14.09.2025 - 02:00 | Son Güncellenme:
Barış Erdoğan - Kısa bir süre önce İstanbul’dan otobüsle İyon Denizi kıyılarına gitmiş, tekne ve feribotlarla Paxos, Antipaxos ve Korfu’yu keşfetmiştim. Bu kez yönümü Ege’ye çevirdim. Türkiye’nin en işlek kruvaziyer limanına ev sahipliği yapan Kuşadası’ndan hareket eden bir gemi ile Ege’nin karşı kıyılarını keşfe çıktım. Dört günlük rotamız Patmos, Atina, Mikonos, Girit ve Santorini’ydi. Uzun süreli deniz yolculuğu kara, hava ve demiryolu yolculuklarından çok farklı bir deneyim. Adeta “yüzen bir oteli” andıran kruvaziyerde zamanın ritmi yavaşlıyor, dalgaların sesiyle her gün yeni bir limana uyanıyorsunuz.
Ege’de sefer yapan kruvaziyerler 7-8 katlı. Akdeniz limanlarını gezen 15-16 katlı gemiler gibi devasa değiller. Yine de içeride renkli bir hayat var: Konserler, dans şovları, tombala geceleri, duty free mağazaları… Açık havuz, spa, hatta acil durumlarda küçük cerrahi müdahalelerin yapabileceği bir revir ve doktor bulunuyor. İkinci kaptanımızdan öğrendiğime göre denizciler eğitimlerinde hastane stajı da yapıyorlarmış. Gerekirse apandisit ameliyatı bile yapabiliyormuş.
Gemiye adım atar atmaz çok dilli bir dünya sizi karşılıyor. Personel Filipinler’den Kazakistan’a, Türkiye’den Latin Amerika’ya çok farklı milletlerden. Neredeyse hepsi birkaç dil konuşuyor, hatta yabancı personel biraz Türkçe öğrenmiş. Yolcular da en az personel kadar kozmopolit. Yolcuların büyük çoğunluğu Meksikalılardı. Birkaç turu birleştirip Türkiye dahil Akdeniz ülkelerini geziyorlardı. Türk dizilerinin Latin Amerika’daki popülerliği turizmimize de olumlu katkı sağlıyor.
Seyahat boyunca en önemli kural geminin demir alma saatlerinin kesinliği. Limanlarda gemiye giriş çıkışlar dijital kartla kontrol ediliyor. Zamanında dönmezseniz pasaportunuz liman idaresine bırakılıyor ve gemi yoluna devam ediyor. “Gemi beklemez” kuralı deniz turizminin altın kuralı.
Gemiye bindikten kısa süre sonra gemicilik kuralları gereği ilk olarak tatbikat yapıldı. Yolculara can yeleği takmayı öğrettiler. Ayrıca herkesin hangi flakaya, yani acil durumda hangi toplanma noktasına gideceği anlatıldı. İlk durağımız Patmos’tu. Gemimiz sirenlerini çalarak limandan ayrıldı.

Patmos: Hristiyanların kutsal adası
Dört saatlik bir yolculuğun ardından Patmos’a vardık. Havarilerden Aziz Yuhanna’nın Vahiy Kitabı’nı yazdığına inanılan Apokalipsis Mağarası adayı Hristiyanlar için önemli bir hac yerine dönüştürmüş. Eski zamanlarda hacılar bu kutsal mekâna dizleri üzerinde çıkarak dua ederlermiş. Ben ise limandan hareket eden bir otobüsle tepeye ulaştım. Mağaranın üzerine inşa edilen kilise içinde fotoğraf çekmek yasak. Daha sonra kendimi adanın hediyelik eşyalar satılan dar sokaklarında buldum.

Tarihin kalbinde Atina
Gece boyunca süren yolculuğun ardından sabah erken saatlerde Atina’yı denize bağlayan Pire Limanı’na vardık. Atina’ya tepeden bakan Akropolis’in taş merdivenlerinden çıkarken antik dünyanın izlerini bugüne taşıyan duvarlara dokunmak farklı bir histi. Sokrates fikirleriyle Atinalıları kızdırdığı için burada baldıran zehri içmeye mahkum edilmişti. İhtişamlı Parthenon Tapınağı Osmanlı döneminde önce cami sonra da silah deposu olarak kullanılmış. 1687’de şehri kuşatan Venedikliler tarafından top atışına tutulmuş ve ağır hasar görmüş. Bugün hâlâ o tahribatın izlerini silmek için Yunan arkeologlar uğraşıyor. Kısıtlı zaman içinde Akropolis’in gölgesinde kalan Arnavut kaldırımlı Plaka bölgesinde yürüyüş yaptım. Hızlıca yerel ürünleri satan mağazaları ziyaret ettim. Öğle saatlerinde gemiye döndüm.

Mikonos: Otantik havası gölgede kalmış
Yedi saatlik bir yolculuğun ardından akşam saatlerinde Mikonos’a ulaştık. Yunan adalarının en çok bilinenlerinden biri olan Mikonos, Küçük Venedik bölgesiyle büyüleyici. Deniz kıyısındaki kafeler, dar sokaklar ve akşam ışıklarında parlayan yel değirmenleri masalsı bir tablo sunuyor. Ama bir yandan da lüks butik oteller, uluslararası markalar ve yoğun gece hayatı adanın otantik havasını gölgeliyor. Mikonos bugüne kadar gördüğüm en az “Yunan” havası taşıyan ada izlenimi bıraktı.
En özgün Yunan adası Ertesi gün öğleden sonra Girit’in Hanya Limanı’na ulaştık. Burada Venedik’ten Osmanlı’ya, Yunan’dan modern döneme uzanan çok katmanlı bir tarih var. Girit, Yunanistan’ın kara parçasından çok farklı ve özgün bir kültüre sahip. Limanı süsleyen deniz fenerinin karşısına taze balık ve deniz ürünleriyle restoranlar dizilmiş.
Santorini kartpostal gibi
Dördüncü gün öğle saatlerinde Santorini’ye vardık. Burada gemiler limana yanaşamıyor. Yolcular tender botlarla kıyıya taşınıyor. Otobüslerle masalsı Oia’ya kasabasına çıktık. Beyaz badanalı evlerin mavi kubbelerle birleştiği manzara nefes kesiciydi. Ardından adanın merkezi Fira’ya geçtim. Sonra teleferikle Eski Liman’a inerek tekrar bir botla gemiye döndüm. Teleferikle aşağıya inerken ada sanki katman katman önünüze seriliyor. Volkanik patlamalara ev sahipliği yapan bu adada kayaların kırmızısı, denizin mavisi ve köylerin beyazı birbirine karışıyor.
Turizmde yeni bir eşik
Türk kruvaziyer turizmi henüz emekleme çağında ama modern limanlarımızla hızla büyüme potansiyeli yüksek. Coral Travel Türkiye Genel Müdürü Mehmet Kamçı 2013’ten bu yana ilk kez bu yıl ocak- temmuz döneminde limanlarımızdan geçen yolcu sayısının bir milyonun üzerine çıktığını söylüyor. Bu rakam Türkiye’nin kruvaziyer turizmi için yeni bir eşik. Gemimizin kaptanı Yunan asıllıydı. Gemi bir Türk şirketine aitti. Uzun yıllar Yunan denizcilik sektöründe çalışmış olan ve bugün Miray Gemicilik Genel Müdürü görevini yürüten Osman Erler bu durumu iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği çerçevesinde değerlendiriyor. Yunan adaları Türk turistlerle canlanıyor, Türk limanları ise Yunan gemilerinin uğrak noktası.