Geri Dön

“Acıyla savaşırsam canım daha da çok yanacak”

Burçin Orhon: “Hayatım boyunca ‘Aman kimseye rahatsızlık vermeyeyim’ diye yaşadım. Dolayısıyla karakterim açısından başıma gelebilecek en korkunç şey alzheimer’dı. Ama acıyla savaşırsam canım daha çok yanacak. Bu nedenle işbirliği yapıyorum”

“Acıyla savaşırsam canım daha da çok yanacak”

Bir zamanlar danslarıyla sahnede fırtına gibi esen “Bambi”ydi Burçin Orhon. Çeşitli dizilerde ve filmlerde oynadı. Hızlı bir hayatı oldu. Süheyl Uygur ile evlendi. Çok sevdiği üç kızı var... Orhon’a bir ay önce alzheimer teşhisi kondu. Buluştuk ve uzun uzun konuştuk. Hastalığını, etkilerini ve bundan sonra yapmak istediklerini...

Alzheimer teşhisinden önce bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında mıydınız?

Hafızamın çok gerilediğini fark ettim. Hatta bunun için bilmeceler çözmeye başladım. Ama ne olduğunu çok iyi bildiğim sözcüklerde bile boşlukları tam olarak dolduramıyordum. İkili, üçlü hareketleri, örneğin aynı anda arabanın debriyajına basma, el frenini indirme, vitesi değiştirme gibi işlemleri bir arada yapmakta zorlanmaya başladım.

Bu araba sürerken sizi panikletmiyor mu?

Sadece o olsa! Evimin yolu dahil çok iyi bildiğim birçok yolda bir anda zihnimden her şey siliniyor. Çok panik bir şekilde arabayı kenara çekip “Neredeyim ben?” diye düşünüyorum. O an Fransa’da bile olabilirim. Tabii o sırada bir kavşak veya dönemeçteysem eve giderken bambaşka bir yerden de çıkabiliyorum.

“Hastalığın ileri evrelerini yaşamaktan korkuyorum”

Evde odaları karıştırdığınız da oluyor mu?

Oluyor olmalı çünkü bir kere tuvalette süt buldum. Evde birbiriyle alakasız birden çok iş yaparken ciddi sorun yaşıyorum. Örneğin kahve fincanını mutfağa, çorapları çamaşır makinesine götürmek için almışım. Bir anda yürürken donmuş bilgisayar gibi kalıyorum. “Bunlar neden benim elimde, ne yapacaktım” diye.

Bunlar korkutucu değil mi?

Hayatım boyunca “Aman kimseye rahatsızlık vermeyeyim” diye yaşadım. Dolayısıyla karakterim açısından başıma gelebilecek en korkunç şey. Çünkü ilerleyen evrelerde sevdiğin insanlara yük oluyorsun. Bu nedenle bazen “Öleyim daha iyi, o zaman en azından bir kez üzülürler ve bu iş biter” diye düşünüyorum.

Ölmekten korkmuyor gibi konuşuyorsunuz?

Ölmekten korkmuyorum. Öldükten sonra toprağın altına konulacak olma fikri beni çok korkutuyor. Bu nedenle de Süheyl’e vasiyet ettim, “Ölürsem beni
üç gün toprağın altına koymayın” diye.
Ama bundan daha çok, bu hastalığın
ileri evrelerini yaşamaktan korkuyorum.

İlerleyen evrelere dair en büyük kaygınız ne?

Çocuklarımı üzmek. Onları tanıyamamak, onlara yük olmak, ızdırap vererek yaşamak. Kayınpederim Nejat Uygur demans hastalığından beş yıl yattı. Son zamanlarında çocuklarını bile tanımıyordu. Belirli bir süre sonra ben zaten hiçbir şeyin farkında olmayacağım. Ama onlar ne hissettiğini bilmeyen birine bakmak zorunda kalacak.

“Kızlarımla dalga geçme konularımıza alzheimer’la bir yenisi eklendi”

Bazı şeyleri unutmanız çocuklarla aranızda çatışmalara sebep oluyor mu?

Başta çok oluyordu. Örneğin
“Bu diziyi izledin ya anne” diyor.
Bense “Hayır, izlemedim” diyorum. Çünkü bir hafta arayla aynı diziyi tamamen yeni bir şeymiş gibi seyredebiliyorum. Ama artık alıştılar. Hatta benimle kafa buluyorlar. Geçenlerde Ayşe’nin de sevdiği bir diziyi kaydettim. “Gel birlikte seyredelim” dedim. O da gülerek “Yok sen seyret, nasılsa bir hafta sonra unutursun,
o zaman birlikte seyrederiz” dedi.

Hastalığı tiye de alıyorsunuz yani...

Biz evde kızlarla çok eğleniriz. En çok da hayatla dalga geçerek. Hastalık bunu değiştirmedi, sadece dalga geçme konularımıza bir yenisi eklendi. Ayşe geçen “Sana yeni yıl hediyesi aldım. Söylemeyeyim sürpriz olsun” dedi, sonra gülüştük. “Neyse söyleyeyim, şimdi sevin, sonra unutursun nasılsa, bir daha sevinirsin” dedi.

“Anne izin vermiştin” deyip kandırma çabaları da oluyor mu?

Tabii bazen muzırlık da yapıyorlar. “Anne izin vermiştin ya şuraya gidecektim, bunu alacaktım” diyor.
Tabii asla izin vermeyeceğim bir şey olunca “Yemezler” diyorum.

Peki üzülmüyorlar mı?

Kızlarım da benim gibidir, duygularını pek belli etmezler. Ama bence üzülüyor ve korkuyorlar. Çünkü biri “Annem seni çok seviyorum. Şişmanın” diye not yazıyor. Diğeri servisten sevgi mesajları atıyor. Normalde böyle romantik bir ilişkimiz yoktu. Herhalde “Annemiz ileride bizi tanımayacak, en azından şimdi onu sevdiğimizi söyleyelim” diye düşünüyorlar.

Alzheimer’ın çocuk kaybı gibi ağır travmalar yaşamış olan kişilerde daha çok görüldüğü söylenir. Büyük travmalar yaşadınız mı?

Evet. 4.5 aylık olan çocuğumu düşürdüm. Yaşasaydı Süheyl ile ilk çocuğumuz o olacaktı. Bir sene kendime gelemedim. Benim için çok ciddi bir travmaydı. Hayatıma dönüp baktığımda da aslında hiç kolay bir hayat yaşamadım. 7 yaşımdayken annemle babam ayrıldı. Süheyl’den önce hep tek başımaydım. Hep ya ayağım kırılır da sahneye çıkamazsam nasıl geçinirim endişesini yaşadım.

“Dans etmek dua gibi, hastalığıma da iyi geliyor”

O kadar şöhretliyken neden çekildiniz o dünyadan?

O zamanlar arabasına bindirip kaçırmak isteyen de oldu, silah kullanarak birliktelik için tehdit
eden de. Hep yaklaşmak istiyorlardı ama ben hiçbir zaman onla takılayım, bununla gezeyim kafasında biri olmadım. Hep seveceğim ve birlikte yaşlanacağım bir insan olsun istedim hayatımda. Lükse düşkünlüğüm de yoktu. Dışarıdan güzel, seksi, dans eden bir Burçin Orhon görünüyordu.
Oysa ben süslenmeyi hiç sevmem.
Hatta günlük hayatta beni gören
acıyıp elime sadaka bile tutuşturabilir. Kısacası kişiliğimle hiç örtüşmeyen
bir mesleğim oldu.

Dans etmeye hâlâ devam ediyorsunuz değil mi?

Dans etmeye çok küçük yaşta başladım. Hâlâ dans ediyorum. Dans etmeyi gerçekten çok seviyorum. Belki çocuklarımdan bile daha çok seviyorum. Çünkü benim için dans etmek dua gibi bir şey. Allah’a ulaştığım bir yol gibi. Dans etmek hastalığıma da çok iyi geliyor çünkü beni her şeyden uzaklaştırıyor. Ben sadece dansın getirdiği şöhreti sevmedim.

Dans okulunuzu kapatmak sizi
çok üzmüştür öyleyse.

Tabii ki çok üzdü, onun üstüne birkaç olumsuz olay daha yaşadım. Hepsi birikti ve geçtiğimiz sene üç ay süren çok ağır bir depresyon yaşadım. Bütün gün hiçbir şey yemeden yatıyordum. Yattığım yerde 20 kilo verdim. O zaman yıkanmak ve diş fırçalamak dahil olmak üzere her şeyden vazgeçtim. Sonra üzerime sıcak su torbası döküldü ve çok ciddi şekilde yandım. O herhalde beni kendime getirdi. İki ay yanık tedavisi gördüm ama onun acısı geçince “Kendimi toparlayacağım” dedim ve ilaçların da yardımıyla hayata tekrar bağlandım.

“Geçmişe dönme şansım olsaydı, herkese haddini bildirirdim”

Geçmişe dönme şansınız olsa neyi daha farklı yapardınız?

Değerli olmayan ama değerli sandığım insanlara gereksiz emek harcamazdım. Çok fazla alçakgönüllülük göstermezdim çünkü mütevazı olunca insanlar gerçek sanıyor. Kimseyi kırmayayım diye söyleyemediklerimi içimde tutmazdım. Herkese haddini bildirirdim. Bu ailemden biri bile olsa. Hatta çocuklarıma bile aşmamaları gereken kişisel çizgilerimi, sınırlarımı koyardım. Herkes rahat etsin diye
sıkıntı çekmemek lazımmış.

Hayatta ailenizin dışında neyi kaybetmekten korkarsınız?

Bu hayatta elimden almakla tehdit edebilecekleri hiçbir şey yok, bu nedenle bugüne kadar hep çok mutlu yaşadım. Hayatımda bir kere eşim çok heves etti, bana tektaş aldı. İlk an çok mutlu oldum ama sonrasında o kadar mutsuz oldum ki. Ya kaybedersem, ya bir yerde unutursam diye gerilip duruyordum. Sonra da zaten sattık, kurtuldum. Dünyanın en lüks cipini veya spor arabasını getirin, onu satar kendime minibüs ya da karavan alırım.

“Eski fotoğraflarla hafızamı tazelemeye çalışıyorum”

Alzheimer’la mücadele için şu an neler yapıyorsunuz?

Sürekli defterimle dolaşıyorum, boynumda kalemim asılı. Her şeyi yazıyorum. Evdeki herkese tembih ettim, “Bana sözlü hiçbir şey söylemeyin” diye. Uzmanlar “Her şeyi içine atan kişilerde daha çok rastlanıyor bu hastalığa” diyorlar. O nedenle artık biraz cazgır olmaya da karar verdim. Bulmaca çözüyorum, eski fotoğraflara bakarak hafızamı tazelemeye çalışıyorum. Hastalığın ilerlemesini önlemeye yönelik tedaviye de başlayacağım.

Bu hastalıkta zamanla anılar geriye doğru gidiyor diye bilinir. Zihninizin şu anda hangi yıllarınızda olduğunu düşünüyorsunuz?

Ben daha başlangıç aşamasında olduğum için en çok şimdiki zamanda ve son iki-üç yılda sorun yaşıyorum. Ondan öncesini gayet net hatırlıyorum. Zihnim beni daha küçük yaşlarıma götürürken beynim hızla daha büyük yaşlara gidiyor. Nöroloğum bana şu anda beynimin fizyolojik olarak 70 yaşındaki birinin beyni gibi olduğunu söyledi.

Her şeyin farkındayken çocuklarınıza dair görmek istediğiniz şeyler var mı?

Klasik anneler gibi şu üniversiteyi kazansın, burada çalışsın, evlensin, çocuk yapsın gibi onların hayatlarına dair isteklerim, hırslarım yok. Hatta “Anne ben cinsiyet değiştireceğim” dese “Öyle mutlu olacaksan neden olmasın” derim. İş, eş gibi herhangi bir seçimlerinden dolayı onlardan utanmam. Onlar benim evlatlarım. Sadece kendi ayakları üzerinde durabilecekleri mutlu bir hayat yaşamalarını ve sağlam olan karakterlerini korumalarını istiyorum.

“Bu hayatı zaten hiç anlayamadan yaşadım, film iyice kopacak”

Annenizle birlikte yaşıyorsunuz. Genelde çocuklar anne-babalarının alzheimer olduğunu öğrenir. Sizde tersi oldu, anneniz ne hissetti?

Annem şu anda 77 yaşında ve evet bizimle birlikte yaşıyor. Ancak o da benim gibi üzüntüsünü, derdini belli eden bir insan değildir. Hayatım boyunca annemin ağladığını sadece bir kere gördüm. Onda da babam bizi bırakıp gittiğinde, kalan son paramızı parçalara ayırıp anneme yemek yaptım diye getirmiştim. “Ne yapacağız biz şimdi” deyip ağlamaya başlamıştı.
O zamandan beri hiç ağlamadı.
O nedenle annemin hastalığımla
ilgili ne hissettiğini gerçekten bilmiyorum. Ama çok üzülmüştür.

Teşhisi konulunca eşiniz Süheyl Uygur’un tepkisi ne oldu?

Süheyl sanırım öncesinde durumu hiç fark edemediğine şaşırdı. Ama normal çünkü biz öyle çok iç içe bir karı-koca değiliz. Ben de dertlerimi anlatan biri değilim. Şu anda da benim adıma endişeleniyor ve yardımcı olmaya çalışıyor. Aslında başıma ne gelirse gelsin, Süheyl’in beni kurtaracağını biliyorum ve bu beni rahatlatıyor.

“Ben ne şanssızım diye dertlenecek biri değilim”

Harika bir eşiniz var öyleyse...

20 yıldır evliyiz. Süheyl kusursuz
bir insan değil. Bana hayatı dar ettiği de olmuştur, tartışmalarımız da olmuştur. Ama inanılmaz vicdanlı bir insan. Bu konularda evlenilebilecek en iyi insanmış Süheyl. Beni seviyor, ben de onu seviyorum. Gerekirse benim için dünyayı ayağa kaldırır biliyorum.

Mutlu evlilik, harika çocuklar... “Neden ben, neden bu yaşta?” diyor musunuz?

52 yaşımdayım ve bu, alzheimer için çok erken bir yaş. Ama “Ay ben ne şanssız bir insanım” diye dertlenecek yapıda değilim. Acıyla işbirliği yapıyorum. Çünkü savaştığın şey her zaman daha çok acıtır. Bir de bu hayatı zaten hiç anlayamadan yaşadım. Neden insanlar bu kadar hırslı, maddiyatçı, öfkeli... Şimdi film iyice kopacak.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber