PazarAkademinin ‘cam tavan’ sınavı

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

08.03.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:

Bilim dünyasında kadınlar, sadece atom altı parçacıklarla ya da karmaşık formüllerle değil aynı zamanda toplumsal önyargılarla da mücadele ediyor. Akademide kadın sayısı artsa da karar verici koltuklarda tablo değişmiyor, ‘cam tavan’ en çok üst yönetimde hissediliyor.

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

KÜBRA KÖKLÜ - MIT koridorlarından CERN’in laboratuvarlarına üreten ve başarıları ülke sınırlarını aşan bilim kadınlarının sayısı her geçen gün artıyor. Üniversitelerde kadın öğrenci oranı yüzde 53,2, kadın akademisyen sayısı ise yüzde 46,8’e çıktı. Ancak basamaklar yükseldikçe tablo tersine dönüyor: Profesörlükte oran yüzde 34,9’a geriliyor, rektörlükte ise kadınlar hâlâ istisna. Tüm bu eşitsizliklere rağmen MIT koridorlarından CERN laboratuvarlarına, tıp dünyasının zirvesinden teknoloji üslerine kadar birçok bilim kadını başarılarıyla dünyada ses getiriyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle Prof. Dr. Melahat Bilge Demirköz, Prof. Dr. Seza Özen, Prof. Dr. Elif Uysal ve Prof. Dr. Özge Çevik ile konuştuk. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

Prof. Dr. Melahat Bilge Demirköz: “Önyargılar 20 senede kırıldı”

TÜBA Asli Üyesi, Kadınlar İçin Uluslararası Yükselen Yetenek Bilimsel Başarı Ödülü’nü ilk kez Türkiye’ye getiren ve Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Bilimsel Yapay Zekâ Paneli’ne seçilen 40 bilim insanı arasında yer alan Prof. Dr. Melahat Bilge Demirköz: “Bilimsel kariyerde kadın olmanın somut birçok zorluğu oldu. Örnek vermem gerekirse, MIT’de fizik bölümünün 83 hocasının sadece ikisi kadındı ve erkek hocalar genel olarak fiziğin kadınlar için uygun bir meslek olmadığını ifade ediyorlardı. Birçok hoca bana boş yere uğraştığımı ve sonunda başarılı olamayacağımı, olsam bile nihayetinde bir gün fiziği bırakacağımı söylediler. Önyargıların ancak bir kısmı son 20 senede kırıldı. CERN’deki kadın oranı yüzde 12’den 20’ye yeni çıkabildi. İlerleme çok yavaş. Akademide cam tavan tabii ki var. Bazı (erkek) hocalar ‘yok öyle bir şey’ diyorlar ama camın şeffaf olduğunu unutuyorlar. Empati eksikliği de olabilir bu tabii! ‘Kadınlar birbirlerinin kurdudur’ sözünü bu topluma unutturmalıyız diye düşünüyorum. Yaşadıklarımızı biz biliriz ve en iyi de biz birbirimizi anlarız. Kadınların el ele verdiklerinde daha güçlü olduğunu kendi dostlarımla da konuştuğumda görüyorum.”

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

Prof. Dr. Seza Özen: “Yönetici pozisyonunda kadın oranı çok düşük”

Haberin Devamı

Çocukluk çağı hastalıklarıyla ilgili yaptığı çalışmalarla Dünya Bilimler Akademisi 2018 Tıp Ödülü’ne layık görülen, Tıp Bilimine Yön Veren100 Türk listesinde ilk 10 içindeki tek kadın olan ve Avrupa Çocuk Romatoloji Derneği Başkanı ve en yüksek h faktörlerinden birine sahip Tıp bilim insanı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Seza Özen: “Atatürk devrimlerinin yerleştiği bir dönemde akademisyenliğe başladığım için Türkiye’deki akademik yaşamımda bir kısıtlanma yaşamadım. Öte yandan yurt dışında kadınların akademide dezavantajlı olduklarını daha net gözlemledim. Örneğin ABD’de kadın akademisyenlerin akademik yükseltmelerinin erkeklerden daha yavaş olduğunu ve pek çok üniversitede erkeklerle aynı maaşı almadıklarını gördüm. Türkiye’de en önemli sorun iş yaşam dengesinin kadınları çok zorlayıcı olarak tanımlanması. Ancak akademi dışında, bir kadın olarak benden beklenenler zorlayıcı oldu tabii. Türkiye’de ve dünyada gerek çocukların gerekse yaşlılarımızın bakım sorumluluğu temel olarak kadından beklenmekte. Bunun yanında evin yönetimi kadının sorumluluğundadır. Bu nedenle tabii kendimize veya akademi dışı ilgilerimize vakit ayıramıyoruz. Akademide cam tavanı ilginç olarak bilim dalımın Avrupa yönetim kurullarında yer aldığım pozisyonlarda hissettim! Cam tavan daha çok yönetim kurulları gibi karar verici pozisyonlarda ve para yönetiminde kadınların yer almasının kısıtlanması şeklinde oluyor. Türkiye’de kadın profesör oranı iyi olsa da yönetici pozisyonunda kadın oranı çok düşük. Diğer kadınlara önerilerim: Erkek akademisyenlerle eşitsiniz, bunu özümseyin ve hissettirin. Hatta ‘multifonksiyonel’ olmayı erkeklerden daha iyi başarıyoruz. Diğer kadınları desteklemeyi de lütfen unutmayın.”

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

Prof. Dr. Elif Uysal: “İlerlemenin yolu cesaretle sorumluluk almaktan geçiyor”

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Selçuk Yaşar Ödülü’nü kazanan ve MIT ve Ohio State Üniversitesi gibi dünyanın en prestijli üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptıktan sonra Türkiye’ye dönüp öğrenci yetiştiren ve geleceğin iletişim teknolojileri alanında çalışmalar yapan başarılı bilim insanı Prof. Dr. Elif Uysal: “Akademik ve bilimsel çevre, belki de bilinç altı kodlardan dolayı, bir kadına nazaran eşit ya da daha düşük tecrübe, bilgi ve yetkinlik seviyesindeki bir erkeği otorite olarak kabul etmeye daha yatkın. Teşvik mekanizmaları erkekleri potansiyeli üzerinden ödüllendirme eğilimindeyken, kadınları somut çıktılar üzerinden değerlendiriyor. Benim yaptığım gibi büyük araştırma ekipleri oluşturmak, kaynak bulmak ve sürdürülebilir yapılar inşa etmek zaten bir çaba iken; bir de önyargılarla mücadele etmemek için tartışmasız bir bilimsel üstünlük kurmak zorunda kalıyorsunuz. Ama bu zorluklarla savaşmak kapasitemizi büyütüyor. Akademideki cam tavan özellikle üst yönetim seviyelerinde hâlâ çok net: Üniversitelere baktığınızda rektörlerin büyük çoğunluğunun erkek olduğunu görüyorsunuz; birçok kurumda hiç kadın rektör olmamış olması bile tek başına yeterli bir gösterge. Ancak cam tavan sadece dışsal değil, içsel bir boyuta da sahip. Erkekler hareket ettiklerinde teşvik görüyor; kadınlar ise hata yapmama baskısıyla büyüyor. Kadınlara tavsiyem, yalnızca mevcut sistemde yer bulmaya çalışmaları değil, gerekirse yeni sistemler kurmaya aday olmalarıdır. Çünkü mevcut yapıların herkese eşit çalışmadığı durumlar olabilir ve o zaman ilerlemenin yolu cesaretle sorumluluk almaktan geçiyor. Ben kariyerimi hazır sistemlerin içinde yükselerek değil, çoğu zaman sistemi sıfırdan kurarak yaptım. Kadınlar cesur ve dirayetli olduğunda bu süreç onları son derece güçlü liderlere dönüştürüyor. Güçlü bir kadın sadece var olan kurumlarda başarı hikâyesi yazmaz; yeni yollar, kurumlar ve insanın değer gördüğü bir gelecek inşa eder.”

Haberin Devamı

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

Prof. Dr. Özge Çevik: Sabah laboratuvarda akşam mutfakta önlük 

2016’da BAGEP-Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü, 2022’de TÜBİTAK Bilim Özel Hizmet ve Teşvik Ödülü ve TÜSEB Aziz Sancar Bilim Hizmet ve Teşvik Ödüllü, 2023’te TÜBA Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü kazanan Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özge Çevik: “Tarihte yaşayan bilim kadınlarına baktığımızda yaşadıkları zorluklar bulundukları çağa göre birbirinden çok farklı değil, bunlar epigenetik olarak bize aktarılmış gibi. İşte bizim DNA’mızın farklı çevresel faktörler tarafından isteğimiz dışında kontrol edilmeye çalışılması kadın olmanın zorluklarını çeşitlendiriyor. Çünkü bilimsel süreçler genellikle erkek normlarına göre şekillenmiştir, akademik piramitte yukarı çıktıkça kadın sayısı azalır. Akademi dışında annelik, ev hanımlığı ve iyi bir eş olma görevi rollerimiz de devreye girer. Laboratuvarda önlük giyen kadın akşam eve gittiğinde mutfak önlüğünü giymek zorunda kalır. Akademik yükselmenin en verimli olduğu yaşlar çocuk sahibi olduğunuz dönemle çakışınca çok fazla ikilemde kalırsınız. Ben bu durumu en yoğun yaşayan insanlardan biriydim. Doktoramı yaptığım sırada laboratuvarda deneylerimi yaparken aralarda süt sağma makinem ile çocuklarımın akşam içeceği sütü ayarlayıp planlamak zorundaydım. Doçentlik sınavına hazırlanırken çocuklarımın okuldaki gösterilerine zaman ayıramıyordum. Eve geldiğinizde okuldaki yaptığınız deneylerin sonuçlarını analiz edip ertesi günün yeni planlarını yapmanız gerekiyor, yetiştirmeniz gereken bir proje ya da bir makale hep hayatınız boyunca sizinle oluyor. Başarılı bir kadın akademisyen olarak sürdürülebilir olmak için hiçbir şeyi erteleyemiyorsunuz, sürekli bir döngü içerisindesiniz. Bazen önyargılarla karşılaşabiliyorsunuz, eleştiriliyorsunuz hatta yaptığınız işlerin takdir edilmesi gerekirken önemsizleştirilmesi sizi üzüyor. Şunu unutmamak gerekir küçük yerlerde sizi görmek istemeyen insanlar olsa da bazen uluslararası alanda daha fazla tanınırsınız, bir mail ile dünyanın öbür ucundan insanlar tebrik ettiğinde o zaman yaptığınız işin ne kadar değerli olduğunu anlarsınız. Kadınların üst yönetimlerde temsil edilmediği yerlerde bu motivasyon kayıpları görmezden geliniyor, bilimsel katkı sağlayabilecek insanların performansları düşüyor, birileri onları görürse çok şanlı oluyorlar ama görmüyorsa ölü toprağı serpilmiş gibi terk ediliyorlar. Kılık kıyafet konusunda bile kadın aslında tercih yapmak zorunda kalıyor, akademide bu bir zorluk olarak karşısına çıkıyor. Akademide cam tavan kavramının sadece Türkiye’de değil dünyada da var olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de üniversitelerde kadın akademisyen sayısı bir ivmeyle artış gösteriyor, ancak bu artış üst düzey yönetim kadrolarında aynı ivmeyi sağlayamıyor maalesef. Temel nedeni üst düzey pozisyonlar için cinsiyet temelli değerlendirmelerin yapılması, liyakat ve içinde bulunduğumuz toplumun kültürel değerlerinin daha baskın oluşu. Kadınların hiçbir şeyin şansla değil bir beceri ve emek karşısında kazanılabileceğini, bunun aslında kalıcı olduğunu bilmeleri gerekir. Kendilerine aktivatörler bulmaları gerekir. Bunlar ulusal ya da uluslararası iş birlikleri sağlayarak, önemli kurullarda görev alarak, projeler yürütürken kendileri gibi genç bilim kadınlarını destekleyerek, kadın akademisyenlerin bulunduğu networkler ile dayanışma sağlayarak, kariyerlerinde ailelerinden ya da güvendikleri insanlardan destek talep ederek, cinsiyet eşitliği konularındaki politikalar için görüş bildirerek, mentorluk programlarından yararlanarak ve akademik üretkenliklerini kısıtlayıcı şeylere sınır koyarak gerçekleştirebilirler.

Akademinin ‘cam tavan’ sınavı

“Kapsayıcı çalışma ortamını sürdürmeye kararlıyız''

Türkiye’de ‘eşit işe eşit ücret’ sertifikasına sahip şirketlerden Philip Morris Türkiye’nin Genel Müdürü Filiz Yavuz Diren, “Eşit gelişim fırsatları sağladıkça hak eden herkesin kariyerinde ilerleyebildiğini görmek memnuniyet verici. Kapsayıcı çalışma ortamını sürdürmeye kararlıyız,” diyor.

Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarından biri olan Philip Morris Türkiye’nin Genel Müdürü Filiz Yavuz Diren, başarıyı iş sonuçlarının ötesinde, toplumsal etkiyle birlikte ölçen bir liderlik anlayışını benimsiyor. Diren ‘eşit işe eşit ücret’ yaklaşımından, deprem bölgesindeki girişimcilik hamlelerine kadar uzanan yol haritasıyla fırsat eşitliğini ve kadın istihdamını sürdürülebilir büyümenin merkezine nasıl taşıdıklarını anlattı.

Toplumsal gelişimin ancak fırsat eşitliği ve kadınların ekonomiye daha fazla katılımıyla mümkün olacağını vurgulayan Filiz Yavuz Diren, liderliğini yürüttüğü şirketin başarısını kapsayıcı büyüme modeline dayandırıyor. Bu modelin olumlu etkisi, tarladan fabrikaya, ofisten satış noktalarına kadar her alanda hissediliyor.

Eşitlikte sertifikalı standartlar

İş dünyasında herkese eşit fırsatlar sunulmasının önemine dikkat çeken Diren, kurumsal kararlılığın  önemli olduğunu belirtti. Diren, konuyu şu sözlerle özetliyor:

“Yayımlanan uluslararası raporlar dünya genelinde cinsiyetler arasında ücret eşitsizliği probleminin hâlâ tam çözülemediğini gösteriyor. Biz Philip Morris olarak; işe alımdan, gelişim ve terfi süreçlerine kadar her aşamada fırsat eşitliğine inanıyoruz. Şirket uygulamalarımızı denetleterek, inancın ötesinde eşitlikçi uygulamalarımızın pratiğe yansıdığına emin oluyoruz. Bu kapsamda Türkiye’de ‘Equal Salary’ sertifikasını alan ilk şirket olmanın gururunu yaşıyoruz. 2018 yılından bu yana düzenli olarak bu sertifika süreciyle kendimizi geliştirmeye devam ettik. Bugün Philip Morris Türkiye’nin yönetim ekibinin yarısının kadınlardan oluşması bir rastlantı değil. Eşit gelişim fırsatları sağladıkça hak eden herkesin kariyerinde ilerleyebildiğini görmek memnuniyet verici. Kapsayıcı çalışma ortamını sürdürmeye kararlıyız.”

Dijitalleşmenin sahadaki etkisi

Teknolojiyi yakından takip ettiklerini dile getiren Diren şunları söylüyor:

“Satış ve saha operasyonlarımız, teknoloji yatırımlarımızın gücüyle yeniden şekilleniyor. Güçlü dijital altyapımız ve hibrit çalışma modellerimiz sayesinde, geçmişte kadınların sınırlı temsil edildiği saha rolleri daha erişilebilir, daha esnek ve daha cazip hâle geldi. Dijitalleşme sadece operasyonel verimliliği artırmakla kalmıyor, fırsat eşitliğini de somut biçimde destekleyen bir kaldıraç görevi görüyor. Ayrıca, değer zincirinde yer alan 20 bine yakın kadın esnafın nabzını tutarak, onların ihtiyaçlarına özel çözümler geliştiriyor, çalışma hayatında kalabilmeleri için projeler hayata geçiriyoruz. 10 yıldır İzmir’deki üretim tesisimizde düzenlediğimiz eğitim programlarıyla kadın çiftçileri bir araya getiriyor, tarımda verimliliğin artmasına ve iyi tarım uygulamalarının yaygınlaşmasına destek oluyoruz.” 

Kadın girişimcilerin desteklenmesi 

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında bölgenin iktisadi iyileşmesi, kadın girişimciliğinin desteklenmesiyle yeni bir boyut kazanıyor. Depremden etkilenen illerden 300 kadının katılımıyla Philip Morris Türkiye’nin hayata geçirdiği E-Ticarette Güçlü Kadınlar Programı, bölgedeki kadınların girişimcilik fikirlerini ve üretim potansiyelini dijital dünyaya açıyor. Diren, projenin bir eğitim çalışması olmanın ötesinde, bölgesel kalkınma için stratejik bir sosyal yatırım olduğunu ifade ediyor:

“Kadınların fikir ve emeklerini e-ticaret, finansal okuryazarlık ve yapay zekâ yetkinlikleriyle buluşturarak, yerel ekonominin yeniden inşasında kalıcı bir güç hâline gelmelerini hedefliyoruz.”

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler