Pazar'Bir Zamanlar'ın ışıltılı dünyası

'Bir Zamanlar'ın ışıltılı dünyası

05.10.2025 - 06:44 | Son Güncellenme:

Kapısına bavul dolusu parayla gidilen yıldızlardan, Türkiye’de bir dönem kadınları kaşsız dolaştıran Ajda Pekkan fenomenine, Zeki Müren’in tasarımcı kimliğinden Belgin Doruk’un hüzünlü sonuna popüler kültürümüzün ‘60’lar, ‘70’ler ve ‘80’li yıllarına ışık tutan “Bir Zamanlar” adlı çalışma her sayfasında hayranı olduğunuz bir başka ismin hiç bilmediğiniz yönüyle tanıştırıyor.

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

SEYHAN AKINCI - Bugünlerde bir Instagram story’si kadar yakın olduğumuz ünlüler dünyası bir zamanlar insanların gazinoların arka kapılarında imzalı bir fotoğraf için saatlerce bekleyeceği kadar uzaktı. Belki bu yüzden Yeşilçam hâlâ büyüsünü koruyor, nostalji duygusu giderek güçleniyor. Masa Kitap’tan çıkan ve her biri kendi dinamikleriyle bambaşka şeyler anlatan ‘60’lar, ‘70’ler ve ‘80’li yılların yıldız isimlerine ve dönemin yayıncılık anlayışına ışık tutan “Bir Zamanlar” adlı çalışma bu açıdan oldukça dikkat çekici. Deneyimli radyocu, Ossi Müzik’in kurucusu, prodüktör ve yapımcı Hakan Eren’in imza attığı “Bir Zamanlar” okurları Türkiye’nin 30 yıllık periyodunda gezdirirken Zeki Müren’den önce sahneye makyajlı çıkan Adnan Pekak’ı da hatırlatıyor Banu Alkan’dan önce asıl Afrodit oydu dediği Seher Şeniz’i de... Sayfaları çevirdikçe Süperstar Ajda Pekkan’ın Türk kadını sarışın olmaz denilerek Eurovision’a saçını koyu renge boyatarak gittiğini de görüyoruz neredeyse her biri eline mikrofonu alıp şansını sahnede deneyen oyuncuları da... Hakan Eren’le bir araya geldik ve kitabın ortaya çıkma sürecini konuştuk. 

Haberin Devamı

Yılın başı yeni umutlar, yeni başlangıçlardır. Sizin için zorlu bir sürecin başlangıcı olmuş, kitap onun ürünü bir anlamda...

Ocak ayında lenf kanseri teşhisi aldım. İlk duyduğumda gözümden iki damla yaş geldi. Ondan sonra eve geldim. “Ne yapacağım? oldum bir anda. O sırada Okan Bayülgen aradı. “Ben sana her zaman söylüyorum çok çalışıyorsun, çok yoruyorsun kendini. Bak Allah sana dinlenme molası verdirtti,” dedi. Okan’ın o telefonundan sonra 7-8 aylık tedavim boyunca ne ağladım, ne üzüldüm. Bunu yeneceğim modundaydım. Kemoterapi biraz zordu. Aslında kitap hazırlamamla ilgili teklif yeni değildi. Radyoda konuk ettiği sanatçılardan, arkadaşlarıma arşivimin iyi olduğunu bilen herkes kitap yazmam gerektiğini söylüyordu. Yıllarca direndim. Bir de vakit bulma şansım yoktu. Hastalandım ve kaç ay yatacağım belli değildi. Bir akşam otururken film veya diz seyrederek götüremem ben bunu dedim. Daha önceden yazdığım bazı yazıları okudum, üzerinde oynamalar yaptım. Hoşuma da gitti. Ondan sonra karar verdim. Beni en çok zorlayan bölüm Seher Şeniz’in hayatıydı. Bir de o aralar çok hastayım bazen gücüm yetmiyordu. Seher Şeniz bölümünü bitirdiğimde ağladım. Her şeyi biliyordum ama yazarken başka bir şey oluyor. Bir de önsözü yazarken zorlandım. Fikret Şeneş hayatıma dokunan bir kadın. Hâliyle bazı şeyleri kaleme dökmek de çok zor. O yazıyı bitirdim bir saat ağladım. Sibel Alaş’ı burada anmam gerek. Kitabın editörlüğünü üstlendi, ilk zamanlar hastanede yeğenlerim refakat ediyordu sonra Sibel kalmaya başladı. Bir yandan hastanede kemoterapi alıyorum, Sibel bir yandan editörlük yapıyor yapıyor. Sibel Alaş’ın hakkını yiyemem.

Haberin Devamı

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

Koleksiyon merakınız nereden geliyor?

Bunlar öğretilecek şeyler değil, merak meselesi. Çocukluğumdan gelen bir merak var. Ben çocukken İstanbul gazino doluydu. Gazetelerde üç tam sayfa ilanları olurdu. Onlara çok meraklıydım. Hey dergisini, Ses dergisini hatim ederdim. Çok hoşuma gidiyordu onlara bakmak. Lunapark Gazinosu vardı Vatan Caddesi’nde. Biz de tam o yolun karşısındaki apartmanda oturuyorduk.Lunapark Gazinosu’nun duvarlarındaki afişlere bakardım. Nasıl oldu hatırlamıyorum babam bizi Çakıl Gazinosu’na götürmüştü. 9-10 yaşlarındayım. Gazinonun ön tarafı yemekli masalar, arkada tahta sandalyeler olurdu. Ancak oraya girebildik. Orada ilk defa Zeki Müren’i gördüm. O yaşlarda hayal ettiğin şeyi gördüğün zaman böyle kalıyorsun. Okulu bitirip mühendis olduktan sonra çalışmaya başladım. Çocukluğumdaki eski plakları, dergileri neden korumadım diye düşünmeye başladım ve toplamaya başladım. Naim Dilmener’le tanıştım. Merakım daha da arttı. Oradan büyümeye başladı her şey.

Haberin Devamı

Zeki Müren kitabın önemli figürlerinden. Onunla ilgili en çok şaşırtan ya da bu yüzden farklıydı dedirten şey ne?

Zeki Müren çocukluğumdaki en meşhur sanatçıydı. İster istemez dikkat çekiyordu. Duruşu, tavrı, TV’ye çıktığı zamanki Türkçesi... Yorumculuğu tartışılmaz Zeki Müren’in. Böyle bir insana hayran olmamak elde değildi. Bir de Zeki Müren bana göre Türkiye’ye hoşgörüyü getirmiş biridir. Zeki Müren’in o elbiseleriyle ve makyajıyla TV’ye çıkmasından kimse rahatsız olmazdı mesela. Kitaptaki son cümlem önemli. Eskiden daha cesurmuşuz. Kitabın mottosu benim anlatmak istediğim bu. O yüzden Zeki Müren daha farklı bir konumdaydı gözümüzde. Ulaşılmaz bir şeydi. Herkes şarkı söyleyebilir ama herkes sahne sanatçısı olamaz. Sahnede durmak başka bir şey. Zeki Müren’de hepsi vardı. Sahneye çıkıp star gibi durmak başka bir şeydir. Sahne görselliktir. Türkiye’deki ilk süperstar Erol Büyükburç’tur. İkinci süperstar Zeki Müren’dir. Ondan sonra Ajda Pekkan’dır. Ve yıllar sonra çıkan Tarkan’dır. Bana göre diğerleri stardır ama süperstar değildir. Şu ankiler arasında o seviyeye erişebilecek hiç kimseyi görmüyorum.

Haberin Devamı

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

Starlık kavramıyla ilgili algımız da dönüştü mü zaman içerisinde? Sosyal medyayla daha erişilebilir olmaları mesela...

Biraz aslında o bozdu. Kitabın bir bölümünde sözünü ettiğim imzalı resim isteme vardı. Giremediğimiz gazinoların arka kapısında bekleyip bir tane imzalı resim alırız, o ünlüyü kapıdan çıkarken göreceğiz diye beklediğimi biliyorum. Starlık ulaşılmaz bir şeydi. ‘60’ları, ‘70’leri, ‘80’leri yaşayan insanlar müzik kültürü açısından çok iyiyiz. Niye biliyor musunuz? TRT bize pazar günleri Hikmet Şimşek klasik müzik seyrettirirdi. Ajda Pekkan’ı beklerken Bedia Akartürk’ten, İzzet Altınmeşe’den türkü dinlerdik, türkü öğreniyorduk. Onların hepsini dinlerdik ve en azından bilgimiz vardı. 

Haberin Devamı

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

Zeki Müren podyumda 

Kitapta dikkat çeken birçok bölüm var. İmzalı resimlerden ünlülerin süslediği yeni yıl takvimlerine... Bunlardan biri de Zeki Müren defilesi bölümü. “Yıl 1966. Mekân, o yılların en popüler eğlence yeri Kervansaray. Modacı Peyman Songar’ın düzenlediği defilede teşhir edilecek otuz parça elbisesinin adlarını birer birer Zeki Müren koymuş. Elbiselerin isimleri, tahmin edersiniz ki Müren’in şarkıları, şiirleri gibi güzel ve dikkat çekici. ‘Tanıştığımız Akşam’, ‘Günâhkar Yeşiller’, ‘Van Gogh Girdi Rüyama’, ‘Azıcık Vefa’ ve ‘Gene Beklettin’ Zeki Müren’in elbiselere koyduğu isimlerden bazıları. Gecenin en büyük olayı ise, Zeki Müren’in manken olarak sahneye çıkıp ‘Sürpriz’, ‘Erguvanların Aşkı’, ‘Şeker Prens’, ‘Beklediğim Gün’, ‘Gün Işırken’ ve ‘Gladyatör’ isimli, renkli, parlak pullarla işli elbiseleri sunması. Zeki Müren elbiseleri sergiledikçe salon alkıştan yıkılıyor; orada bulunan tüm kadınlar aslında elbiseleri değil, Zeki Müren’i alkışlıyor. Defilenin en büyük sürprizi; bordo renk bir smokin giyen Zeki Müren’in, modacı Peyman Songar’ın kızıyla podyumda evlenmesi. Zeki Müren ‘Beklediğim Gün’ adını verdiği bu smokini kendi düğünü için hazırlattığını söylemiş ama o ‘Beklediği Gün’ hiç gelmemiş.” Sahneye ilk çıktığı yıllarda kıyafetlerini terzi Yalçın Say’a diktiren, Sanat Güneşi’nin ‘çılgın kostümler’ dönemine girdiğinde kıyafetlerini bizzat tasarlamaya başladığını da kitaptan öğreniyoruz. 

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

“Ajda Pekkan yüzünden Türkiye kaşsız kadınlarla doluydu” 

Kitaptaki ağırlık biraz Ajda Pekkan’dan yana... Pekkan’ı bugün zirvede kılan etmenler neler?

Evet, kitapta Ajda Pekkan ağırlığı fazla. Hayatıma dokunmuş olan Fikret Şeneş’le çalışması nedeniyle bir sürü şeyimiz oldu. Bir de söylediğim gibi gelmiş geçmiş en büyük star yani süper star. Bakın ben daha 7 yaşındayken kulağıma ilk gelen Ajda Pekkan ve Kamran Akkor’un plaklarıydı. 62 yaşına geldim. Hâlâ Ajda Pekkan dinliyoruz. Türkiye’de bunu yapabilecek biri varsa buyursun gelsin. Ajda Pekkan’la ilgili bir bölümde ikonunun ne olduğunu anlatıyorum. Ajda Pekkan’ın Türk kadınlarına nasıl etki ettiğini. Mesela ‘77’de “Süperstar” albümü çıktığında Türkiye kaşsız kadınlarla doluydu. Ajda Pekkan kaşlarını aldırmıştı. Bütün kadınlar kaşlarını aldırdı. “Ajda Pekkan saçı yap bana,” derlerdi mesela. Starın etkisi budur. Şimdikilerinde böyle bir şey yok. 

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

“Gazino patronları onların peşindeydi”

Belgin Doruk’un hikâyesini okuyoruz kitabınızda. Günümüzün ünlü isimleri kendilerini var etme sürecinde bu hikâyeden bir şeyler öğrenilebilir mi?

Genç sanatçılara hep şunu tavsiye ederim: “Duayenlerinizin biyografilerini ve hayat hikâyelerini okuyun. Çünkü onlar sizin şu andaki imkânlarınızın onda biri yokken star olmuşlar.” Belgin Doruk sahneye çıkma tekliflerini ısrarla reddediyor. Sahneye çıkmayı kabul ettiğinde bunalımda ve paraya ihtiyacı var. Yaşadığı zorluğun trajedisini anlatmaya çalıştım. O tarihlerde sinemada kim meşhur olursa gazinocular onun peşine düşerdi. Bunun iki nedeni vardı; birincisi starlara ulaşmak o kadar zordu ki Anadolu’daki bir insanın Belgin Doruk’u, Filiz Akın’ı veya bir başka starı görme şansı yoktu. Gazinoya çıkarsa oralara koşturuyorlar. Zaten onların şarkı söyleyip söylememesi önemli değildi. Sahnede renktiler. Belgin Doruk’un popüler zamanında peşine düşüyorlar. Aynı şekilde, Ayhan Işık’ın da ve yıllarca onları sahne çıkarmak için uğraşıyorlar. Gazino patronları para dolu valizle giderlermiş onları sahneye çıkmaları konusunda ikna etmek için. Öyle uğraşırlarmış. Yıllarca uğraştılar, Türkiye Şoray’ı çıkartamadılar mesela. Olay mı olurdu? Çok büyük olay olurdu. ‘80’lerde sinemayı yıkan Müjde Ar’ın sahneye çıkması olaydı. Belgin Doruk’un kullandığı zayıflama hapları nedeniyle sağlık sorunları vardı. Belgin Doruk hastanede kıvranırken hemşirenin ondan imzalı resim istemesi çok trajik bir şeydir. Bir starın o duruma gelmesi gerçekten çok acı. Çünkü çok ışıltılı bir hayat yaşıyorlar. Seher Şeniz’in ölümünün nedenlerinden biri de budur. İnsanların çoğu Seher Şeniz ismini bilmez. Türkiye’nin ilk Afrodit gibi kadını Banu Alkan değil, Seher Şeniz’dir. Acayip bir güzelliği vardı ve değişik bir kadındı. O zamanki erotik filmlerde de oynamıştır ama seçmiştir. Dansöz olarak da gazinoya çıktı çünkü sahnede seksi ve güzel kadınlara ihtiyaç vardı. 

Bir Zamanların ışıltılı dünyası

Sezen Aksu’dan “Sızı” romanı

Sezen Aksu’nun kaleminden hayatını roman olarak okumak da yine kitabın okurlarına en büyük sürprizlerinden. Minik Serçe, 1980’de Ses dergisine “Sızı” adını verdiği beş bölümlük romanda İzmir’den zirveye uzanan yolu anlatıyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler