;
Oynatma Listesi
HABERLER

YÖK Başkanı Özvar, CNN Türk'te! Üniversite eğitimi üç yıla mı iniyor?

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, CNN Türk ekranlarında canlı yayında Türkiye’deki yükseköğretim sistemine ilişkin güncel verileri açıkladı. Erol Özvar’ın açıklamaları, yükseköğretimde köklü bir dönüşümün kapıda olduğunu ortaya koydu. Son 30 yılda bilim ve teknolojide yaşanan baş döndürücü değişimlerin, pek çok mesleği ortadan kaldırma noktasına getirdiğini vurgulayan Özvar, üniversitelerde 'demode' programların sistem dışına çıkarıldığını, bunun yerine yapay zekâ ve dijital dönüşüm odaklı yeni programların hayata geçirildiğini açıkladı.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Hakan Çelik ile Hafta Sonu programında, eğitim gündemine dair soruları yanıtlıyor. Üniversite eğitimi üç yıla mı iniyor? Yeni eğitim modeli ne zaman başlıyor? Hangi bölümlerde kontenjanlar azalacak, hangi yeni programlar açılacak? İşyerinde mesleki eğitim nasıl işleyecek? Yükseköğretimdeki büyük dönüşümde hedeflenen asıl tablo ne? YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar anlatıyor.

KAÇ ÜNİVERSİTE VE ÖĞRENCİ VAR?

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın açıklamalarından satır başları şöyle;

"Türkiye’de yükseköğretim sistemi, son 20 yılda en fazla genişleyen sistemlerden biri olmuştur. Bugün itibarıyla Türkiye’de 208 üniversite bulunmaktadır. Bu üniversitelerde 186 binin üzerinde öğretim elemanı görev yapmaktadır. Türkiye’nin yükseköğretim sistemini belki de en iyi karakterize eden özelliklerden biri, erişilebilir hâle gelmiş olmasıdır. Son 20 yılda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın girişimleriyle birlikte yükseköğretim kapasitemizde fevkalade önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Bugün itibarıyla Türkiye’nin kapasite bakımından son 20 yılda kat ettiği mesafenin, Hindistan ile mukayese edilebilir düzeyde olduğunu ifade etmek isterim. Şu an itibarıyla Yükseköğretim Sistemi içerisinde güncel bir rakam paylaşmak isterim: Türkiye’de 6 milyon 482 bin 197 üniversite öğrencisi bulunmaktadır. Ancak bu rakamın biraz açılması gerekir.

6 milyon öğrencinin tamamı kampüslerde mi? Hayır. Bu öğrencileri iki gruba ayırmak gerekir. Birinci grupta örgün eğitim gören öğrencilerimiz yer almaktadır. İkinci grupta ise açık öğretim öğrencilerimiz bulunmaktadır.

Örgün eğitim dediğimizde, kampüslere giderek fiziksel olarak eğitim alan öğrencilerden bahsediyoruz. Bu kapsamda, şu anda örgün eğitimde 3 milyon 696 bin 554 öğrencimiz bulunmaktadır. Bu öğrencilerin yaklaşık 2,5 milyonu lisans öğrencisidir. Yaklaşık 1 milyon 130 bin öğrenci ise ön lisans programlarında öğrenim görmektedir.

Dolayısıyla dört yıllık programlara devam eden öğrenci sayımız yaklaşık 2,5 milyon civarındadır. Kampüslerde fiilen bulunan toplam öğrenci sayısı ise yaklaşık 3 milyon 700 bindir. Açık öğretimde ise yaklaşık 2 milyon 785 bin öğrenci bulunmaktadır.

Burada vurgulanması gereken önemli bir husus şudur: Yükseköğretim sistemimizde örgün eğitimde kayıtlı öğrencilerin, toplam öğrenci sayısı içerisindeki oranı yüzde 57’dir.

ÜNİVERSİTELERİN KALİTESİ YETERLİ Mİ?

Kalite konusunda şunu özellikle ifade etmek isterim: Yükseköğretim Kurulu’nun temel hedeflerinden biri, eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve sosyal sorumluluk alanlarında üniversitelerimizin sunduğu hizmetleri en üst seviyeye çıkarmaktır.

Şunu açıkça söyleyebilirim; Türkiye’de ön lisans ve lisans düzeyinde verilen eğitimin kalitesinden hiçbir şüphem yok. Tüm üniversitelerimizdeki programların yeterlilikleri ve öğrenim kazanımları bugün Avrupa standartlarındadır.Türkiye’de alınan herhangi bir diploma, Avrupa’da ve dünyanın birçok ülkesinde geçerlidir.

Elbette bu kalitenin daha da iyileştirilmesi gereken yönleri vardır. Zaten bizim çabamız da bu yöndedir. Ancak şunu vurgulamamız gerekir: Verdiğimiz eğitimin en dikkat çekici ve cazip yönlerinden biri, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için değil, uluslararası öğrenciler açısından da güçlü bir çekim merkezi olmasıdır. Eğer eğitim kalitemizden şüphe edilseydi, bugün 378 bine ulaşan uluslararası öğrenci sayısına erişemezdik.

Bu açıdan bakıldığında, yükseköğretim sistemimizin hem kapasite hem de kalite bakımından iyi bir seviyede olduğunu, ancak gelişime açık alanlarının da bulunduğunu söylemek isterim.

Şu anda Türkiye’de 378 bin uluslararası öğrenci eğitim görüyor. Burada şu hususun altını çizmem gerekir: Türkiye, 198 farklı ülkeden öğrenci kabul etmektedir. Bu öğrencilerin yüzde 96’sı, hatta yüzde 96,5’i kendi imkânlarıyla, kendi bütçeleriyle eğitim almaktadır.

Bazen “Bu öğrenciler kamu kaynaklarına yük mü oluyor?” şeklinde sorular gündeme geliyor. Hayır, tam tersine. Kamu kaynaklarını kullanmıyorlar; bilakis ülke ekonomisine ciddi katkı sağlıyorlar.

Türkiye, bu yıl uluslararası öğrenci barındırma açısından Fransa’yı geride bıraktı ve dünyada altıncı sıraya yükseldi. Elbette komşu ülkelerimizden, Türk dünyasından, İslam coğrafyasından yoğunlukla öğrencilerimiz var. Bunun yanı sıra Afrika’dan, Avrupa’dan, Japonya’dan, Amerika’dan, Güney Amerika’dan, hatta Papua Yeni Gine’den bile öğrencilerimiz bulunuyor.

Peki neden Türkiye’yi tercih ediyorlar? Bunun birkaç temel sebebi var. Birincisi, özellikle lisans düzeyinde Türkiye’de verilen eğitimin kalite bakımından rekabetçi olmasıdır. İkincisi ise Türkiye’nin “ödenebilir” bir yükseköğretim sistemi sunmasıdır. Aynı eğitim kalitesini birçok ülkede çok daha yüksek maliyetlerle almak mümkünken, Türkiye’de daha makul şartlarda bu eğitime ulaşabiliyorlar.

Bir diğer önemli husus ise şudur: Türkiye’ye gelen uluslararası öğrencilere, kendi vatandaşlarımız gibi muamele ediyoruz. Üniversitelerimizde yabancı öğrencileri dışlayan bir ekosistem kesinlikle yok. Bazı ülkelerde görülen, yabancı öğrencilerin ayrı tutulduğu yapılar Türkiye’de söz konusu değil. Aksine, bu öğrenciler ciddiyetle ele alınıyor ve eğitim sistemimizin doğal bir parçası olarak görülüyor.

"İSTİHDAM VERİLERİNİ DE YAKINDAN TAKİP EDİYOR, DEĞERLENDİRMELERDE BULUNUYORUZ"

Son yıllarda, hatta son 30 yılda üniversitelerin gündemine bazı yeni konular girmeye başladı. 1960’lı, 70’li ve 80’li yıllarda üniversiteler hangi meselelerle uğraşırdı diye baktığınızda, büyük ölçüde eğitimi önceleyen ve eğitime odaklanan gündem maddelerinin konuşulduğunu görürdünüz. Ancak bugün, sizlerin de vurguladığı gibi, istihdam, mezunların istihdamı, iş gücüne katılım ve işsizlik konuları da yükseköğretim kurumlarıyla birlikte tartışılır hâle gelmiştir.

Bu durumun temel nedeni şudur: Yükseköğretim kurumları artık yalnızca eğitimle sınırlı yapılar değildir. Ekonominin, sosyal hayatın, istihdamın, dış politikanın ve hayatın her alanına dokunan kurumlar hâline gelmişlerdir. Bu gerçekliğin daha görünür olmasıyla birlikte, söz konusu tartışmalar son yıllarda doğal olarak gündeme gelmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, bu tartışmalar son derece önemlidir. Biz Yükseköğretim Kurulu olarak konuya bu perspektiften yaklaşıyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun son yıllarda açıkladığı istihdam verilerini de yakından takip ediyor, değerlendirmelerde bulunuyoruz.

