PazarAslı Öymen: Mutluluktan ağlamayı babamla öğrendim

Aslı Öymen: Mutluluktan ağlamayı babamla öğrendim

03.08.2025 - 02:01 | Son Güncellenme:

Türk basınına ışık tutmuş, yaşamıyla ve yazılarıyla toplumsal hafızamıza kıymetli izler bırakan Altan Öymen’i vefatının ardından kızı Aslı Öymen’den dinledik. Öymen, “Babam bana dünyaya bakışı öğretti. Hep pozitifti, zorlukları bir kez bile dramatize etmedi. Hapisten çıktığında telefonda ilk konuştuğumuz gün mutluluktan ağladığım ilk gündür” diyor.

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Aslı Öymen: Mutluluktan ağlamayı babamla öğrendim

SERAY ŞAHİNLER- Türkiye’nin toplumsal hafızasına karakteri, duruşu ve birikimiyle adını yazdıran çok özel biri isimdi Altan Öymen... Nahifliğiyle, kapsayıcılığıyla, ağabeyliğiyle, yazılarıyla, kitaplarıyla kuşaklara el vermiş, herkese yol gösterici olmuş eşsiz gazeteci, siyasetçi ve aydındı. Kuşağının kendine has münevverlerinden biriydi. 19 Temmuz Cumartesi günü tedavi gördüğü hastanede çoklu organ yetmezliği nedeniyle kaybettik Öymen’i... Yaşam öyküsüyle, yaptıklarıyla ve yazdıklarıyla çok kıymetli bir miras bıraktı topluma. Altan Öymen’in son gününe kadar yanından hiç ayrılmayan kızı Aslı Öymen ile buluştuk. Bu kez   ‘Babam Altan Öymen’i’ dinledik, her ânı sevgiyle yad edilen, onun anısına hoş sada bırakmasını dilediğimiz bir söyleşi yaptık...

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bizler için efsane bir gazeteci, Türkiye için hayatı zorlukla geçmiş dürüst, üretken, tevazu sahibi, mücadeleden vazgeçmeyen bir siyasetçi ve aydın Altan Öymen... Sizin için nasıl bir babaydı?

Gerçekten zorluklarla geçen bir hayattı ama babam hiçbir zaman o zorluklardan bahsetmezdi. Hep çok pozitif bir insandı. Babamdan aldığım şeylerden biri inatçılığımdır. Doğru bildiğini sonuna kadar savunan biriyimdir. Babam da öyleydi. Ondan o kadar çok şey öğrendim ki tek tek saymam mümkün değil. En önemlisi bana dünyaya bakışı öğretti, ama didaktik bir şekilde değil, hep yaşayarak. Her şeye sakin bakardı, heyecanlar, hezeyanlar yaşamazdı. Olaylara büyük bir sükûnetle ve sağlıklı bir bakış açısıyla yaklaşırdı. Sağduyuluydu. Vefatından sonra çalıştığı, görüştüğü insanlar anılarını anlattıkça bazen benden daha mı iyi tanıyorlar acaba babamı diyorum. Bir sahiplenme var çünkü, topluma mal olmuş bir isim.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Hep çok pozitifti dediniz… Yaşadığı zorluklara ve döneme bakınca bunu başarabilmek olağanüstü bir güç gerektiriyor.

Haberin Devamı

Hapse girdiği dönemde yaşadıklarını, partisinin kapatılması dönemini, karşılaştığı zorlukları faydalı bir deneyim gibi anlatırdı babam. 70’li yıllarda iki kez hapse girmişti. Biz o sıralarda annemin görevi nedeniyle Paris’teydik. Babamın hapiste olduğunu günler sonra öğrendik. Mesela bir gün bile bunu dramatize etmedi. Hatta tam tersine, orada neler öğrendiğini anlatırdı. Koğuşta diğer gazeteci arkadaşlarıyla birbirilerine Fransızca, Almanca, satranç öğretmişler. Bunu bile eğlenceli bir deneyime dönüştürmüşler. Hatıralarını zaman zaman kahkahalarla anlatırdı. Babamın hapiste oluşu beni derinden etkilemişti. 13-14 yaşlarındaydım, benim için o yaşta çok büyük bir travmaydı. Hapisten çıktıktan sonra bizi ilk aradığında   telefonu ben açtım, babamın sesini duydum. O gün benim mutluluktan ağladığım ilk gündür. Mutluluktan ağlamak nedir o gün öğrendim.

Haberin Devamı

Ne demişti size?

Haberin Devamı

‘Geliyorum’ dedi ve geldi.

Kız çocuklar için babalar çok özeldir. Siz de bir ömür babanızla hep yoldaştınız. Dertleşir miydiniz? Size nasıl yol gösterirdi?

Haberin Devamı

Çok yakındık babamla... Hep içi içe yaşadık, 32 sene alt üst oturduk. Ben meslekte de onun çömezi gibiydim. Beni mesleğe o teşvik etti. Biz çok demokratik bir ortamda yetiştik. En ufak bir konuda bile ailece karar verildi. Eve bir koltuk alınacaksa rengi bile bize sorulurdu, biz çocuk olarak ciddiye alınırdık. Babam insanların bir birey olduğunu, kendi tercihleri olduğunu içselleştirmişti. Bize hiçbir zaman 'Şunu yap' demedi. Her şeyi örneklerle, sohbetler sırasında öğrendik. Dedem de öyleydi. O da Cumhuriyet’in kurucu kadrolarından, eğitimci olduğu için yaklaşımı öyle olmuş, nesilden nesle böyle devam etmiş. Gazetecilik yaptığı dönemlerde ben küçükken beni de hep yanında götürürdü, seçim günleri gazeteye birlikte giderdik. Ankara’da milletvekilliği döneminde köy ziyaretlerinde de yanına götürürdü beni. “Bayramlaşmalarda herkesin elini sık, herkese eşit yaklaş” derdi. Çünkü onun herkese çok saygısı vardı; çocuklarına ve eşine de öyle...

Annenizi de yakın bir zamanda kaybettiniz? Nasıl bir eşti Altan Bey, annenizle ilişkisi nasıldı?

Haberin Devamı

Onlar çok efsane bir çiftti. Üniversite birinci sınıfta tanışıp bütün hayatları beraber geçmiş bir çiftti... Çok sohbet ederlerdi, çok konuşurlardı. Annem de babam da aktif çalışmadıkları dönemde sabahtan akşama kadar haber kanalı izler, bütün gazeteleri okur, sabahtan akşama kadar bütün meseleleri konuşurlardı. Birlikte çok eğlenir, çok gülerlerdi. Biz de öyle güzel bir ortamda yetiştik. Annemin vefatından sonra babamla çok daha yakınlaştık, bütün programlarını, her adımını, görüşeceği herkesi bilirdim. Ama tabii annemin boşluğunu doldurmama imkân yoktu.

Çok güzel, her ânı kıymetli birlikteliğiniz olmuş. Son ânına kadar da babanızın yanındaydınız. Buna karşın ‘keşke’ dediğiniz bir şey var mı?

Evet var... Bir kere babamı çok apar topar yoğun bakıma götürdüler. İndirirken beni asansöre almadılar. Giderken bilinci yerindeydi, keşke yoğun bakıma girmeden önce yetişebilseydim, keşke onunla bir saatim daha olsaydı. Ona "Merak etme, biz iyi olacağız. Yazılarına, kitaplarına, kütüphanene sahip çıkacağım" demek isterdim. Çünkü hep merak ederdi, kitaplarım, kütüphanem ne olacak diye. Endişe duyduğu şeylerle ilgili onu rahatlatmam gerekiyordu diye düşünüyorum. Bunları söylemek isterdim.

Haberin Devamı

Aslı Öymen: Mutluluktan ağlamayı babamla öğrendim

‘MİLLİYET ONUN İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ’

Uzun yıllar emek verdiği Milliyet’in onun kalbinde çok özel bir yeri olduğunu biliyoruz...

Yüzde yüz öyle. Babam her gün beş gazete okurdu. Milliyet onun için çok önemliydi. Detaylı, her şeyi ince ince okuyan bir okuruydu aynı zamanda... 20 senesini orada geçirdi. Amcamın da yazdığı yerdir orası, dedem de bir Milliyet okuruydu.

Aslı Öymen: Mutluluktan ağlamayı babamla öğrendim

KÜLLİYATI TAMAMLANACAK

Altan Öymen’in en büyük motivasyonlarından biri üretmekti... “Bir Dönem Bir Çocuk” ve anılarını paylaştığı kitapların her yaştan okura dokunduğunu biliyoruz. Üzerinde çalıştığı, hazırlandığı yeni şeyler var mıydı?

Babamın bitmemiş dört tane kitabı var. Neredeyse yayına hazır. Yılları anlattığı serinin altıncı kitabını neredeyse bitirmiş. O kitabı arkadaşlarının da yardımıyla tamamlayacağım. Babam elindeki kitapları da bitirmeyi çok istiyordu, onu çok meşgul etti hep bu yazılar.  “Ameliyattan sonra iki senem daha olsa kitaplarımı bitireceğim” derdi. Ama babam o kadar titizdir ki... Bütün fotoğraf altlarının yazılması gerekir, fotoğraftaki herkesin isimlerinin belirtilmesi gerekir. Yazdıklarını en baştan okuyup mutlaka eksik bulur düzeltir baştan yazardı. Onların hepsi duruyor. İki kitabı daha var, neredeyse bitmiş kitaplar.  Son hâllerini bilmiyorum belki bugün baksak yayımlanacak durumdadır.

Aslı Öymen: Mutluluktan ağlamayı babamla öğrendim

‘SOSYAL MEDYAYA MESAFELİYDİ’

Altan Öymen gazeteciliğe sevdalı bir isimdi ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Yazma pratiği nasıldı? Bilgisayar kullanır mıydı mesela?

Hayır, elle yazıyordu. Çok hızlı daktilo yazdığını söylerdi ama hep elle yazdı. Bir kere gündemi yakından takip ederdi, pazar gününden kafasını kurcalamaya başlar, pazartesi konusuna karar verir, çalışır, salı günü yazısını yazardı. Tüm basın camiası bilir, babam son dakikaya kadar hatta gazete baskıya gideceği ana kadar yazardı. Ben de ona artık çarşamba günü dinlen hiçbir yere gitme derdim.

Bilgisayar hiç kullanmamış... Teknolojiyle arası nasıldı? Onun gibi beşeriyete kıymet veren büyüklerimiz teknolojiye mesafeli davranıyor...

Çok kızgındı. İnsan ilişkilerinin teknoloji nedeniyle azalmasına hayıflanıyordu. Sosyal medya haberleri ve Google arama motoru müdürü bendim. Telefonla konuşmak yerine mesajlaşmayı çok yadırgardı mesela, ben de bu konuda çok çatışırdım babamla. “Baba dünya artık böyle. Bak daha pratik, yazıyorsun karşındaki müsaitse cevap veriyor, arıyor” derdim. Babam teknolojinin daha çok negatif tarafına odaklanıyordu. Akıllı telefon hiç kullanmadı, interneti olmayan tuşlu bir telefon kullanırdı ama birçok pratik gelişmenin de farkındaydı. Özellikle sosyal medyaya çok mesafeliydi. İnsanların ifade gücünü azalttığını söyler ve çok kızardı.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler