Geri Dön

“Bizde ama demek yok birbirimizi olduğumuz gibi sevdik”

Tolga Savacı uzun bir aradan sonra yeniden televizyonda. Üstelik hoş bir tesadüf eseri sevgilisi Nermin Bezmen’in kitabından uyarlanan “Kurt Seyit ve Şura” dizisiyle. Savacı, Bezmen’le ilişkilerini öyle güzel anlatıyor ki maşallah dedirtiyor

“Bizde ama demek yok birbirimizi olduğumuz  gibi sevdik”

Zamanının efsane isimlerinden, posterleriyle genç kızların odasının duvarlarını süsleyen, Türk sinemasının parlayan yıldızıydı Tolga Savacı. Art arda filmler çekti, yurt dışında modellik yaptı. Sonra popülerliği azaldı belki ama yeteneğinden de yakışıklılığından da bir şey kaybetmedi. Bundan yaklaşık beş sene önce yine o popüler dönemlerinden birini geçirdi. Bu kez yaşadığı ilişkiyle gündemdeydi. Ünlü yazar Nermin Bezmen’le yaşadığı aşk. Ve bu aşk magazin basınının bayıldığı, şu erkeğin kadından yaşça küçük olduğu ilişkilerdendi. Haklarında çok yazıldı çizildi. Bütün bunlar onları hiç etkilemedi, konuşulanlar yanlarından bir nehir gibi akıp gitti. Şimdi “maşallah” dedirten bir ilişkileri var.
Çift Savacı’nın Nermin Bezmen’in kitabından uyarlanan “Kurt Seyit ve Şura İstanbul” dizisinin kadrosuna dahil olmasıyla yıllar sonra yine ikili olarak gündemde. Savacı ile İstanbul’un bazı bölgelerinde adeta OHAL ilan edildiği 1 Mayıs günü Bebek’te buluştuk. 1 Mayıs’ın hiç uğramadığı Bebek Parkı’nda konuştuk.

Nasıl dahil oldunuz “Kurt Seyit ve Şura”nın kadrosuna?

Senaristimiz Ece Yörenç ve yönetmenimiz Hilal Saral bir toplantı için eve gelmişlerdi. Beni görünce “Aa sizin gözünüz açık renkli miydi?” diye şaşırdılar. Son zamanlarda çekilen diziler sinema metrajında ama 4-5 günde çekilmek zorunda olduğu için tek ışıkta yapılıyor, bu yüzden benim göz rengim de son bir-iki işimde belli olmamıştı, ondan hatırlayamadılar herhalde. Onlar da Yahya rolünün altından kalkabilecek, belli bir olgunlukta, açık renkli gözleri olan bir oyuncu arıyorlarmış, sanırım ilk orada akıllarına düştüm.

“Tatlı bir sürpriz oldu”

Bir Nermin Bezmen hikayesi olması kabul etmenizde etkili olmuştur diye tahmin ediyorum...

Nermin Bezmen hikayesi olması benim için ayrı bir gurur kaynağı ama prodüksiyon şirketinin, o ekibin, Hilal ve Ece Hanım’ın daha evvel yapmış olduğu işler çok ciddi bir etken kabul etmemde. Bu eserin ana fikrinin Nermin’in dedesinin hikayesi
olması da ayrı bir keyif.

Uzun bir zamandır ekranda yoktunuz...

Evet. Uzun zaman iş yapmayınca daha zor akla geliyorsunuz, sizin beklediğiniz gibi projeler gelmemeye başlıyor. Böyle bir dönemde çok tatlı bir sürpriz oldu. Olay beş dakikayla oldu aslında. Ben beş dakika erken çıksaydım evden, olmayacaktı belki.

Sizin kısmetinizmiş demek ki. Nermin Hanım ne düşünüyor bu durumla ilgili?

Kendine ait bir eserde benim yer almamdan o da çok mutlu tabii.

Dizi başladığı günden beri birtakım eleştiriler aldı...

Ben sinemaya başladığım günden beri bir şey anladım; eğer siz bir iş yaparken çok eleştiriye ve saldırıya maruz kalıyorsanız doğru yoldasınızdır. Kolay bir proje değil tabii. Rusya’da olanlar, balolar, opera, saraylar yabancı geldi biraz insanlara ama bu, hikayenin başı; onu işlemeden hikayeyi anlatamazdık.

“İşe yürüyerek gitmek zorunda kaldığım oldu”

Bir ara ticaretle uğraşmışsınız. Neden böyle bir şeyi tercih ettiniz?

Mecbur kaldım. Ben sinemaya çok hızlı girdim. Üst üste çok proje geldi. Sonra 18 ay askerlik sürecim oldu. Oradayken düşündüm, biraz daha seçici davranayım dedim. Dönünce proje seçmeye kalktım ve bütün herkes bana sırtını döndü, işsiz kaldım. Bu arada biz yaklaşık
20 model bir muhasebeci tarafından çarpıldık. Elimdeki birikimim de gitti. Sıkıntı içinde kaldım, çok canım yandı. Yaklaşık iki sene sonra tekrar teklifler geldi. Birçok işe yürüyerek gitmek zorunda kaldım. Tekrar para kazanmaya başlayınca benim ek bir işim olmalı diye düşündüm. Bu adamların keyfiyle bu işi yaparsam yandım. Zaten boş oturabilen bir adam da değilim. O yüzden de iş kurdum. Sonra da Güney’e gittim, otel işletmeciliği yaptım.

Mesleğe başladığınız yıllarla bugünü kıyaslayacak olsanız...

Benim sinemaya başladığım dönemdeki şartlar senede bir-iki proje yapıp bir senenizi geçirmenize izin vermiyordu. Düşünün, o zamanlar kostümlerimizi bile kendimiz satın alıyorduk. Senede asgari dört tane film çevirmemiz gerekiyordu o seneyi sıkıntısız geçirmek için, bolluk içinde değil yani yanlış anlamayın. Ki ben
iyi kazananlardan biriydim. Şimdi biraz daha emeğinizin karşılığını alıyorsunuz.

Herkesin hafızasında deri ceket, dar pantolonla Hollywood yıldızları ile kıyaslanan bir idol olduğunuz haliniz vardır. Özlüyor musunuz
o günleri?


Özlemiyorum. Çünkü çok güzel yaşadım, dolu dolu. Özlemem için bir açlığımın olması gerekiyor. Sadece burada değil, iki sene İtalya’da modellik yaptım. Orada da beni Anthony Delon’la karşılaştırırlardı. Ben günümü yaşamayı çok seviyorum. O günün hasretiyle bugünü kaçırmam. Ve ben güzel yaşadım, maceraperest bir yapım var, yapmak istediğim her şeyi bedellerini kabul ederek yaptım. Dolayısıya geriye dönüp de “ya keşke” dediğim bir şey yok. Onu dememek için de elimden gelen her şeyi yaptım.

“Nermin’le mutfağa girer, yemek yaparız”

Yemek yapmayı çok sever, çok da güzel yaparmışsınız öyle mi?

Ticaretle uğraştığım dönemde çok stresli bir işim vardı. En büyük terapi mutfağa girip yemek pişirmekti. Yemek yemeyi de yapmayı da çok seviyorum. Oteldeyken yemekleri yaptıktan sonra mutfaktan insanların tepkilerine bakardım. Tabakta yemek bırakan olursa üzülürdüm. İtalyan, Türk, biraz da İran-Pers mutfağı sentezi. Hâlâ yaparım evde yemek. Nermin de
çok güzel yemek pişirir.

Birlikte mutfağa girersiniz yani?

Evet. Nermin tezgahın öteki tarafına geçer, sohbet ederiz. Ben o sırada yemek yaparım. Ya da tam tersi.

En güzel hangisini yaparsınız?

Makarna mesela... Çok basit gibi gelir ama soslarıyla düşününce basit değil. Etleri de çok iyi yaparım. Daha erkek yemekleri yaparım tabiri caizse. Nermin de sebze yemeklerini iyi yapar.

Başka neler yaparsınız birlikte?

Sohbet ederiz çok. Fikirlerimizi, beklentilerimizi, umutlarımızı, umutsuzluklarımızı paylaşırız. Oğlum geliyor hafta sonları, o ayrı bir keyif. Nermin’in torunu üst katta. Aralarında üç yaş var ama Nermin’in torunu kız olduğu için daha girişken. Atilla gelir gelmez aşağı iniyor, birlikte oynuyorlar.

Nermin Hanım ilişkinizden ve sizden çok güzel bahsediyor hep röportajlarında. Nasıldır ilişkiniz?

Bana çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir eş. Neredeyse beşinci senemiz, hâlâ aralıksız üç saat sohbet edebiliyoruz. Bazen insanlar “iyi kadın ama / iyi adam ama şu tarafları öyle olmasa” diyor. Hayır, onu öyle yapan zaten o tarafları. Onları tıraşlarsan o olmaktan çıkar. Sonra da hayal kırıklıkları... Bizde o “ama” kısmı yok. O beni olduğum gibi sevdi, ben onu olduğu gibi.

“Nermin’e yazdıklarımı okutuyorum, beni motive ediyor”

Sinema filmi projeniz var mı? Özlemişsinizdir sinemayı da diye düşünüyorum...

Şu an yok. Özlüyorum tabii ki ama arz talep meselesi. Sadece benim istememle olmuyor. Aslında prodüktörlük yapabileceğime inansam üstünde çalıştığım bir senaryom var.

Aa yazıyorsunuz öyle mi?

Yazmaya çalşıyorum! Çok yetenekli değilim yazma konusunda. Duygularımı güzel anlatırım, canlandırabildiğime de inanıyorum ama yazmak çok ayrı bir yetenek.

Nermin Hanım’a gösteriyor musunuz yazdıklarınızı? O ne düşünüyor?

Gösteriyorum. O devamlı motive etmeye çalışıyor, “Bozma moralini, yazdıkça gelişir” diyor. Bakıyorum mesela, onun yazdıklarını okuyorum. Ben ne yapsam
bu şekilde bir açılım yapamam. Umberto Eco’nun 70 sayfada anlattığı o bahçesini ben yarım sayfada anlatırdım herhalde.

İlçeye inen dağ keçilerini görüntüledi, sözleri gülümsettiERZİNCAN'ın Kemaliye ilçesinde, koronavirüs nedeniyle vatandaşların evlerinde kalmasının ardından dağ keçileri ilçe yakınlarına kadar indi. Rehber ve fotoğrafçı Şevket Gültekin ilçeye inen dağ keçilerini görüntüledi. Gültekin'in dağ keçilerine seslenmesi gülümsetti.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber