PazarBallı süt tadında bir oyun

Ballı süt tadında bir oyun

26.04.2026 - 06:47 | Son Güncellenme:

Oyunculuk anlayışlarıyla sahnede birbirlerine açtıkları alanın keyfini çıkardıklarını söyleyen Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya ile onları ilk kez bir arada izlediğimiz “Ballı Süt” oyununu konuştuk.

Ballı süt tadında bir oyun

SEYHAN AKINCI - Kardeşlik nedir? Belki de yara açma sanatı... Belki tam da bu yüzden sahnelerde birçok kardeşlik hikâyesi izliyoruz. Bunlardan biri de Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya’yı bir araya getiren “Ballı Süt” oyunu. Uçarı kız kardeşle sorumluluklarının farkında ablanın gece yarısı başlayan sohbetinde roller bellidir. Ama hayatın her zaman olduğu gibi başka planları vardır. Ailede yaşanmış büyük bir kaybın izdüşümlerinin iki kız kardeşin ilişkisini dönüştürmesini izlerken aynı zamanda ülkede değişen atmosferi, dünyanın âdeta daha hızlı döndüğünü fark ediyoruz. “Ballı Süt” bir yudum alıp yavaşlamaya çağrı bir anlamda. Zorlu PSM’de bir araya geldiğimiz Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya ile oyunu ve hikâyenin açtığı pencereleri konuştuk.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ballı süt tadında bir oyun

Ballı süt hem oyuna adını veriyor hem de önemli bir metafor. Sizin çocukluğunuzun ballı sütü/metaforu neydi?

Tülin Özen: Ballı süt Nilperi’ye yapılmış, bizde çok çalışan bir şey değildi. Anneannem süte kahve koymak gibi şeyler yapardı.

Nilperi Şahinkaya: Onu benim anneannem de yapardı. Demek ki onların jenerasyonunda böyle bir şey vardı.

Tülin Ö.: Kahve onlar için biraz lüks bir şey o dönem. Türk kahvesi anneannem için keyif anıydı. Şımardığı bir an gibiydi.

Nilperi Ş.: Çok naif, sıkıntısız, bir hafiflik hissi geliyor bana çocukluk denince. Kocaman bir hayat var önünde. Her şey çok güzel olacak, çok eminsin. Kendinden çok eminsin. Her şeyden keyif alıyorsun. Küçük şeyler seni mutlu ediyor. Ballı süt mutlu ediyor. Babam bana her akşam ballı süt yapardı uyuyayım diye. Oradan koparıldık; telefon, sosyal medya vs derken... Eskiden bu kadar varlık içinde değildik var olanla mutlu oluyorduk. Şimdi varlık içinde yokluk çekiyoruz hangi noktada olursak olalım. Çünkü hep daha fazlası var ve hiçbir şey yetmiyor. Hep bir boşluk hissediyorsun. Buraya evrildi dünya.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ballı süt tadında bir oyun

O boşlukla yüzleşir misiniz yoksa kaçınmak sizi bir yandan da yaralıyor mu?

Haberin Devamı

Nilperi Ş.: Yaklaşık dokuz yıldır psikanalize gidiyorum “bu kadar” işime yarıyor. O boşlukla yüzleşmeyi psikanalizde yapabildiğim kadar yapıyorum. Filmlere çok kaçtığımı düşünüyorum. Kendimi eve kapatıp günde 5-6 film izlerim. Farklı dünyalar, farklı karakterlerde kaybolmak çok hoşuma gidiyor. Maalesef online alışverişe çok düşüyorum, “Bunu şu an boşluk hissettiğin için yapıyorsun” derken yakalıyorum kendimi. O boşlukla yüzleşemedim.

Haberin Devamı

Tülin Ö.: Bu bence yüzleşilebilecek bir şey değil. Bu bizimle değil yaşadığımız hayatla ilgili. Biz yine eski jenerasyon olarak bir şeylere tutunuyoruz yeni nesil için daha da muallak. Kendileri öyle diyorlar. Bende bu boşluktan kaçma eğilimi tabii ki var ama durup dibine bakma refleksi de var: “Buradasın, görüyorum, senden nefret ediyorum ve sana karşı öfkeliyim” deme ihtiyacını hissediyorum. Sadece kaçarsam da üzülürüm. Bunu çok net bildiğim için: Dur, arkanı dön, boşluğa bak ve o karanlığı gör.” Çünkü böyle bir dünyada yaşıyoruz. Ona bakmazsam da kendimi eksik hissederim. Kesinlikle bir mutsuzluk, tatminsizlik, fomo hissi, durmadan dünyada bir şeyler oluyor ve sen onu kaçırıyorsun... Herkes bunu yaşıyor bence.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Nilperi Ş.: Sistem “Boşluğa bakarsan ölürsün” gibi ölüm korkusuyla eş değer bir korku salıyor. O yüzden de “Kaç, bak bunu al. Bu alışverişi yap, buraya git, hiç yetmesin sana” diye yönlendiriyor.

“Tek çocuğum ama annem herkesin yerini doldurdu”

Sahnede sıkı bir kardeşlik hikâyesi izliyoruz, gerçek hayatta kardeşiniz var mı?

Tülin Ö.: Erkek kardeşim var.

Nilperi Ş.: Ben tek çocuğum ama annem herkesin yerini doldurdu. Baba da oldu, kardeş de oldu, abi de abla da her şey oldu o yüzden çok uzak da gelmiyor bana kardeşlik duygusu.

Çocukken etrafımızda kardeşleri olan arkadaşlarımız varsa kardeş isteme durumları olur. Sizin hayatınızda böyle bir döneminiz oldu mu?

Nilperi Ş.: O, hayata tek başıma atılınca oldu. Küçükken bir sormuş annem, “Anne babasını da yapın” demişim. O kadar istemiyormuşum. Sonra 22 yaşımdan itibaren annemden de koptum, o Ankara’da kaldı ben İstanbul’a yerleştim. Anne de yok kız kardeşimi ya da ablamı oynayacak o zaman birine hep ihtiyaç duydum hâlâ da ihtiyaç duyuyorum ara ara. Ama arkadaşlarım var çok şükür. Çok sağlam, çok iyi arkadaşlarım var.

Haberin Devamı

Ballı süt tadında bir oyun

Oyundaki abla kardeş ilişkisinde tamir edilemez yerler var bazı noktalarda. Sizce hayatta bu kardeşlik ya da başka bağlar olabilir onarılamaz şeyler var mı?

Tülin Ö.: Bence var. Etrafımda bunu yaşayan insanlar var. Bizim ailede de yaşanan durumlar var. Böyle kapanacak bir yara gibi değil bir eksik olarak bırakıyorsun çünkü o dert bitmiyor.

Nilperi Ş.: Her iki tarafta devamlı birbirinin travmalarını tetikliyor. Ve eğer bir taraf diğerinde çok ciddi bir yara açar, o travmayı çok kötü zedelerse, tetiklerse o ilişki bitiyor ve bir daha da hiç görüşmeyebiliyorlar. Benim de öyle tanıdıklarım var. Dayımla annem de beş yıl hiç konuşmadı. Sonra annem artık hayatını kaybederken yeniden konuştular.

Haberin Devamı

”Ballı Süt”le sahnede ilk kez bir araya geldiniz. Bu süreçte nasıl bir bağ geliştirdiniz? Tülin ve Nilperi birbirleri hakkında neler keşfetti?

Nilperi Ş.: Tülin’e bayılıyordum ama bayıldığımın bin katı üzeri olduğunu fark ettim provalarda. Çok komik biri. En komiğimiz o. Hepimizle dalga geçiyor, çok sarkastik. Ve çalışması çok kolay biri. Tülin Özen deyince tamam çok başarılı ama korkuyorsun belki de otoriterdir, fazla disiplinlidir. Hiç öyle de değil çok anlayışlı. Bir bakışta anlıyor her şeyi. Çok profesyonel, çok iyi bir oyuncu, sahneyi paylaşmak çok keyifli.

Tülin Ö.: Nilperi’nin yaptığı işlerde enerjisini çok özel buluyorum. Kendi enerjisiyle barışık oyuncu bulmak çok zor şu anda. Hep olması gereken doğrular var. Ve o doğruları kim daha iyi oynayacak diye bir sınav var etrafta. Nilperi bunları aşıp, oralara yeni maddeler ekleyen biri. Bunu yapabiliyorsan özel bir oyuncusun. Bunu yapabiliyorsan sen oynayınca bir rolün ne olacağı merak edilir. Oyuncu olarak kendine ait bir ‘yorum’ ya da ‘hayat enerjisi’ ya da ‘bakış açısı’ ortaya koyabiliyor ve bu anlamda ortaya koyduğu şey çok özel. Başkalarıyla bir yarışı yok. Ve bu durum karşıdaki oyuncuya da çok büyük alan açıyor. Çünkü biz burada birbirimizle yarışan şeyler yaşayabilirdik. Böyle geçen oyun provaları vardır. Burada ise o ne kadar kendine ait bir şey yaparsa, ben o kadar değişmek için alan bulabiliyorum. Bunu hayatta da yapıyor bence. O anlamda çok özel biri.

“20’Lİ YAŞLARIM SERSERİLİKLE GEÇTİ”

Oyunda farklı 10 yıllık dilimlerde iki kız kardeşin dönüşümlerini izliyoruz. Peki, zaman sizi nasıl dönüştürdü?

Tülin Ö.: Ben şu an bana bakan kimsenin görmeyeceği kadar serseri ve uçarıydım. Uzaktan akıllı, uslu, çok çalışkan, her şeyi düzgün yapan biri gibi görünüyorum ama 20’li yaşlarım tamamen yalan söyleyip, serserilik yaparak geçti. Sonrasında yaptığım işi sevdiğim ve mutlu olduğum yerden hayatıma kazandırdığım şeyler var. 30’larımda ve 40’larımda değiştim evet. Yaptığım işi sevdiğimden daha çalışkan ya da düzen kurma becerisi olan biri hâline geldim. Mesela “Artık yalan söylemiyorum” dediğim bir an var hayatımda. 20’lerimde adrenalin yalan söylemekti, belli bir yaştan sonra benim için adrenalin yalan söylememek oldu. Şimdi “Nasılsın?” dendiğinde “Hiç iyi değilim” diyebilmek bir adrenalin. “İyiyim, sen nasılsın?” yanıtı herkesin beklentisi çünkü.

Nilperi Ş.: Oynadığım Asiye karakteriyle biraz benzer ilerliyor hikâyem. Ergenlikten itibaren içimde çok fazla coşku vardı. Ve o coşkuyla eş değer bir deneyim yaşayamıyordum. Her şeyden ve herkesten sıkılıyordum. Duyguları fazla yaşama hâli vardı. Bundan dolayı cesurdum ama sınırlarda yaşıyordum. Sınırları aşacak çok şey yapabiliyordum. Bu zararlı hâle de gelebilirdi. Asiye de öyle başlarda. Bunalımda çünkü bir şeyler arıyor ve bulduğu hiçbir şey onu tatmin etmiyor. Fakat zamanla hâlâ da tam olarak oradayım diyemem ama daha iyi bir noktadayım. İçimdeki duygu sellerini dindirmeyi öğreniyorum. Hayatın hayal ettiğin gibi, her şeyi fazla yaşaman gereken bir yer olmadığını idrak etmeye başlıyorum. Biraz kendimi sakinleştirmeye ve daha kontrollü yaşamaya gayret ediyorum.

Tülin Ö.: Peki o coşkun fazla mıymış?

Nilperi Ş.: Fazlaymış demek ki. Yani hiçbir şey tatmin etmiyorsa... Ya çok büyük coşku, çok büyük hayaller sonra birdenbire çok büyük bir iniş, çok büyük bir hayal kırıklığı. Hayatın siyah ya da beyaz değil de aslında gri bir yer olduğunu anlamak gerektiğini fark ettim. Onunla ilgili çalışıyorum hâlâ üzerimde.

“BU OYUN DA BENZER BİR ŞIKIDIMLIK”

Her hikâye ardında bir şey bırakır “Ballı Süt”ün neler bırakacağını düşünüyorsunuz?

Nilperi Ş.: Oyundaki bazı replikler, bazı anlar o kadar insanın kendini özdeşleştirebileceği durumlar ki birtakım cevaplar bile bulabilirler. Ya da kendilerini gördüklerinde yalnız olmadıklarını da hissedebilirler. “Çok tatlı, çok naif bir oyun” hep bunu duyuyorum. “Hem iç burkuyor hem insana iyi geliyor, iyileştiriyor” dediklerini biliyorum.

Tülin Ö.: Bir sürü iş yapıyorum, “Ballı Süt”te o “tanışığız biz aslında” hissi bana çok iyi geldi. “Ballı Süt”teki pencereyi açıp içeri rüzgâr geldiğinde hissettiğimiz gibi tanıdık bir his. Popüler kültür denen bir şey var ve ülkeyi birbirine bağlıyor. Sen birey olarak daha entelektüel şeyleri sevebilirsin ve bu çok güzel bir şey ama bu toprağın bu zamanında yaşayan insanlarla seni bağlayan şey dönemin popüler kültürü. Bu oyun o hissi veriyor bana. Tarkan konseri izlerken de böyle olmadık mı? Tabii ki Tarkan’ın açtığı çok kocaman bir kapı ama bu oyun da ona benzer bir şıkıdımlık.

 

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler