önümüzdeki 10 yıla baktığımda uzay teknolojilerinde uzmanlaşmış profesyonellerin yetiştiği, yüksek teknoloji ihraç eden bir Bursa görüyorum. GUHEM ile büyüyen o vizyoner gençlik, yarın Türkiye’nin savunma sanayisini de teknolojisini de bir üst lige taşıyacak. Yaptığımız her yatırım Türkiye Yüzyılı idealimize hizmet ediyor. Biz çalışacağız, gençlerimiz başaracak, başka yolu yok.