21.06.2026 - 02:01 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - Medicana Ataköy Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, hiperhidroz olarak adlandırılan aşırı terlemenin özellikle el, koltuk altı, ayak ve yüzde görüldüğünü, sosyal yaşamdan iş hayatına kadar birçok alanda kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söyledi. Demirkaya, uygun hastalarda uygulanan cerrahi tedavinin kalıcı ve etkili sonuçlar verdiğini vurguladı.
Her 100 kişiden yaklaşık birinde görülen hiperhidroz, vücudun normal ısı düzenleme ihtiyacının üzerinde ve kontrolsüz şekilde ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Çoğu zaman stres, heyecan ya da kişisel özellik olarak değerlendirilen bu durum aslında tedavi edilebilen bir hastalık olarak kabul ediliyor.
Menopoz etkileyebilir
Hiperhidroz en sık el, koltuk altı, ayak ve yüz bölgelerinde görülüyor. Hastalar tokalaşmaktan kaçınma, yazı yazarken zorlanma, elektronik cihaz kullanamama, kıyafet değiştirme ihtiyacı ve sosyal ortamlarda özgüven kaybı gibi sorunlar yaşayabiliyor.
Primer hiperhidroz genellikle genç yaşlarda başlıyor ve altta yatan başka bir hastalık olmadan ortaya çıkıyor. Sekonder hiperhidroz ise tiroid hastalıkları, enfeksiyonlar, menopoz, bazı ilaçlar ve metabolik rahatsızlıklara bağlı gelişebiliyor. Bu nedenle tedavi planlanmadan önce doğru tanı büyük önem taşıyor.
Tedavide ilk aşamada medikal antiperspiran ürünler, iyontoforez uygulamaları, botulinum toksin enjeksiyonları, sistemik ilaç tedavileri ve enerji bazlı yöntemler kullanılabiliyor. Ancak özellikle ileri derecede el ve koltuk altı terlemesi bulunan hastalarda bu yöntemlerin etkisi yetersiz ya da geçici kalabiliyor. Bu noktada cerrahi tedavi önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Koltuk altından giriliyor
Günümüzde hiperhidroz cerrahisinde en sık uygulanan yöntem Endoskopik Torakal Sempatektomi (ETS) olarak biliniyor. Bu işlemde aşırı terlemeye neden olan sempatik sinir zincirinin ilgili bölümü kapalı yöntemle devre dışı bırakılıyor. Genel anestezi altında gerçekleştirilen ameliyatta koltuk altından açılan birkaç milimetrelik kesilerden göğüs boşluğuna giriliyor ve terlemeyi kontrol eden sinirlere müdahale ediliyor.
Yaklaşık 30-45 dakika süren operasyon sonrasında hastaların büyük bölümü aynı gün taburcu edilebiliyor. Özellikle şiddetli avuç içi terlemesi olan kişilerde başarı oranının oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. Birçok hastada eller ameliyatın hemen ardından kuru hâle geliyor.
Hasta seçimi en önemli kriter
Cerrahi tedavi; şiddetli el terlemesi bulunan, günlük yaşamı belirgin şekilde etkilenen koltuk altı terlemesi yaşayan, sosyal ve mesleki hayatını olumsuz etkileyen yüz terlemesi olan ve medikal tedavilerden yeterli fayda görmeyen hastalarda değerlendiriliyor. Uzmanlar, başarılı sonuç için en önemli unsurun doğru hasta seçimi olduğuna dikkat çekiyor.
Operasyon sonrasında hastalarda sosyal özgüven artışı, yaşam kalitesinde belirgin düzelme ve mesleki performansta rahatlama gözleniyor. Özellikle öğrenciler, sağlık çalışanları, mühendisler, müzisyenler, sporcular ve yoğun insan ilişkileriyle çalışan kişilerde faydanın daha belirgin olduğu ifade ediliyor.
Her cerrahi girişimde olduğu gibi ETS ameliyatında da bazı riskler bulunuyor. Kompansatuvar terleme, pnömotoraks, ağrı, nadiren göz kapağında düşüklük ve terlemenin tekrar etmesi ya da yetersiz yanıt alınması bu riskler arasında sayılıyor. Ancak uzmanlar, deneyimli ekipler tarafından uygun merkezlerde gerçekleştirilen operasyonlarda komplikasyon oranlarının oldukça düşük olduğunu belirtiyor.
Aile öyküsü araştırılmalı
Tanı aşamasında terlemenin iki taraflı ve simetrik olması, genç yaşta başlaması, uyku sırasında kaybolması, aile öyküsünün bulunması ve günlük yaşamı etkilemesi önemli ipuçları arasında yer alıyor. Ayrıca tiroid hastalıkları, diyabet ve bazı enfeksiyonlar gibi sekonder nedenlerin dışlanması için gerekli tetkiklerin yapılması gerekiyor.
Cerrahi planlanırken üzerinde en çok durulan konulardan biri ise kompansatuvar terleme olarak adlandırılan durum. Operasyon sonrasında bazı hastalarda sırt, karın veya bacak bölgelerinde terleme artışı görülebiliyor. Çoğu zaman hafif ya da orta düzeyde seyreden bu durum, nadiren yaşam kalitesini etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Bu nedenle hastaların ameliyat öncesinde ayrıntılı olarak bilgilendirilmesi gerekiyor.