24.08.2025 - 02:00 | Son Güncellenme:
Burçin S. Yalçın
BURÇİN S. YALÇIN- Çoğunluk onu önce medikal drama dizisi “Grey’s Anatomy”nin yıldızı olarak tanıdıysa da Katherine Heigl sonradan romantik komedilerin aranan yüzü hâline gelmişti. Meğer ta 2000’lerin ve 20’li yaşlarının ortalarında dizinin setinde çekim aralarında resimler çizermiş. Bunu bir süre daha devam ettirdikten sonra şöhretin büyümesiyle gelen dikkat dağınıklığı nedeniyle resim yapmaya merakını yitirmiş. Yıllar sonra bir Noel öncesi, yeğenine Avustralyalı sanatçı ve sanat ürünleri tedarikçisi Jane Davenport’tan birçok sevimli resim malzemesi sipariş etmiş ama yeğeni bunlara omuz silkince kendisi kullanmaya başlamış. Ondan sonra da kendi deyişiyle “Resim dünyasına dizlerine kadar batmış.” Setlerde yeniden resim yapmaya başlamış. Pandeminin gelişiyle boş vakit daha da bollaşınca iyiden iyiye tutkusuna sarılmış. Akrilikten yağlı boyaya farklı türler arasında slalom yapsa da Heigl’ın asıl merakı karışık medya. Geçen sene ve bu sene müzisyen kocası Josh Kelley’nin deri ile iç içe geçen eserlerinin de eşlik ettiği ortak iki sergi açtı. Yaşadığı Utah’da Sundance Film Festivali ile eşzamanlı açtıkları sergileri “Mountain Love Song (Dağ Aşk Şarkısı) ve geçen seneki sergileri “Mother Nature” (Tabiat Ana) ile insan-doğa ilişkisine bakan, Heigl’ın deyimiyle ‘oyunbaz’ eserlerini resim tutkunları ile paylaşıyorlar.

Satılan eserlerini hayır için bağışlıyor
Çok iyi bir Bond olan Pierce Brosnan aynı zamanda çok iyi bir ressam. 20’li yaşlarının başlarında St. Martin’s Sanat Okulu’nda okuduktan sonra en büyük hayali resim yapmakmış. Zaten o sıralar Londra’da bir stüdyoda çalışmaya başlamış. Ne var ki, bir tiyatro atölyesine katılması kaderini çok başka çizdi ve büyük bir yıldız olmaya doğru giden yolun kapıları açıldı. Gelgelelim, resmi hiç bırakmadı, setlerde çekim aralarında hep çiziyordu. Hatta 1991’de eşini kaybetmesinin getirdiği depresyonu resim yaparak aştığı söylenir. Son yıllarda resimlerini halka da açma cesaretini buldu. Satılan eserlerini de hayır için bağışlıyor. Örneğin yaptığı Bob Dylan portresi 2018’de 1,4 milyon dolara satıldı ve parası AIDS araştırmalarına gitti. Uzmanlar onun eserlerinde Kandinsky, Matisse ve Picasso’dan izler buluyor. Brosnan resmi hobinin ötesinde kendini ifade etme aracına dönüştürmüş.

Pandemiden ressam çıktı
Pandemide resme sarılanlardan biri de o. Elini korkak alıştırarak başladığı bu hobi çok geçmeden Sharon Stone için bir kendini bulma biçimine dönüşmüş. Soyut çalışmalarla başlayan resim tutkusu onu evinde bir mini stüdyo kurmaya itmiş. Renklerle oynadıkça ve tekniğini geliştirdikçe de cesaret kazanmış ve nihayet 2023’te “Shedding” (Dökülme) adını verdiği ilk sergisini açmış.

Amatörlere destek için yayınevi kurdu
Hollywood’daki oyuncular içinde Viggo Mortensen kadar çokyönlüsü azdır. Brosnan gibi kendini hasbelkader oyunculuk içinde bulmasına karşın resim her zaman Mortensen’in ilk tutkusuydu. Bunun yanında şiir ve fotoğrafçılığı da kitaplar bastıracak, sergiler açtıracak yoğunlukta. Şöhretle birlikte gelen paranın bir kısmıyla bu tutkusuna ve onun gibi arayışta olan amatör sanatçılara yardımcı olmak amacıyla 2002’de Perceval Press isimli yayınevini kurdu.

Galeriler ve müzeler kuyruğa girdi
Resme terapi olarak yaklaşanlardan biri de Anthony Hopkins. “Resim yaparken kendimi özgür hissediyorum,” demişti bir keresinde, “Bir meditasyon ve içimdeki benle bağ kurma biçimi.” Çocukluğunda merakı olsa da Hopkins, resmi esas olarak hayli geç bir yaşta, 2000’li yılların başlarında stresli rollerden bunaldığında bir kaçış aracı olarak keşfetmiş. Her zaman alçakgönüllü yaklaşsa da sanat dünyası onun resim çalışmalarına büyük değer atfetti. Galeriler ve müzeler sergi açmak için kuyruğa girdi. 2022’de kendi ünlü rollerinden ilhamla oluşturduğu NFT koleksiyonu yedi haneli bir sayı karşılığı alıcı buldu.

Karanlık ruh hâli tuvalde renkleniyor
Sıkı sinemaseverler biliyordur, Jim Carrey bir süredir oyunculuktan kopma seviyesine gelmiş vaziyette. Birçok komedyen gibi onun da iç dünyasında depresif bir yan olduğu söylenebilir. O da bu karanlık ruh haliyle resim yaparak başa çıkıyor. Los Angeles’taki stüdyosunda hayli canlı renklere şık gölge ve soyut figürlerin eşlik ettiği kendine özgü bir resim dili inşa etti. Gelgelelim, sanatsal repertuvarı bununla sınırlı değil. Yüzünü şekilden şekle sokmasıyla maruf bir komedi aktörü olarak başta bronz olmak üzere birçok materyali de şekilden şekle sokarak heykeller yapıyor. 2017’de onunla ilgili yapılmış altı dakikalık belgesel “I Needed Color”ı YouTube’da izleyin, sanatıyla ilgili kimi detayları orada bulacaksınız.

Johnny Depp portre çalışıyor
Amber Heard ile yaşadıkları imajını hayli zedelemiş olsa da Johnny Depp hâlâ çok sevilen bir film yıldızı. Resme tutkusu da 2000’li yılların başlarına, Fransa’da yaşadığı döneme uzanıyor. Yine de ilk sergisini açması için yaklaşık 20 sene beklemesi gerekmiş. Depp’in resimleri, dostları olan film, müzik ve edebiyat ikonlarının portrelerinden oluşuyor: Bob Dylan, Marlon Brando, Hunter S. Thompson, Heath Ledger, River Phoenix, Keith Richards, Elizabeth Taylor, Al Pacino… Depp’in fırçasından çıkan bu portreler bir bakıma bu ikonların onun gözünden yansımaları. Bir koleksiyon altında toplanan bu portrelerden bazıları birkaç sene önce âdeta peynir ekmek gibi satıldı. Öyle ki galerinin sitesi birkaç saat içinde çöktü. Depp’in resim tutkusunun bir göstergesi de Heard davası sonrası ilk projesiydi. Geçen sene uzun süredir oturmadığı yönetmenlik koltuğuna kurulup Modigliani’nin hayatındaki üç günü anlatan bir filme soyunmuştu.
Lucy Lıu’dan göçmenliğin resmi
Liseden beri fotoğrafçılığa meraklı olan Lucy Liu, yıllar içinde sinema dışında birçok sanat dalıyla haşır neşir olmuş. 1980’de Queens’de göçmen bir çocukken New York sokaklarında dolanıp fotoğraflar çekiyormuş. Sonra kolaj yapmaya başlamış. İkisi de yetmeyince resim eğitimi alıp başta çocukluk anıları olmak üzere göçmenliğin kendisinde bıraktığı yaralarla yüzleşeceği, çoğunlukla soyut resimler yapmaya soyunmuş. Çince ismi Yu Ling olarak eserlerini imzalıyor. Bu ismi 1993’teki ilk solo sergisi esnasında tercih etmiş. Çocukluğundaki duygularla yüzleşmek üzere çıktığı bu yolculuk boyunca resimleri aracılığıyla herkesi iç dünyasını keşfe davet ediyor.
Karakterlerinin resimlerini çiziyor
İnanılmaz gelebilir ama Sylvester Stallone’un resim mazisi ilk gençlik yıllarına dayanıyor. Henüz şöhret öncesi resimler yapar ve onları Mike Stallone ismiyle imzalarmış. Hatta “Rocky” sonrası şöhreti yakaladıktan sonra Andy Warhol’la kısa ama samimi bir dostluğu da olmuş. Sly senaryo yazmadan önce karakterlerinin resimlerini çizermiş. “Resim yaptığım anlar kendimi yalın gerçekliğe en yakın hissettiğim anlar,” demişti bir keresinde. Erken dönemdeki eserlerinin ilhamını kaslarından almıştı, Herkül ve Spartaküs gibi güçlü figürleri andıran portreler yapmıştı. Belli ki fırçayı da biraz Rambo bıçağı kullanır gibi kullanıyordu! İlerleyen yıllarda yaş ve deneyim aldıkça, kişisel trajedilerden geçtikçe sanatı da boyut değiştirdi, daha soyut bir hâl aldı. Tarzının Julian Schnabel ve Jean-Michel Basquiat’ya çok şey borçlu olduğu söyleniyor.