Milliyet ExecutiveTuzla’dan dünyaya her 14 saniyede 1 telefon

Tuzla’dan dünyaya her 14 saniyede 1 telefon

17.04.2026 - 00:33 | Son Güncellenme:

AGM Teknoloji bünyesinde gerçekleşen dev üretimi ve DEİK çatısı altında gelişen Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerini değerlendiren Aydın Mıstaçoğlu, kalıcı başarının anahtarını teknoloji transferi ve nitelikli insan kaynağı olarak tanımlıyor

Tuzla’dan dünyaya her 14 saniyede 1 telefon

AHENK BAYAZIT - Küresel ekonomi rotasını yüksek teknoloji ve dijital dönüşümle yeniden çizerken Türkiye bu yarışta stratejik bir üretim üssü olma yolunda ilerliyor. Bu dönüşümün merkezinde ise sadece montajla yetinmeyen, teknoloji transferini ve kalıcı sanayi kültürünü odağına alan vizyoner adımlar yer alıyor. Aydın Mıstaçoğlu'nun Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Mıstaçoğlu Holding, Tuzla’daki tesislerinde her 14 saniyede bir akıllı telefon üretiyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

DEİK Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanlığı görevini de yürüten Aydın Mıstaçoğlu holdingin gelecek hedeflerinden Çin ile kurulan yatırım köprüsünün detaylarına kadar pek çok konuyu ele aldık. İşte teknoloji, madencilik, gayrimenkul ve turizm gibi 14 farklı alanda faaliyet gösteren Mıstaçoğlu Holding’in 2026 rotası...

■ Mıstaçoğlu Holding’in 2026 yılı sonu itibarıyla ulaşmayı hedeflediği temel ekonomik büyüklükler ve operasyonel öncelikler nelerdir?
Mıstaçoğlu Holding olarak temel ekonomik büyüklüğümüz ve operasyonel önceliklerimizi sahip olduğumuz üretim gücümüz, teknoloji yetkinliğimiz ve kurduğumuz uluslararası iş birlikleri temelinde tanımlıyoruz. Teknoloji sektöründe dünyada öncü şirketlerden biri olmayı hedefliyoruz. Operasyonel önceliklerimizin merkezinde AGM Teknoloji bünyesindeki üretim kapasitesini büyütmek yer alıyor. Tuzla’daki 13 bin metrekarelik tesisimizde son bir buçuk yılda 1 milyonu aşkın akıllı telefon üretmiş ve yaklaşık 400 milyon dolar değerinde üretim gerçekleştirmiş olmamız, bu alandaki ölçeğimizi somut olarak ortaya koyuyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Üretim gücümüzü artırırken cari açığın azaltılmasına katkı sağlamak, yerli tedarik zincirini güçlendirmek ve kalıcı bir sanayi kültürü oluşturmak önceliklerimiz arasında bulunuyor. Bunun yanında genç mühendislerin gelişim yolculuğunu desteklemek, bilgi ve teknoloji transferini ülkemize kazandırmak ve Türkiye’yi bölgesel bir teknoloji üretim üssü haline getirmek, operasyonel önceliklerimizin omurgasını oluşturuyor. Aynı zamanda grup olarak teknoloji, mobil iletişim, madencilik, gayrimenkul geliştirme ve işletmeciliği başta olmak üzere 14 farklı alanda faaliyet göstermemiz, büyüme yaklaşımımızın çok boyutlu olduğunu da gösteriyor.

Haberin Devamı

■ Türkiye’de 1 milyonu aşkın akıllı telefon üretimi gerçekleştirdiniz. Bu üretim kapasitesinin Türkiye’nin bölgede bir teknoloji üssü haline gelme hedefine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de son bir buçuk yılda 1 milyonu aşkın akıllı telefon üretmiş olmak, bizim açımızdan yalnızca yüksek hacimli bir üretim başarısı değil, Türkiye’nin teknoloji üretim kapasitesinin geldiği noktayı gösteren önemli bir eşik. Türkiye’de özellikle mobil iletişim ve akıllı cihazlarda orta yüksek teknoloji bandına doğru net bir yükseliş var. Bu dönüşümü hızlandıran unsurlar ise genç mühendis kapasitesi, güçlü tedarik zinciri ve global markalarla kurulan iş birlikleri. Artık yalnızca montaj ya da üretim değil, tasarım, yazılım, entegrasyon ve mühendislik tarafında da ciddi bir yetkinlik oluşuyor. Bizim üretim kapasitemiz de bu dönüşümün somut bir parçası.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Her 14 saniyede bir akıllı telefon üretme kapasitesine sahip bir fabrikanın Türkiye’de faaliyet göstermesi, yerli üretim kapasitesinin ölçek kazandığını gösteriyor. Bu yapı sadece doğrudan üretimi değil, sarf malzemeleri, ambalaj ve kutu üretimi gibi alanlarda da yerli tedarikçilere düzenli iş hacmi yaratarak çok katmanlı bir ekonomik değer oluşturuyor.

