13.07.2025 - 02:01 | Son Güncellenme:
BARAN DANIŞ
BARAN DANIŞ- Denizsiz bir şehrin kuru sıcağına alışkın olanlar bilir. Nemi, kalabalığı, trafiği ve keşmekeşiyle ‘İstanbul’da yaz’ düşüncesi daha duyar duymaz sıkıntı yaratır Ankaralı bünyelerde. ‘Sıcak bir yana nem var nem’ şikâyetlerini İstanbullulara bırakıp Ankara bozkırında ‘yaz uykusu’nu tercih edenlerdenim. Öyle ya, keyfini çıkartamayacaksak ne işimiz var İstanbul’da?
Peki yaz mevsimi İstanbul’da her zaman bir eziyet miydi? Hiç de değil. Öyle olmadığını Yahya Kemal, Orhan Veli ve nice şairin dizeleri; Şeref Akdik, Naile Akıncı, Hikmet Onat, İbrahim Çallı’nın da aralarında olduğu pek çok usta ressamın fırça darbeleriyle ‘Angaralı’ girip ‘İstanbul beyefendisi’ olarak çıktığım Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’nde izleyiciyle buluşan “İstanbul’un Resmi” sergisinde görebiliyoruz. Tam da ‘kızgın kumlardan serin sulara atlar gibi’ bir hissiyatla…

Küratörlüğünü Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun üstlendiği “İstanbul’un Resmi” sergisi, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki İstanbul temalı resimlerle Anadolu ve Avrupa yakalarını sanatseverlerle buluştururken sanatçı gözüyle İstanbul’a bakışı ortaya koyuyor. Çoğunlukla 20. yüzyıl ortaları İstanbul’unun birer görsel belgesi de olan bu eserler ziyaretçileri İstanbul’un çiçekleri, tekneleri, sokakları veya mevsimleri gibi özgün katmanlarıyla buluşturuyor. İstanbul’u bize semt semt, mevsim mevsim gezdiren bu sergide bize sadece bu şehrin eşsiz ışığını yakalamayı başarmış ressamların tabloları değil, şairlerin dizeleri de eşlik ediyor.
İstanbul’un havası neden etkiler?
Serginin girişindeki bilgilendirme yazısında şu kısım dikkati çekiyor: “Nurullah Berk’in Empresyonizm’den etkilenme konusunda Hikmet Onat’a sorduğu soruyu, büyük peyzaj ressamı Onat arkadaşları adına da yanıtlarken doğrudan İstanbul’a işaret eder: ‘İstanbul’un havası bizi böyle etkiledi…’”. Nasıl etkilemesin? Mesela, İbrahim Safi’nin 1958 tarihli “Burgaz Adası” tablosu önünde duruyorum. Durmakla kalmıyor, duyuyorum: Kıyıya vuran dalgaları, ahşap iskelenin gıcırtısını, sahildekilerin dertsiz konuşmalarını… Güneşin yakıcılığına inat tenime vuran meltemin serinliği de cabası. Şöyle diyor İrepoğlu tabloyla ilgili: “Safi, bir yaz gününde denizde olmanın sevincini ve neşesini yansıtır tuvalinde. Denizin tadını çıkaran her bir figürün vücut dili üzerinde durarak güneşli günün atmosferini ayrıntıların ve renklerin gücüyle ifade eder.”

Moda’da deniz banyosu
Bir diğer tabloda Selim Pertev Boyar, Moda’ya davet ediyor bizi. 1946 tarihli “Moda Kadınlar Hamamı” tablosu ismini, tasvir ettiği bir eski zaman İstanbul’u geleneğinden, ‘deniz banyosu’ terimine göndermeyle alıyor. Eserle ilgili şu notu düşüyor İrepoğlu: “(…) Pertev Boyar’ın empesyonist peyzajı tam bir yaz günü betimlemesidir. Moda Plajı cıvıl cıvıl günlerinden birini yaşamaktadır, buralarda her zaman olduğu gibi brandayla çevrili alanın hemen yakınında küçük tekneler dolaşmakta ve hamamı kullananları görmeye çabalamaktadır. Hafif dalgalı suyun çarptığı kıyıdaki sığlıktaysa, yüzme bilmeyenler girmektedir denize. (…) İzleyiciye o günün sıcağını ileterek, kendisini plajdakilerle birlikte mavi suların içinde hissettirecek kadar canlıdır ressamın fırçasından çıkanlar.”

300’e yakın İstanbul peyzajını içeren sergi kitabını da yayıma hazırlayan Prof. Dr. Gül İrepoğlu iki denizi birleştiren ve iki kıtayı ayıran bu tılsımlı coğrafyanın ve şehrin, derin bir ruha ve tarihe sahip olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: “Tablolarda öne çıkan iki duygu var, ilki ressamların şehre duyduğu sevgi ve aşk… İkincisi ise İstanbul’un ışığını yakalama ve resmetme isteği. Kitapta İstanbul’u sadece tablolarla değil fotoğraflar, filmler ve şiirlerle de anlatmaya çalıştım. Gezginlerden alıntılar yaptım.”
“Hâlâ güzel bir İstanbul var”
Evet, bugün İstanbul’un belli başlı noktalarında denize girilebiliyor. Zaten olması gereken, doğal bir şeyi hafif kasıntılı bir övünç vurgusuyla söylememizin tuhaflığı bir yana Attila İlhan’ın deyişiyle “Bu şehir o eski İstanbul mudur?” Eski İstanbul’da yaz mevsimi, Boğaz kıyılarına taşan bir serinlik ve dinginlikle gelirdi. İnsanlar sabah erken saatlerde Üsküdar, Salacak, Arnavutköy, Moda ve Tarabya gibi semtlerde denize girerdi. Kadınlar genellikle kayıkla özel bölmelere taşınırken, erkekler sabahın erken saatlerinde ahşap iskelelerden suya atlardı. Akşamüstü çay bahçelerinde müzik dinlenirken, Boğaz’da gezintiye çıkan sandallar suya nazlı nazlı süzülürdü. Yaz, İstanbul’da hem bir kaçış hem de bir buluşmaydı; serin sularla, deniz havasıyla ve zarif yaz neşesiyle.
Kabul, o eski İstanbul artık yok. Bize düşen yok olanlardan dert yanarken bir şeylerin de hâlâ kalabildiğini fark edip diğerlerine de bunu gösterebilmek. “İstanbul’un Resmi” bunu anlamak için bir vesile olabilir. Doğan Kuban’ın dediği gibi çünkü: “Hâlâ güzel bir İstanbul var”.