14.12.2025 - 02:00 | Son Güncellenme:
Didem SEYMEN Türkiye’de her 6 kişiden birinde görülen migren, hem birey hem toplum açısından ciddi bir ekonomik ve sosyal yük oluşturuyor.
Medicana Çamlıca Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Taştekin Toz, migrenin basit bir baş ağrısından ibaret olmadığını; ışık, ses ve koku hassasiyeti, bulantı ve kusma gibi belirtilerle günlük yaşamı kesintiye uğratan önemli bir nörolojik hastalık olduğunu belirtiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Taştekin Toz, migren hakkında bilgiler verdi.
Migren, sadece şiddetli baş ağrısından ibaret olmayan, kişinin sosyal ve iş yaşamını derinden etkileyen nörolojik bir hastalıktır. Türkiye’de yaklaşık her 6 kişiden birinde görülmesi, yani 13 milyon- un üzerinde kişinin migrenle yaşaması, bu hastalığın toplum sağlığı açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Özellikle 45 yaş altı bireylerde en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilen migren doğru yönetilmediğinde, üretkenliği ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebiliyor. Hastaların yüzde 77’sinin iş hayatında belirgin performans kaybı yaşadığı biliniyor; bu da migreni sadece tıbbi değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir sorun hâline getiriyor.
Işık hassasiyeti olur
Migren atağına eşlik eden belirtiler, hastalığı basit bir ağrı olmaktan çıkarır. Işık, ses ve koku hassasiyeti, hareketle artan şiddet, bulantı, kimi zaman kusma ve yoğun bir zonklayıcı baş ağrısı tabloya eklenir. Ağrı çok şiddetlendiğinde beyin kanlanmasında geçici bozulmalar bile gösterebilir. Bu nedenle erken tanı ve doğru tedavi, hem atak sıklığını azaltmak hem de uzun vadeli prognozu iyileştirmek açısından büyük önem taşır.

Depresyon eşlik edebilir
Migren hastalarında alerjik hastalıklar ve depresyon gibi ek durumların daha sık görülmesi, tedavide bütüncül bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koyuyor. Çünkü bu eşlik eden durumlar da beyindeki ağrı mekanizmalarını etkileyerek atakların daha kolay tetiklenmesine yol açabiliyor. Stres, uykusuzluk, hormonal değişiklikler (menstrüel dönem gibi), hava koşulları, açlık ve bazı yiyecekler (özellikle glutamat içeren hazır gıdalar) migreni başlatan en yaygın çevresel faktörler arasında. Tetikleyiciler devreye girdiğinde, sinir uçlarından glutamat, Substance P ve CGRP gibi ağrıya aracılık eden nöropeptitlerin salınımında artış oluyor; bu süreç ise beyin damarları ve sinir sistemi üzerinden güçlü bir uyarılma yaratıyor.
Tedavi planı, her hastada migrenin şiddetine, atak sıklığına, hastanın yaşam biçimine ve eşlik eden diğer tıbbi özelliklere göre belirleniyor. Geleneksel medikal tedavilerle birlikte, son yıllarda migren aşıları ve botoks uygulaması, özellikle kronik migrenli hastalarda seçenekler hâline geldi.
Botoksun bilimsel yönü
Botoks tedavisi, migrenin koruyucu tedavisinde tercih ediliyor ve bunun önemli nedenleri var. Botoks uygulaması ile tek seferde pek çok hastada atak sıklığı ve şiddeti üzerinde uzun süreli bir iyileşme elde edilebiliyor; etkisi ortalama 5-6 aya kadar sürebiliyor. Botoks, uygulandığı sinir-kas kavşağında ağrı ve kasılma oluşturan nöropeptitlerin salınımını engelleyerek etkisini gösteriyor. Böylece migren ağrısını ve eşlik eden gerilim tipi baş ağrısını azaltabiliyor.
Genellikle 15-20 dakika sürer
Uygulama; alın, şakaklar, ense, boyun ve omuz bölgesini içeren toplam 31 noktaya, çok ince uçlu iğnelerle yapılıyor. İşlem genellikle 15-20 dakika sürüyor ve hasta genellikle hemen günlük yaşamına dönebiliyor. Olası yan etkiler ise nadir ve genellikle hafif düzeydedir.
Migren hastalarının sıkça dile getirdiği “Botoks yaptırdım ama etkisini görmedim” şikayetlerinin önemli bir kısmı, uygulamanın uzman tarafından yapılmaması, yetersiz doz kullanılması ya da ilacın kalitesinin uygun olmaması gibi nedenlerledir. Bilimsel protokollere uygun şekilde, doğru noktalara, uygun dozda yapıldığında, botoks tedavisi kronik migren için seçeneklerden biri olmaya devam ediyor.
Kontrol altına alınabilir
Son yıllarda dikkat çeken araştırmalar, alın bölgesine yapılan botoks uygulamasının yalnızca kas ve sinir uçları üzerinde değil, aynı zamanda beynin kaygı merkezi olan amigdala ile ilişkili sinyal yollarında da düzenleyici bir etki yaratabileceğini ortaya koyuyor. Bu bulgu, migren tedavisinin sadece ağrıyı değil, hastaların genel stres yanıtını da olumlu etkileyebileceğini düşündürüyor.
Migren, yaşam kalitesini derinden sarsabilen ancak günümüzde tedavi seçenekleriyle kontrol altına alınabilen bir hastalık. Erken tanı, doğru tedavi seçimi ile hastaların yaşamı belirgin şekilde iyileştirilebiliyor.