14.12.2025 - 06:16 | Son Güncellenme:
İSMAİL ŞAHİN Türkiye, üretim potansiyeli ve stratejik konumuyla uluslararası şirketler için bir cazibe merkezi olmayı sürdürüyor. Bu potansiyeli yatırıma dönüştüren Philip Morris Türkiye, bugüne kadar gerçekleştirdiği 1.5 milyar dolarlık yatırımla sadece sanayide değil, tarımda da köklü bir dönüşüme öncülük ediyor. Çiftçiyi teknolojiyle buluşturan, İzmir’deki tesisini “dijital bir üretim üssüne” çeviren ve Türkiye’yi global bir hizmet ihracatçısı konumuna taşıyan şirketin gelecek vizyonunu, Philip Morris Türkiye Genel Müdürü Filiz Yavuz Diren ile konuştuk.
Philip Morris Türkiye olarak bugüne kadar 1.5 milyar dolarlık bir yatırım gerçekleştirdiniz. Türkiye ekonomisinde yarattığınız katma değeri, önümüzdeki dönemde hangi yeni yatırım stratejileriyle desteklemeyi planlıyorsunuz?
Philip Morris olarak ülkemizde yaklaşık 1.5 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdik ve her yıl yatırımlarımızı büyütmeye devam ediyoruz. Son yıllarda yaptığımız yatırımlarla fabrikamızın ihracat amaçlı üretim kapasitesi arttı ve bu da son 5 yılda 900 milyon dolar değerinde ihracat yapmamıza olanak verdi. Önümüzdeki dönemde hem ürünlerimizi hem de operasyonel altyapımızı ihracat odaklı büyümeye uygun şekilde geliştirmeye devam edeceğiz. Küresel pazarda daha güçlü bir konum elde ederek ihracatımızı yukarı taşımak için çalışacağız. Ayrıca, ülkemizde 150 bine yakın satış noktamızla olan iletişimimizi dijital alana taşımamızı sağlayan veri odaklı dijitalleşme yatırımlarımıza ve operasyonel mükemmelliği en üst seviyeye çıkarma çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.
Son dönemde kurduğunuz ‘Ticari Hizmetler Mükemmeliyet Merkezi’ ile Türkiye’yi aynı zamanda bir hizmet ihracatçısı konumuna getirdiniz. Dünyadaki diğer PMI ülkelerine buradan yönetim ve finans hizmeti sunan bu yapının, Türkiye’nin global organizasyon içindeki stratejik önemini nasıl değiştirdiğini anlatır mısınız?
Dijitalleşme, teknolojik yenilikler ve bunlarla birlikte gelen farklı iş yapış biçimleri, dünya ticaretinde hızlı ve etkili değişikliklere neden oluyor. Dış ticaret verileri, ülkemizde de hizmet ticaretinin yıl bazında mal ticaretinden daha hızlı büyüdüğünü gösteriyor.
Hizmet ihracatı bizim şirketimiz için de öncelikli bir odak alanı. 2022 yılında kurduğumuz Ticari Hizmetler Mükemmeliyet Merkezi ile Türkiye’yi bir yetenek ve yönetim hizmetleri üssü haline getirdik. Philip Morris International, 180 ülkede faaliyet gösteren, 80 bin kişiyi istihdam eden bir yapı. Bugün 300’e yakın çalışma arkadaşımızın, yönetim, finans, dijital çözümler, insan kaynakları ve tedarik zinciri gibi farklı alanlarda PMI iştiraklerine bilgi birikimi ve deneyim aktarmasından gurur duyuyoruz. Merkezimiz, ülkemizin “yükselen uzaktan hizmet ihracatı” trendine güçlü bir örnek teşkil ederken, ihracat kalemlerimizi çeşitlendiriyor ve Türkiye’nin nitelikli insan kaynağının küresel anlamda bilinirliğini ve rekabetçiliğini artırıyor. Hizmet ihracatı ülkemize döviz kazandırırken ekip arkadaşlarımız için de global kariyer rotaları açıyor
Global ekosistem içinde PMI’ın ‘en iyi fabrika’ ödüllerine sahip bir tesisi yönetiyorsunuz. Yapay zekâ ve makine öğreniminin üretim süreçlerinize entegrasyonuyla hedeflediğiniz ‘tam entegre dijital fabrika’ vizyonu, verimlilik ve karar alma mekanizmalarınızı nasıl dönüştürüyor?
İzmir Torbalı’daki tesisimiz, Philip Morris’in dünyadaki en büyük sigara fabrikası konumunda ve global ekosistemde üç kez “En İyi Fabrika” seçilerek rüştünü ispatladı. Biz burada PMI’ın “Geleceğin Üretim Modelleri”ni uyguluyoruz. Yapay zekâ, makine öğrenimi ve bulut bilişim tabanlı sistemler sayesinde üretimde yüksek verimlilik sağlıyor, birim zamanda daha fazla üretim yapıyoruz. Bu alanda yaptığımız yatırımlar sayesinde yüzde 35 üretim verimliliği artışı, yüzde 40 enerji tasarrufu, yüzde 75 CO2 emisyon azaltımı sağladık. Öte yandan teknoloji kullanımını üretimle sınırlandırmıyor, yapay zekâ destekli sistemlerimizle çalışan güvenliğini 7/24 takip ediyoruz. Yani teknolojiyi en önemli varlığımız olan çalışanlarımızı korumak için de kullanıyoruz. Önümüzdeki dönemde dijital üretim uygulamalarını daha da geliştirerek, tam entegre “dijital fabrika” dönüşümü yolculuğumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz.
Son 15 yılda Türkiye’den 2.2 milyar dolarlık alım yaparak oryantal tütünün en büyük destekçisi konumundasınız. Yaklaşık 50 bin çiftçiyi kapsayan bu ekosistemde, tarımın geleceğini ve sürdürülebilirliğini sağlamak adına teknolojiyi ve eğitimi sahaya nasıl indiriyorsunuz?
Türkiye, dünya oryantal tütün üretiminin yarısından fazlasını tek başına karşılayarak küresel pazarda önemli bir ağırlığa sahip. PMI son 15 yılda yaklaşık 2.2 milyar dolar gibi yüksek seviyede bir tütün alımı gerçekleştirdi. Oryantal tütün tarımını, yaptığımız alımların yanı sıra, hayata geçirdiğimiz projelerle de destekliyoruz. 2013 yılında özel sektör olarak Türkiye’de ve dünyada bir ilk olan Oryantal Tütün Agronomi Merkezini hayata geçirdik. Bu merkez, bir yandan tütün üretimini desteklerken, aynı zamanda çiftçilerimize bilgi, teknoloji ve sürdürülebilirlik perspektifi de kazandırdı. Toprağı daha verimli, üretimi daha bilinçli hale getirecek çalışmalara imza attı.
Türkiye’de tarımsal kalkınma için en önemli konu, tüm paydaşlarla beraber çalışarak tarım ürünlerinin kalitesini artırmak ve aynı zamanda verimliliği odağa koyarak dünya pazarında ülkemizin rekabet gücünü artırmak. Şimdi de tedarikçilerimizle birlikte yürüttüğümüz projeler sayesinde dijital tarım uygulamalarını sahaya taşıyoruz. Toprak Verimliliğinin Haritalanması çalışmalarıyla optimal gübre kullanımını ve toprak kalitesinin korunmasını sağlıyoruz. Hastalık ve zararlılarla mücadelede dijital ekipmanlar ve yazılımlardan faydalanıyoruz. Üretimin dikim, çapalama, kırım, kurutma gibi tüm ana aşamalarını hedef alacak şekilde üreticilerimizin verimliliğini artırmak ve iş yükünü azaltmak amacıyla projeler hayata geçiriyoruz.
Hazine ve Maliye Bakanlığı verileriyle de işaret edilen, vergi kaybına yol açan kayıt dışı ekonomi gerçeği var. Yasa dışı ticaret ile mücadele, hem kamu maliyesi hem de adil rekabet ortamı açısından nasıl bir kazan-kazan tablosu yaratıyor?
Bugün yasa dışı tütün mamulleri ticareti ülkemizde ciddi bir sorun. Kaçak sigara oranı yüzde 7 seviyesinde, sarmalık tütün ve makaronla birlikte yasa dışı pazarın toplam büyüklüğü yüzde 20’lere ulaşıyor. Bu tablo, devlet için yıllık yaklaşık 120 milyar TL vergi kaybı anlamına geliyor.
Yasa dışı ticaretle mücadele aslında herkes için bir kazan-kazan süreci. Kamu maliyesi açısından baktığımızda, kayıt dışı ekonomi büyük bir vergi kaybına yol açıyor; bu da devletin sosyal hizmetler ve yatırımlar için kullanabileceği kaynakları azaltıyor.
Yasa dışının piyasaya etkisini ele aldığımızda, sizin de söylediğiniz gibi adil rekabeti ortadan kaldırdığını, dürüst sanayici ve esnafın emeğini ve yatırımını değersizleştirdiğini görüyoruz.
Devletin kararlı mücadelesi ile hayata geçirilen yasal düzenlemeler ve artırılan gümrük ve transit kontrolleri bize doğru adımlarla yıllar içerisinde ne kadar olumlu sonuçlar alınabileceğini gösterdi. Ancak bu konuda daha atabileceğimiz adımlar var. Hepimiz için ortak bir sorumluluk olan yasa dışı ile mücadelede kamu otoritesi, özel sektör ve sivil toplumun birlikte çalışması; bilinçlendirme, caydırıcı cezalar ve etkin denetimlerle bu ticaretin yasal zemine taşınması, hem rekabet ortamını güçlendirecek hem de devletin vergi gelirlerini artıracak. Sonuçta, devlet kazanacak, sanayici kazanacak, esnaf kazanacak, toplum kazanacak.
Türkiye’de Eşit Ücret sertifikasını alan ilk şirketlerden birisiniz. Nitelikli iş gücünün ve yeni nesil yeteneklerin beklentilerinin değiştiği günümüzde, bu En İyi İşveren standardını korumak için hangi kültürel değerleri öne çıkarıyorsunuz?
Türkiye’de 2 binden fazla çalışanımız ve tüm çalışanlarımıza yüksek standartlı bir çalışma ortamı sunma iddiamız var. Çalışanlarımızın şirketimize olan bağlılığını artıracak ve dışarıdaki nitelikli iş gücünün beklentilerini karşılayacak çok güçlü bir şirket kültürümüz var. Çalışanlarımıza sunduğumuz fırsatlar, onların gelişimi için yaptığımız yatırımlar, fırsat eşitliğinden yana ve güvene dayalı iş ortamı bu kültürün en önemli öğeleri arasında.
Nitekim, çalışanlarımızın gelişimini ve mutluluğunu destekleyen uygulamalarımızla Top Employers Institute tarafından gerçekleştirilen bağımsız değerlendirmeler sonucunda, üst üste 10 kez “En İyi İşveren Sertifikası”nı almaya hak kazandık.
Fırsat eşitliği de kültürümüzün temel taşlarından biri. İşe alım, ücretlendirme ve terfi süreçlerinde çalışanlarımıza sunulan fırsatlarda cinsiyet veya herhangi başka bir ayrımcılığa asla imkân tanımıyoruz. Bu alanda 2018’de Türkiye’de ‘Equal Salary’ yani Eşit İşe Eşit Ücret sertifikası alan ilk şirket olduk.
Çok büyük bir ekosisteme liderlik ediyorsunuz. Hızlı değişen gündem ve makroekonomik dinamikler içerisinde, organizasyonunuzun ‘çevik’ ve ‘dayanıklı’ kalabilmesi adına sizin bir yönetici olarak kişisel liderlik mottonuz nedir?
Günümüzde çeviklik ve dayanıklılık, şirketlerin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip. Böylesine hızlı değişen bir dünyada belirsizlik içinde fırsatı görmek ve bu fırsatı doğru ekiple gerçeğe dönüştürmek, benim liderlik anlayışımın temelini oluşturuyor. Bizleri başarıya taşıyacak unsur, geleceği beklemek değil, onu ekosistemimizle birlikte tasarlamak.
Organizasyonun öğrenme çevikliği, her yeni dalganın getirdiği bilgiyi tehdit olarak değil, dönüşüm için bir avantaj olarak kullanabilmesi açısından çok değerli. Aynı şekilde şeffaf iletişim de vazgeçilmez bir unsur. Ekibin ve ekosistemin değişimi hissetmesi kadar, değişimin nedenini ve yönünü anlaması da şart. Bu güven ortamı sağlandığında, sistem doğal olarak daha çevik hareket eder.
Son olarak, hızla karar alma ile uzun vadeli düşünme disiplinini dengelemek liderliğin en kritik noktası. Bugünün krizlerine bugünün hızında yanıt verirken, stratejiyi geleceğin ihtiyaçlarına göre şekillendirmek, gerçek liderliği tanımlıyor.