04.10.2026 - 02:01 | Son Güncellenme:
SEYHAN AKINCI - Yıllar önce İzmir’deki Metropolis Antik Kenti’nde görevli bir arkeologla sohbet ederken, “Ben İstanbulluları, Kordon’daki yürüyüşlerinden tanıyorum. Sürekli birilerini geçmeye çalışıyorlar” demişti. Haklıydı, neredeyse kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya. Ama bugün sanat tarihçileri Nurtaç Buluç ve Mustafa Ergül bizi o ince şeyleri görmeye davet ediyor. 212 Photography Istanbul kapsamında 14.00-16.00 saatleri arasında düzenlenecek olan ‘Keşif Rotası, Şehrin Panoları: Kadıköy’ün Seramik ve Mozaik Panoları’ turu katılımcıları Kadıköy’de dolaştıracak. 1970’lerden 2000’li yıllara uzanan süreçteki sivil mimarinin modern seramik sanatıyla yarattığı sentezi göstermeyi amaçlayan turu düzenleyen Şehrin Panoları’nın kurucuları Nurtaç Buluç ve Mustafa Ergül sorularımızı yanıtladı.

İstanbul’da kapısından içeri girdiğimiz bazı apartmanlar bizi birbirinden güzel tablolar, mozaikler ve seramiklerle karşılar. Bu karşılamanın altındaki hikâyenin peşinden koşanlardan Mustafa Ergül, Şehir Panoları projesinin bize neyi ‘fark ettirmeyi’ amaçladığını şöyle açıklıyor: “Kent sakinleri olarak yaşadığımız sokakla, mahalleyle ve genel anlamda şehirle kurduğumuz organik bir bağ var; gündelik hayatımız bu yapılı çevrenin içinde akıp gidiyor. Şehrin Panoları projesi bu yapılı çevrenin sessiz ama güçlü bir parçası olan seramik panolara odaklanıyor. Amacımız, 1970’lerden 2000’li yıllara uzanan süreçte, bölgedeki hızlı apartmanlaşmayla birlikte sivil mimarinin ve modern seramik sanatının nasıl benzersiz bir sentez yarattığını ortaya koymak. Özellikle Küçükyalı’dan Fenerbahçe’ye uzanan hatta hem Bağdat Caddesi üzerinde hem de caddeye bağlanan sokaklarda karşımıza çıkan bu seramik panolar, Kadıköy’ü devasa bir açık hava müzesi gibi okumamızı sağlıyor. Başımızı yukarı kaldırdığımızda şehrin bize anlattığı hikâye sadece estetik bir dokunuştan ibaret değil. Bu yapılar, dönemin üretim ve inşa kültürüne dair de çok şey söylüyor. Dolayısıyla bu projenin bir diğer önemi de o yıllarda çok daha iç içe çalışan sanatçı-mimar-müteahhit ilişkisini belgelemek ve bu ilerici iş birliği hakkındaki bilgimizi derinleştirmek.”

Bir devrin estetik belleği moloz yığınına karıştı
Nurtaç B.: Kadıköy, pano yoğunluğunun en yüksek olduğu ilçe. Bu panoları korumak; Kadıköy’ün 1950’lerle ‘70’ler arasındaki modernist, aydınlık ve sanatı gündelik hayatın, sokağın tam merkezine yerleştiren o özgün kentli hafızasını korumak anlamına geliyor. Kadıköy, 2012’den bu yana kentsel dönüşümün en yoğun yaşandığı ve ilk başladığı ilçelerin başında. Saha çalışmalarında konuştuğumuz birçok Kadıköylü, kendi sokaklarındaki binalarında seramik panoların olduğunu ama o binaların çoktan yıkıldığını anlatıyordu. Hatta belgeleyip arşivimize kattığımız bazı panolu binaların bile zamanla yıkıldığına şahit olduk. Bir devrin estetik belleği gözlerimizin önünde moloz yığınlarına karışıyordu. Kadıköy Belediyesi, 2024’te çok kıymetli bir meclis kararına imza attı. Artık üzerinde pano bulunan yapıların yıkımı, o panoların güvenli bir şekilde sökülmesi şartına bağlanmış durumda. Yeni yapı izni alabilmek için, kurtarılan panonun ya yeni binanın üzerinde ya kendi çevresinde ya da Kadıköy Belediyesi’nin göstereceği uygun bir yere yeniden yerleştirilmesi zorunlu kılınıyor. Bu kararın, semtin görsel hafızasını yaşatmak adına alınmış önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz.

Mustafa E.: Turgut Cansever’in 1958’de Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu için hem ev hem de atölye olarak tasarladığı yapı çok özel bir örnek. Burada mimar yalnızca yaşanacak bir konut tasarlamıyor; üretim yapan iki sanatçının gündelik yaşamını, çalışma biçimlerini ve sanatla kurdukları ilişkiyi de mekâna tercüme ediyor. Bugün yüksek apartmanların arasında kalan yapı, aynı zamanda Fenerbahçe’nin geçirdiği fiziksel dönüşümü okumak açısından da oldukça çarpıcı bir durak. Turun sonunda ev-atölyenin önünde kısa bir soru-cevap bölümü gerçekleştiriyoruz. Bizim için bu durağın en önemli taraflarından biri Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Türkiye’de kamusal sanatın gelişimindeki öncü rolünü, araştırmalarımız sırasında ulaştığımız arşiv belgeleri üzerinden anlatabilmek. Böylece Bedri Rahmi’nin, sanatın atölye ve sergi mekânlarının dışına çıkarak mimariyle, kamusal alanla ve kentlinin gündelik hayatıyla buluşmasında nasıl önemli bir rol üstlendiğini de birlikte keşfediyoruz.