Örneğin, en güncel verilerle konuşacak olursak; 2025 yılı üçüncü çeyrek istihdam verilerine göre Türkiye’de genel istihdama katılım oranı yüzde 54,4 olarak görülmektedir. Yükseköğretim mezunlarının istihdama katılım oranı ise yüzde 77 civarındadır. Ancak burada asıl vurgulamamız gereken nokta şudur: İstihdama katılan yükseköğretim mezunlarının ne kadarı istihdam edilmektedir? Bu soruya baktığımızda, yükseköğretim mezunlarının yaklaşık yüzde 70’inin şu anda istihdam içinde yer aldığını görüyoruz.

Ancak size tabiri caizse manşetlik iki tespit söylemek isterim. Birincisi, eğitim düzeyi yükseldikçe iş gücüne katılım oranları artmaktadır. İkincisi, eğitim düzeyi yükseldikçe istihdam edilme oranı da yükselmektedir.

Şimdi, yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranlarının zaman zaman genel işsizlik oranlarının üzerinde görünmesinin temel sebebi, bu grubun iş gücüne katılım oranının çok yüksek olmasıdır. Yani daha fazla üniversite mezunu iş aradığı için, işsizlik oranı istatistiksel olarak daha yüksek görünmektedir.

Diğer bir ifadeyle, eğitim seviyesi daha düşük olan gruplara baktığınızda, işsizlik oranlarının üniversite mezunlarıyla kıyaslandığında daha düşük olduğu görülür. Bunun temel sebebi ise bu grupların iş gücüne katılım oranlarının daha düşük olmasıdır.

YAPAY ZEKA, MESLEKLERİ TARİHE Mİ GÖMÜYOR?

Yapay zeka fevkalade önemlidir. Son 30 yılda bilim ve teknoloji alanında meydana gelen değişimler, bildiğiniz üzere mevcut mesleklerin varlığını büyük ölçüde tehdit etmektedir. Özellikle yapay zekânın ciddi biçimde yaygın ve genel kullanıma açılmasıyla birlikte, pek çok mesleğin varlığı tartışılır hâle gelmiştir.

Yapılan tahminleri ve yayımlanan raporları hepimiz yakından takip ediyoruz. Pek çok raporda, önümüzdeki yıllarda birçok mesleğin ortadan kalkacağına dair öngörüler yer almaktadır. Bilim ve teknolojide yaşanan bu muazzam dönüşümle birlikte, gerek mevcut iş gücünden gerekse iş gücüne katılacak gençlerden yeni yetkinlikler beklenmektedir. Artık yeni mesleklerden ziyade, sahip olunan yetkinlikler daha fazla ön plana çıkmaktadır.

Bu gelişmeler, tüm sektörlerde olduğu gibi yükseköğretim alanını da ciddi biçimde etkilemektedir. Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu olarak üniversitelerimizdeki programları; ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde gözden geçiriyor, gençlerimize geleceğin yetkinliklerini ve mesleklerini kazandıracak yeni programlar tasarlıyoruz.

Son üç yılda, yükseköğretim sistemi içerisinde istihdamla bağı zayıflayan, mezun olduktan sonra öğrencilere iş bulma konusunda yeterli katkı sunmayan ya da tabiri caizse demode hâle gelmiş programları sistemin dışına çıkarıyoruz. Bunun yerine, mezunlarımızın küresel ölçekte geçerliliği olan ve halk arasında “altın bilezik” olarak adlandırılan yetkinliklere sahip olmasını sağlayacak programlara ağırlık veriyoruz.

Bu kapsamda, yeni meslekleri icra edebilecekleri yeni programlar inşa ediyoruz. Son üç yılda yalnızca kontenjanlarda değil, program yapılarında da önemli değişiklikler gerçekleştirdik. Tür olarak 175 program yükseköğretim sisteminin dışına çıkarıldı, 443 programın ise kontenjanı düşürüldü.

Buna da değinmek isterim. Yükseköğretim Kurulu olarak üniversitelerimizle birlikte, sözünü ettiğiniz bu dönüşüme ayak uydurabilmek amacıyla Türkiye’de bilişim ve yapay zekâ temelli yeni programlar ihdas ediyoruz. Bu, önceliklerimizin başında geliyor.

Özetle; yapay zekâ ve dijital dönüşüm, sağlıkta dijital dönüşüm, tarımda dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm başlıkları altında üniversitelerimizdeki programları yeniden tasarlıyoruz.

Yaklaşık üç yıldır bu süreci yürütüyoruz. Bu kapsamda yalnızca bir örnek vermek gerekirse, 19 yeni bilişim ve yapay zekâ temelli program hayata geçirdik.

GÜNCELLENME
DETAYLARI GÖSTER