Haberin Devamı

Dolayısıyla bu kapasite, Türkiye’nin teknoloji üreten ve bölgesel ölçekte rekabetçi bir oyuncu olma hedefini destekleyen güçlü bir altyapı anlamına geliyor. Üretim kapasitesinin artmasıyla birlikte teknoloji transferinin güçlenmesi ve genç mühendislerin yetişmesi Türkiye’de kalıcı bir sanayi kültürünün oluşması anlamına geliyor.

Haberin Devamı

Çin ile geliştirdiğimiz üretim modelleri ve Orta Asya’daki yatırımlarımız birlikte değerlendirildiğinde bu kapasitenin Türkiye’yi bir teknoloji üretim üssü haline getirme hedefimize doğrudan katkı sunduğunu düşünüyoruz.

■ Oppo gibi küresel teknoloji devleriyle kurduğunuz stratejik ortaklıkların Türkiye’deki yerli üretim ekosistemine ve tedarik zincirine sağladığı somut faydalar nelerdir?
Oppo ile kurduğumuz stratejik ortaklık, Türkiye’deki yerli üretim ekosistemi açısından birçok somut değer üretiyor. Çin ziyaretlerimizde bir araya geldiğimiz teknoloji markalarının Türkiye’de üretimi ciddi şekilde değerlendirdiğini görüyoruz. Görüşme sağladığımız 10 markadan 8’inin Türkiye’de üretmeyi değerlendirdiğini söyleyebilirim. Bu nedenle AGM Teknoloji bünyesinde üretim kapasitesini artırmaya dönük yatırımları önceliklendirdik.

Haberin Devamı

Bugün üretimimizin yaklaşık yüzde 85’inin Oppo odaklı olması, bu ortaklığın ölçek yaratma gücünü açık biçimde gösteriyor. Oppo’nun global mühendislik altyapısı, marka bilinirliği ve pazardaki konumu, bizim de üretim kapasitemizi güçlendirmemize katkı sağlıyor. Ayrıca bu ortaklık, yalnızca üretim hacmine değil, teknik bilgi birikimine de katkı sunuyor.

2024 yılında Oppo’nun Türkiye’deki üretimini üstlenirken Çin’den gelen teknik ekip ile AGM Teknoloji ekibimiz koordineli biçimde çalıştı. Buradaki amaç sadece üretim yapmak değil, teknik yetkinliği Türkiye’de kalıcı hale getirmekti. Bu, teknoloji transferi açısından son derece önemli bir kazanım.
Doğrudan 1000 kişilik istihdam, tedarik zinciri ve yan sanayi etkisiyle toplamda 2 bin kişiye ulaşan istihdam, üretimin yalnızca fabrika sınırları içinde kalmadığını gösteriyor.

Sarf malzemeleri, ambalaj ve kutu üretimi gibi alanlarda yerli tedarikçilere düzenli iş hacmi yaratılması, bu ekosistemin tabana yayılmasına katkı sağlıyor. Aynı zamanda Oppo’nun üretim, satış, pazarlama ve satış sonrası hizmet süreçlerinin Türkiye’de yönetilmesi, yerli üretim ekosisteminin organizasyonel ve operasyonel kapasitesini de güçlendiriyor.

Aynı fabrikada hem Oppo süreçlerini yürütüyor hem de Omix üretimini gerçekleştiriyor olmamız, kısa vadede ölçek yaratan bir uluslararası ortaklık ile uzun vadede marka değeri inşa etmeye dönük yerli bir büyüme vizyonunu bir araya getiriyor.

■ Mobiltel tarafındaki kâr artışı ve 10 milyar TL seviyesine çıkarılan sermaye tavanı kararı, şirketin gelecekteki yatırım iştahı hakkında neler söylüyor?
Teknolojide rekabetin ekseni değişti. Erişim kolaylığı, dağıtım ağı ve hız gibi faktörler belirleyici hale geldi. Biz Mobiltel olarak, Türkiye’nin dört bir yanına ulaşan dağıtım gücümüzü veri odaklı yönetim anlayışıyla destekliyoruz. 2001 yılında Mıstaçoğlu Holding çatısı altında kurduğumuz ve 2021 yılında Borsa İstanbul’da halka arz edilen Mobiltel’in son dönemde elde ettiği güçlü karlılık performansı, Mobiltel’in geleceğe yönelik büyük ölçekli yatırımlara hazırlık yaptığını ortaya koyuyor.

Halka arz sonrası dönemde finansal disiplinimizi koruyarak, ölçeklenebilir bir büyüme modeli inşa ettik. Finansal esnekliğimizi artırırken, yeni iş birlikleri, yeni ürün grupları ve büyüyen teknoloji pazarındaki fırsatları değerlendirme kapasitemizi de güçlendiriyoruz.

■ Gayrimenkul, turizm ve madencilik gibi farklı sektörlerdeki yatırımlarınız arasında nasıl bir stratejik denge kuruyorsunuz?

Mıstaçoğlu Holding’in farklı sektörlerdeki yatırımları, yurt içinde ve yurt dışında uzun soluklu, stratejik yatırımlar hayata geçirme yaklaşımını ortaya koyuyor. Teknoloji, mobil iletişim, madencilik, gayrimenkul geliştirme ve işletmeciliği başta olmak üzere faaliyette bulunduğumuz 14 farklı alanda farklı coğrafyalarda ve farklı sektörlerde güçlü bir varlık gösteriyoruz. Gayrimenkul ve turizm tarafında Kırgızistan’daki yatırımlarımız bu stratejiyi somutlaştırıyor. BishkekPark AVM, Prime Suites Residence ve Sheraton Bishkek gibi projeler, grubumuzun yatırımcı, inşacı ve işletmeci olarak da konumlandığını gösteriyor.

Sheraton Bishkek Hotel’in yatırımcılığı, inşası ve işletmesinin aynı çatı altında yürütülmesi, operasyonel bütünlüğe verdiğimiz önemi de ortaya koyuyor.

Madencilik tarafında ise Kırgızistan’da araştırma ve geliştirme çalışmalarını yürüttüğümüz bir altın madeni yatırımımız bulunuyor. Kırgızistan ve Çin’deki uzun soluklu iş birliklerimiz bu çok boyutlu büyüme yaklaşımımızın temelini oluşturuyor.

■ Yakın dönemde holding bünyesinde yeni bir sektöre giriş yapma ya da mevcut alanlarda büyük ölçekli yeni bir proje başlatma planınız var mı?
Özellikle AGM Teknoloji tarafında üretim kapasitesini artırmaya yönelik yatırımları önceliklendiriyoruz.
Aynı şekilde yalnızca akıllı telefon değil, kulaklık, robot süpürge ve tüketici elektroniğine uygun pek çok ürünü üretebilecek bir kapasiteye sahibiz. Teknoloji alanlarında büyük ölçekli projeleri önceliklendirmeye ve yeni fırsatları değerlendirmeye devam edeceğiz.

Türkiye ve Çin arasında stratejik yatırım rotası

■ DEİK Türk-Çin İş Konseyi Başkanı olarak 2026-2027 dönemi için belirlediğiniz yol haritasında hangi stratejik sektörler öncelik taşıyor?
Türkiye ile Çin iş dünyası arasındaki ticaret, yatırım ve iş birliği süreçlerinin geliştirilmesi öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bu kapsamda iki ülke iş dünyası arasında doğrudan temasları artıracak toplantılar, sektör bazlı çalışma grupları, heyet ziyaretleri ve yatırım odaklı platformlar yürütüyoruz. Hem Türkiye’den Çin’e yatırım arayışında olan şirketlere yol gösteriyor hem de Çinli yatırımcıların Türkiye’deki fırsatları daha doğru şekilde değerlendirmesine yardımcı oluyoruz. Teknoloji, enerji, altyapı, turizm, e-ticaret ve lojistik gibi alanlarda işbirliği potansiyelini artırmak bizim için oldukça önemli.
Ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin niteliksel olarak gelişmesi, bilgi paylaşımı ve karşılıklı güvenin güçlenmesi için kamu kurumları, özel sektör temsilcileri ve finans kuruluşlarıyla sürekli iletişim hâlindeyiz. Amacımız, Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerini yalnızca ticaret rakamlarından ibaret olmaktan çıkarıp, somut yatırımlara, ortak projelere ve uzun vadeli işbirliği modellerine dönüştürmek.

■ Çinli yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisinin arttığını sıkça vurguluyorsunuz. Bu ilginin kalıcı sanayi yatırımlarına dönüşmesi için Türkiye’nin “hazırlık yapması” gereken en kritik alanlar sizce hangileridir?
Türkiye’nin 1.5 trilyon dolarlık milli geliri ve artan yatırım çekim gücü, Çinli yatırımcıların özellikle teknoloji, enerji ve sanayi odaklı projelere ilgisini artırıyor. Ülkemizde faaliyet gösteren 1419 Çin sermayeli şirket, mevcut ekosistemin güçlü bir temel oluşturduğunu gösteriyor.
Çinli yatırımcı ilgisinin kalıcı sanayi yatırımlarına dönüşmesi için ilk olarak, Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, genç ve nitelikli iş gücü ve Gümrük Birliği avantajı Çinli yatırımcılar açısından önemli bir çekim unsuru. Bu çerçevede Türkiye’nin bu alanlardaki avantajını koruması ve derinleştirmesi büyük önem taşıyor. Özellikle teknoloji ve yüksek katma değerli imalat alanlarında güvenilir bir üretim üssü olma kapasitesinin güçlendirilmesi, daha fazla stratejik yatırım çekilmesi için güçlü bir temel oluşturuyor.
İkinci olarak, lojistik ve bağlantısallık alanları öne çıkıyor. Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor’un uyumlaştırılması, taşımacılık sürelerinin kısaltılması, maliyetlerin düşürülmesi ve gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması kritik başlıklar olarak öne çıkıyor. Bu alanlarda atılacak adımlar, hem Türk firmalarının rekabet gücünü artıracak hem de Çinli firmaların Türkiye üzerinden bölgesel pazarlara erişimini kolaylaştıracaktır.

Üçüncü olarak, vize süreçleri ve ticari mobilite konusu dikkat çekiyor. İş dünyasının karşılıklı hareketliliğini doğrudan etkileyen vize süreçlerinin kolaylaştırılması, daha fazla eyalet bazlı temas, düzenli iş heyetleri ve karşılıklı ziyaretlerin artırılması, potansiyelin reel ekonomiye daha hızlı yansıması için kritik görülüyor.

Dördüncü olarak ise yatırımın niteliği öne çıkıyor. Hedef yalnızca ticaret hacmini büyütmek değil, daha dengeli, daha sürdürülebilir ve daha katma değerli bir yapı kurmak olmalı. Bu nedenle Türkiye’nin hazırlığını, sadece yatırım çekmeye değil, teknoloji transferi, ortak üretim, ortak markalaşma ve yüksek katma değerli sanayi yapılanmalarını destekleyecek kurumsal ve operasyonel zemini güçlendirmeye dönük yapması gerekli. Öte yandan enerji sektöründe, 15. Beş Yıllık Plan’ın “yeşil kalkınma” vizyonu, nükleer enerjiden güneşe, depolama teknolojilerinden akıllı şebekelere kadar geniş bir yatırım fırsatı yaratıyor. Enerji, yenilenebilir ve temiz teknolojiler, dijital ekonomi, yapay zekâ, batarya teknolojileri, elektrikli araçlar ve yüksek katma değerli imalat gibi başlıkların özellikle ön plana çıkması da bu hazırlığın hangi alanlarda yoğunlaşması gerektiğini gösteriyor.

■Teknoloji ve üretim alanında kariyer yapmak isteyen genç profesyonellere, sektördeki tecrübeleriniz ışığında hangi temel yetkinlikleri geliştirmelerini önerirsiniz?
Türkiye’de teknoloji üretimindeki dönüşüm, genç mühendis kapasitemiz, güçlü tedarik zincirimiz ve global markalarla kurulan iş birliklerimiz sayesinde hızlanıyor. Artık sadece üretim değil, tasarım, yazılım, entegrasyon ve mühendislik tarafında da ciddi bir yetkinlik oluştu. Bu da genç profesyoneller açısından teknik derinliğin önemini açık biçimde ortaya koyuyor. Biz de bu bakış açısıyla genç mühendislerin gelişim yolculuğunu destekliyor, bu alanda kariyer yapacak kişiler için sahada öğrenmeye açık olmanın ve üretim kültürü içinde kendini geliştirebilmenin önemine inanıyoruz. Güçlü teknik kadro, farklı ülkelerden mühendislerin birlikte çalıştığı yapılar ve teknoloji transferi, uluslararası iş birliğine açık, disiplinli ve öğrenme isteği yüksek profillerin öne çıktığını gösteriyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler