PazarCaner Cindoruk: Bizi dönüştüren şey sanat oldu

Caner Cindoruk: Bizi dönüştüren şey sanat oldu

03.05.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:

Rol aldığı “Kurtuluş” filmi Berlin Film Festivali’nden Gümüş Ayı ile dönen Caner Cindoruk, Moda Sahnesi’nin yeni oyunu “blueScat” ile sahnede. Cindoruk, “Hayata daha çok sınıfsal bir yerden bakıyorum. Ailemin, büyüdüğüm mahallenin ve şehrin etkisiyle daha öfkeli bir toplumun içinden gelsek de bizi dönüştüren şey sanat oldu” diyor

Caner Cindoruk: Bizi dönüştüren şey sanat oldu

SEYHAN AKINCI - 13-14 yaşlarında işporta tezgâhında kurduğu hayalleri gerçeğe dönüştürmüş biri o. İspanya’dan Brezilya’ya oynadığı diziler reyting rekorları kırıyor. Son olarak beyazperdede “Kurtuluş” filminde izlediğimiz Caner Cindoruk bu defa Ezgi Çelik’le sahneyi paylaştığı “blueScat” oyunuyla seyircilerin karşısında. Yaz için planı ise şimdiden belli. Yazar babasının editörlüğünde ikinci kitabını yazmak. Moda Sahnesi’nde bir araya geldiğimiz başarılı oyuncuyla Adana’dan dünya sahnesine uzanan hikâyesini ve gelecek planlarını konuştuk. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Caner Cindoruk: Bizi dönüştüren şey sanat oldu

2018’de “Arıza” ile sahne deneyimi yaşamıştınız. Yıllar sonra bu defa oyunun orijinal adıyla yeniden sahnedesiniz. Neden tekrardan bu metne dönme ihtiyacı duydunuz?

Oyunu 2018’de sahneye koymuştuk. İlgi görmesine rağmen ne yazık ki çok az oynayabildik. Aradan geçen sekiz yılda metne yeniden döndüğümüzde bazı noktaları daha iyi anladığımızı fark ettik. Yeni çeviriyle metni yeniden deşifre ettik ve Koffi Kwahulé’yi daha net tanıma fırsatı bulduk. Zamanla oyuna dair bakışımız değişti, yeni yaklaşımlar geliştirdik. Bu kez yeni bir partnerle sahneye çıkıyorum. Tüm bunlar birleşince, farklı bir oyun ortaya çıkıyormuş hissi oluştu. Metne geri dönmemizin temel nedeni, oyunun az sahnelenmiş olması ve artık daha güçlü bir çeviriye sahip olmamızdı. Benim için de bu deneyim bir ilkti; aynı oyunu yeniden çalışmak. Sanki aynı şarkıyı bu kez başka bir yorumla söylemek gibi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Erkek şiddetinin yaygın olduğu bir toplumda metin çok şey ifade edecek...

Haberin Devamı

Oyuna yeniden dönme nedenlerimizden biri de buydu. Tam da böyle bir dönemi yaşıyoruz; pek çok şeyin normalleştirildiği bir zaman. Asıl olarak, bu potansiyelin her erkekte bulunabileceğine işaret ediyoruz. Çünkü bu kodlar kuşaktan kuşağa aktarılıyor ve duygusal ya da travmatik anlarda bu kodların kolayca ortaya çıkabileceğini söylüyor yazar. Erkek şiddetinin yalnızca bizim ülkemizde değil, dünyada da giderek kontrol edilmesi zor bir noktaya gelmesi, bu metni yeniden sahneleme isteğimizi güçlendirdi.

Haberin Devamı

Üç erkek kardeşsiniz. Erkek egemen bir evde büyümek nasıl şekillendirdi sizi ve kardeşlerinizi?

Haberin Devamı

Dört erkek ve bir kadınız; hepimiz sanatla uğraşan, hayatı sorgulayan, daha problemli diyebileceğim karakterleriz. Babam öykü yazarı. Hayatla çok mücadele etmiş, hâlâ eden; yaklaşık 30 yıldır yazdıklarıyla sistemi sorgulayan, işçi sınıfını anlatan ve olaylara sınıfsal bakan biri. Benim bakışım da bu yönde şekillendi. Hayata artık daha çok sınıfsal bir yerden bakıyorum. Ailemin, büyüdüğüm mahallenin ve şehrin etkisiyle daha öfkeli bir toplumun içinden gelsek de bizi dönüştüren şey sanat oldu. Babamın ortaokul yıllarında verdiği kitaplar hayatımızda belirleyici oldu. O yaşlarda Dostoyevski, Steinbeck, Yaşar Kemal, Orhan Kemal okumak bize başka bir bakış açısı kazandırdı. Bu metinler sayesinde hem egemen aklı hem de erkek aklını daha iyi anlama fırsatı bulduk. Bizi dönüştüren en temel unsur da sanatın farklı alanları oldu. Edebiyat, oyuncu olmamda da önemli bir rol oynadı. Bu süreçte Adnan Yücel gibi bir şairin, Turan Altuntaş gibi bir öykücünün rehberliği oldu. Muzaffer İzgü’nün fikirlerini anlamaya çalıştık. Tüm bu etkiler ve amcamın oyuncu olması beni bu yola yönlendirdi. Zamanla oyunculuk, yazmaktan daha baskın hâle geldi. Sadece erkeklik değil, genel olarak egemen sistemin diline karşı kendimi bu yolla ifade edebildiğimi ve mücadele edebildiğimi fark ettim.

Haberin Devamı

Caner Cindoruk: Bizi dönüştüren şey sanat oldu

Babanızın bir yazar olduğunu idrak ettiğiniz ve onun ilk metnini okuduğunuzda neler düşündünüz anımsıyor musunuz?

Anımsıyorum; babamın ilk öykülerinde daha şiirsel bir dil vardı. İlk kitabı “Bir Uçumluk Kanat Lütfen”deki metinler, hikâye ile şiir arasında bir yerde duruyordu ve beni çok etkilemişti. O yaşlarda ben de o dili taklit etmeye başlamıştım. Aslında birlikte büyüdük diyebilirim; çünkü yazdıklarını bana da okuturdu ve çok etkilenirdim. Ben de o dönem şiir yazıyordum ama zamanla hikâyeye yöneldim. Çocukken, babamın neden kimsenin yüzüne bakmadığı insanların hikâyelerini anlattığını tam kavrayamıyordum. Zamanla bunun ne kadar değerli olduğunu, aslında o hikâyeleri herkesin anlatamayacağını anlamaya başladım.

Haberin Devamı

Edebiyatla ilgilenen birisiniz. Bir kitabınız var. Yeni şeyler yazıyor musunuz?

İkinci kitap dosyam bir süredir zihnimde. Aslında dizi biter bitmez iki-üç ay kendimi kapatıp, babamın editörlüğünde çalışmayı planlıyordum. İlk kitabımın editörlüğünü de o yapmıştı; aramızda doğal bir usta-çırak ilişkisi var. İlk hikâyemi yazdığım dönemde “Kurtuluş” filmi çıktı. Yazmaya ara verdim. Tam yeniden odaklanacaktım, bu kez Berlin’de alınan ödül nedeniyle oraya gittik. Ardından oyun süreci başladı. Şimdi planım, yaz boyunca ikinci kitap dosyamı tamamlamak. Çünkü hikâyeler artık kendini yazdırmak istiyor. Bu kez daha iddialı, kurmaca tarafı daha güçlü hikâyeler yazıyorum. Bu süreç beni gerçekten heyecanlandırıyor.

Haberin Devamı

Bir de işportacılık hikâyeniz var. Caner’in düşünce dünyasını, kendisini bulduğu yer belki o işporta tezgâhı. Çocukken çalışmak, o tezgâhın başında çalışmayan çocukları görmek içinizde kırılma mı yarattı yoksa sizi büyüttü mü?

Hayal kurmaya teşvik etti. Okuldan çıkıp tezgâha gidiyordum. Bazen babam yanımda olurdu, bazen de yazı dosyasıyla başka bir yere geçer, yazmaya devam ederdi; ben tezgâhla ilgilenirdim. 13-15 yaşlarında bir çocuk olarak saatlerce müşteri bekler gibi görünseniz de aslında o zaman diliminde zihniniz başka bir yere gider. Ben de o yaşlarda hayal kurmaya başladım.

Kendimi bir filmin içinde düşünürdüm; bazen bir süper kahraman olurdum, bazen bir arabaya binip başka bir dünyaya geçerdim, oradan uzaya uzanan hikâyeler kurardım. Hayal dünyam, kendi kendime kurduğum bu hikâyelerle gelişti. Babam yanımda hikâye yazarken, ben de kendi hikâyemin içinde dolaşırdım. Müşteri geldiğinde ona terlik satar, sonra yeniden başka bir hikâyenin içine girerdim. Futbol oynarken dünyanın en iyi oyuncusu olmayı, Real Madrid’e seçilen en genç futbolcu olmayı hayal ederdim. Sanırım hayal kurmak, sanatla uğraşan bir insan için ilk adım. Önemli olan iyi hayal kurmak değil; hayal kurmaya devam etmek.

Film gibi derler ya yaşamınız tam da buna karşılık geliyor.

Evet, babamla ilgili “işportacı yazar” temalı bir film projem var. Ancak ondan önce hayata geçirmek istediğim başka bir proje bulunuyor. Onu tamamladıktan sonra bu hikâyeyi yazmaya başlayacağım. Adana’dan İstanbul’a uzanan bir başarı hikâyesi olacak; hem edebiyat dünyasını hem de tiyatro camiasını kendi bakış açımdan ele alan bir anlatı kurmayı düşünüyorum. Babamın hikâyesinden önce ise yine Adana’da geçen, kuşçuların olduğu bir mahalleyi anlatan bir proje yazmıştım. Onu film olarak kurgulamıştım ama şimdi dijital bir işe dönüştü. Şu sıralar onun üzerinde çalışıyorum.

“Estetik yaptırdığımı düşünüyorlar”

Sözlüğe baktım uzun bir aradan sonra hakkınızda neler konuşmuşlar diye. Gülüşünüzle alakalı sayfalarca yazılmış. Sonra bir anda yaş ve görünüş konuşulmaya başlanmış. İyi görünmek artık erkekler için de baskı unsuru mu?

Şöhret dünyası dediğimiz şey aslında sadece bizim sektöre özgü değil; herkesin farklı ölçülerde yaşadığı bir durum. Benim için çok belirleyici değil. Sözlükleri de hiç takip etmiyorum. “Hanımın Çiftliği” döneminde buna bilinçli olarak karar verdim ve bir daha bakmadım. Çünkü en iyi performans sergilediğin işte bile, seni kişisel olarak sevmeyen ve bunu yazıya döken insanlar oluyor. Bu da gereksiz bir enerji kaybına dönüşebiliyor. Görüntü konusu ise benim için yeni bir mesele değil; ünlü olmadan önce de kendime özen gösterirdim, hâlâ da öyleyim. Ama bu durum benim için belirleyici değil. Mesela bu yılın başında sakal boyasından dolayı yüzümde alerjik bir reaksiyon oldu, ciddi şekilde şişti. Buna rağmen bir internet sitesinde estetik yaptırdığıma dair içerikler üretildi. Hatta şu an en çok izlenen videom o ve birçok kişi estetik yaptırdığımı düşünüyor. Oysa ortada böyle bir şey yoktu, sadece geçici bir durumdu. Kaldı ki yarın bir gün böyle bir tercih yapsam da bu kimseyi ilgilendirmez. 

“Çocukken Brezilya dizileri izlerdim şimdi onlar bizi izliyor” 

Son dönemlerde TV dizileri birçok farklı ülkede popüler olurken diğer taraftan reyting almayan her iş hikâyesi oturmadan yayından kalkıyor. Oyuncu olarak sizi nasıl etkiliyor bu hız?

Ben çocukken Brezilya dizileri izlerdim, bugün ise Brezilyalılar bizi izliyor. Orada en popüler oyunculardan biri olmak benim için büyük bir gurur. Bu hız ve üretim gücü aslında Türkiye’nin kültüründen geliyor. Yeşilçam döneminde de filmler çok kısa sürede çekiliyordu ve bu tempo hep dikkat çekiyordu. Bugün dizi sektörü, o geleneğin bir devamı. ‘90’lardan sonra üretim ağırlığı dizilere kaydı. Pratikliğimiz sayesinde kısa sürede uzun bölümler yazılıp çekiliyor, kurgulanıyor ve başarılı olanlar yurt dışına satılıyor. Ancak günümüz ekonomik koşulları, reklam gelirlerinin düşmesi ve TV’nin güç kaybetmesi sektörü etkilemeye başladı. Bu noktada desteklerin artması önemli. Böylesine güçlü bir pazar yakalanmışken bunu daha da geliştirmek gerekiyor. 

“Tribün benim için bir okul”

Adana Demirspor başta olmak üzere şehirde futbol kültürü çok köklü. Futbol oynamışsınız, oradan uzaklaşıp sanata kaymış olmanız ilginç geliyor.

Adana Demirspor’dan uzaklaşmış değilim. Çünkü benim için bir futbol takımından çok daha fazlası. Babam ve Adnan amcam futboldan pek hoşlanmazdı ama “Bir tek Adana Demirspor’u tutabilirsin” derlerdi. Nedenini sorduğumda, “Çünkü Türkiye’de işçilerin kurduğu tek takım” cevabını alırdım. Büyüdükçe bunun ne anlama geldiğini daha iyi kavradım. Tribün benim için bir okul; insanları dönüştürebilen, ortak bir bilinç yaratan bir alan. Bu bir tür miras gibi, biz de bizden öncekilerden devraldığımız bu anlayışı sürdürmeye çalışıyoruz. Son dönemde zor bir süreçten geçiyoruz. Alt liglere düşme ihtimali var ama bu bizim için belirleyici değil. Çünkü artık taraftarlar kulübün sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Birlik olup önce bu yükü hafifletmek, sonra da Demirspor’un o karakterini yeniden inşa etmek gerekiyor. Endüstriyel futbolun etkisiyle kulübün ruhunun zedelendiğini düşünüyorum. Bu yüzden bir dönem tribünden uzak kaldım. Çünkü benim için mesele sadece futbol değil, o kültürün bir parçası olmak.

Caner Cindoruk: Bizi dönüştüren şey sanat oldu

“blueScat” bugün saat 16.00 ve 19.00’da yarın saat 20.30’da Moda Sahnesi’nde izleyicilerle buluşacak.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler