Pazar“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda''

“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda''

30.08.2026 - 02:01 | Son Güncellenme:

Geçtiğimiz hafta Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in bir estetik cerrahın kendisine ulaşarak “Burnundaki küçük lekeyi düzeltme” teklifinde bulunduğunu açıklaması güzellik dayatmasının geldiği noktayı göstermesi açısından çarpıcıydı. Peki, bir başbakanı dahi kıskacına alan bu güzellik baskısı bize ne söylüyor?  

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda

SEYHAN AKINCI - Güzel görünme arzusu kelimenin tam anlamıyla tarih kadar eski... Öyle ki kaynaklar ilk estetik operasyonun M.Ö. 600’lü yıllarda Hindistan’da cerrahinin kurucusu olarak tanımlanan Sushtra tarafından gerçekleştirildiğini söylüyor. Bugün artık masaldaki gibi bizden güzel birinin olup olmadığını söyleyen sadece aynalar değil! Güzellik filtreler çağında tam manasıyla bir zorunluluk hâline dönüşmüş durumda. Öyle ki Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bir estetik cerrahın kendisine ulaşarak “Burnundaki küçük lekeyi düzeltme” teklifinde bulunduğunu açıkladı. Üstelik bu, 48 yaşındaki başbakanın maruz kaldığı ilk “düzeltme” önerisi de değildi... Yıllardır görünüşüyle ilgili çok sayıda mesaj aldığını belirten Frederiksen, çirkin dişlere ve ince telli saçlara sahip olduğu yönündeki eleştirilerin yanı sıra burnundaki ben ve botoks yaptırması gerektiği yönünde tavsiyeler aldığını belirtti. Peki, bir başbakanı dahi kıskacına alan bu güzellik baskısı bize ne söylüyor? Psikiyatrist Arzu Erkan, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin ve Beykent Üni. Öğretim Üyesi Antropolog Prof. Dr. Ebru Güzel’e sorduk.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in bir estetik cerrahın burnundaki bir noktayı “düzeltmeyi” önerdiğini açıklaması ve yıllardır dişleri, saçları, burnu ve botox konusunda benzer yorumlar aldığını söylemesi gündem oldu. Bir kadın liderin açıkça estetik uzmanı tarafından “müdahale” önerisine maruz kalmasını nasıl yorumlarsınız? 

Kadın liderlerin yetkinlikleri, politikaları veya vizyonlarından ziyade sürekli olarak dış görünüşleri üzerinden değerlendirilmesi, ataerkil bakış açısının ve nesneleştirme mekanizmasının açık bir göstergesidir. Bir plastik cerrahın, ülkenin başbakanına tıbbi bir zorunluluk üstelik de kişisel bir talep yokken “düzeltme” tavsiyesinde bulunabilmesi, kadın bedeninin kamusal alanda herkesin müdahalesine ve fikrine açık bir nesne gibi algılandığını gösteriyor. Eril siyaset dünyasında erkek liderlerin yaşlanması, kilo alması veya saçlarının dökülmesi sıklıkla bir “tecrübe ve olgunluk” belirtisi olarak okunurken; kadın liderlerde aynı süreçler “bakımsızlık” veya “kusur” olarak etiketlenmekte. Frederiksen’in maruz kaldığı bu durum, bir kadının sosyokültürel ya da ekonomik statüsü ne kadar yüksek olursa olsun, görünüşü üzerinden denetlenmeye çalışıldığının somut bir kanıtı. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

“Bu itiraz milyonlarca kadın için bir tür kolektif rahatlama”

Haberin Devamı

Bu kadar açık ve üst düzey bir ismin isyan etmesi, fiziksel olarak benzer eleştirilere maruz kalanlar için olumlu bir örnek oluşturabilir mi?

Haberin Devamı

Kesinlikle olumlu ve güçlendirici bir duruş olduğunu düşünüyorum. Toplumda, özellikle popüler kültür ve sosyal medyanın yarattığı kusursuzluk illüzyonlarıyla birlikte bireyler, sürekli bir beden hoşnutsuzluğu ve yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda. Başbakan düzeyindeki bir kadının bu durumu açıkça dile getirip sınır çizmesi; “Bedenim ve yüzüm olduğu hâliyle tamdır, sizin estetik standartlarınıza uymak zorunda değilim” mesajı taşır. Bu itiraz, benzer baskılara maruz kalan milyonlarca kadın için bir tür kolektif rahatlama, özdeşim kurma ve kendini ifade alanı yaratır. Kamusal figürlerin bu tür manipülatif standartlara ve haddini bilmez müdahalelere teslim olmayı reddetmesi, bireysel öz-kabulü besleyen önemli bir örnek. Toplumsal normları ve tutumları değiştirmek için güçlü bir rol model davranışı.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda

Bir kişinin sürekli olarak görünüşüyle ilgili yorumlara maruz kalması, zaman içinde kişinin kendisini algılayışını ve özgüvenini nasıl etkileyebilir?

Bir kişinin görünüşü hakkında sürekli yorum duyması, aynalanma gereksinimi ve beden imajı algısı üzerinden ciddi olumsuzluklara neden olabilir. Başta çocuklar ve gençler olmak üzere hayati önemde sonuçları olabilir. Akran zorbalığına maruz bırakılma, sosyal izolasyon, yeme bozuklukları, artmış ölüm oranları, özkıyım, madde ya da ilaç kötüye kullanım ya da bağımlılıklar bunlardan birkaçı. Birey zamanla kendini bedeninde hissederek değil de (nasıl hissettiği, ne kadar sağlıklı olduğunu tartamaz hâle gelerek) kendini dışarıdan acımasız bir gözlemci gibi değerlendirmeye başlar. “Nasıl görünüyorum, kusurlarım neler?” sorusu zihnini ele geçirir. Sürekli eleştiri, kişinin kendi bedenine yabancılaşmasına ve beden memnuniyetsizliğinin süreğenleşmesine yol açar. Bu durum zamanla performans kaygısı, sosyal kaygı ve özdeğer kaybına dönüşür. Birey, değerini yetenekleriyle, üretimleri ya da varoluşuyla değil, toplumsal kabul gören bir estetik kalıba uyup uymamasıyla ölçmeye başlar.

Haberin Devamı

“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda

“’Lider gibi görünmek’ sosyo-kültürel bir inşadır”

Bir lideri yüzüne bakarak “lider gibi” bulmamız ne kadar biyolojik ne kadar kültürel ve ne kadar öğrenilmiş bir davranış? 

Bu durum biyolojik eğilimler ile sosyo-kültürel öğrenmelerin bir bileşimi denebilir. Evrimsel psikolojiye göre insan zihni; tehlikelerden korunmak ve gücü tespit etmek amacıyla yüz simetrisine, güçlü çene hattına veya belirgin yüz hatlarına odaklanma eğilimindedir. Bunlar bilinçdışında genetik sağlık ve güç sinyalleri olarak algılanabilir. Ancak “lider gibi görünmek” büyük oranda sosyo-kültürel bir inşadır. Yüzyıllardır medyanın, sinemanın ve siyasi tarihin bize öğrettiği bir lider şablonu var: Maskülen, yaşlanmayan, karizmatik ve kusursuz bir yüz. Bu kalıplar, neyin güvenilir veya yetkin olduğuna dair algımızı şartlandırır. Bugün bu estetik kalıpları sorgulamak; liderliği dış görünüşün ötesinde liyakat, empati ve kriz yönetimi üzerinden değerlendirmek toplumsal olgunlaşmanın anahtarıdır.

Haberin Devamı

“Kronik bir duygusal yük”

Kamuya mâl olmuş kişiler açısından bu durum farklı mı? Sürekli fotoğraflanmak, televizyonda görünmek ve milyonlarca insan tarafından değerlendirilmek psikolojik bir yük oluşturabilir mi?

Kamuya mâl olmuş kişilerde bu durum çok daha ağır ve karmaşık bir yük yaratabilir. Sürekli tetikte olma hâli; yüksek çözünürlüklü kameralar, paparazziler, her an çekilen fotoğraflar ve sosyal medyadaki acımasız yorumlar, kişinin sürekli “izleniyorum ve yargılanıyorum” algısıyla yaşamasına neden olur. Kişinin gerçek benliği ile kamuoyuna sunduğu imajı arasındaki mesafe açıldıkça bunu kapatmak için estetik-kozmetik uğraşlar, sağlığı tehdit eder nitelikte diyet ve egzersiz programları ve bitmek bilmeyen estetik operasyonlar gündeme gelebilir. Bu durum derin bir yalnızlık ve yabancılaşma duygusunu beraberinde getirir. Milyonlarca insanın projekte ettiği beklentiler, eleştiriler ve beğenilerle baş etmek, ego gücünü önemli ölçüde yıpratan kronik bir duygusal yük. Günümüzde pek çok ekran yüzünün ciddi ruhsal ya da bedensel zorlanmalar yaşandığına tanık oluyoruz. Belli görünümler uğruna kemiklerini aldıran, defalarca kez ameliyat olmalarına neden olacak ölçüsüz dolgu işlemlerinden zarar gören pek çok örnek var. Zayıflatan iğnelerin icadı ve kontrolsüz kullanımıyla, eski ürkütücü Hollywood zayıflıklarından da daha sağlıksız bir kaşektik beden yeniden moda olmuş durumda. Bunun gelecek nesiller için de ciddi bedelleri olacağı çok açık.

“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda

Prof. Dr. Ebru Güzel: “Artık gerçeklik yok dev bir ekran var”

Kadınlar üzerindeki güzellik dayatması dijital platformlarla tam zamanlı bir tahakküme dönüşmüş durumda. Biz sosyal bilimciler hiper gerçeklikler çağında yaşadığımızı yazdık çizdik. Yani artık gerçeklik yok, dev bir ekran var. İçinde bulunduğumuz ekonomik sistemler uzun süredir yetişkinleştirilmiş, cinselleştirilmiş, nesneştirilmiş ve pornografileştirilmiş bedenler yarattı. Kız çocukları bile güzellik zorbalığına maruz kalırken bir başbakanın bundan nasibini alması şaşırtıcı bir haber değil. Ataerkil kapitalist sistemde en çok kadınların sömürüldüğü biliyoruz. Yani sistem bu şekilde işliyor o yüzden bugün Danimarka başbakanı estetik şiddete maruz kalır yarın bir başkası. Bunu burada tartışıyor olmamızın hiçbir önemi yok. Biz şu an tamamen imajlar ve algılar üzerinden dünyayı deneyimliyoruz. Kendimiz ve dahi duygularımız dış odaklı. Dürtüsellik hat safhada. Kültürel ve ruhsal gelişim izleme sayısına bağlı olan podcast yayınlarda, YouTube videolarında aranıyor. Aynı tatil mekânlarında bulunuyor, aynı dizileri izliyor, aynı müzikalleri alkışlıyoruz. Bize sunulanın dışına çıkamıyoruz. Hâl böyleyken güzelliğin örüntüsel ve değerler sistemi olduğunu nasıl kavrayacağız? Bir kadının güzelliğini belirleyen şey yaşama her koşulda evet demesidir. Anaakıma kapılmış giden insanların tersine kürek çekmeye başlamamız gerekiyor.

“Bireyler yetersizlik hissiyle kuşatılmış durumda

Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin: 

“Kadın siyasetçi bedenini de yönetmek zorunda bırakılıyor”

Seçmeni bütünüyle rasyonel ya da irrasyonel bir aktör olarak tanımlamak yerine, siyasal tercihlerin hem bilinçli değerlendirmelerden hem de hızlı, sezgisel yargılardan beslendiğini kabul etmek gerekir. Araştırmalar, adayların yüzlerinden saniyeler içinde çıkarılan ‘yetkinlik’ izleniminin seçim sonuçlarıyla ilişkili olabildiğini gösteriyor. Bu, seçmenin yalnızca görünüşe göre oy verdiği anlamına gelmez; ancak aday hakkında bilgi sınırlı olduğunda görünüş bir tür zihinsel kestirme işlevi görebilir. Araştırmalar kadın ve erkek siyasetçilerin aynı görsel kodlarla değerlendirilmediğini; kadınlarla ‘sıcaklık’, erkeklerle ise ‘güç’ gibi özelliklerin daha kolay ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla görünüşe ilişkin yargılar toplumsal cinsiyetten bağımsız değil. Kadın siyasetçi böylece yalnızca siyasal performansını değil, bedenini de yönetmek zorunda bırakılıyor. Mette Frederiksen örneği bu nedenle yalnızca bir estetik tartışması olarak görülmemeli. Bir kadın başbakanın dişlerinin, saçlarının, burnunun ya da botox yaptırıp yaptırmamasının sürekli yorumlanması, bedeninin de kamusal değerlendirmeye tabi tutulduğunu gösteriyor. Üstelik kadın siyasetçi güçlü ama ‘fazla sert’ olmayan, bakımlı ama görünüşüne ‘fazla yatırım yapmayan’ bir dengeyi kurmaya zorlanabiliyor. Görsel ve sezgisel yargılar kaçınılmaz olabilir. Demokratik açıdan asıl sorun ilk izlenimlerimizin olması değil, bunların adayların politikaları ve performansları hakkındaki bilginin önüne geçmesidir.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler