10.05.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - Çölyak hastalığı, dünya genelinde yaklaşık her 100 kişiden birinde görülebilen ve genetik yatkınlıkla ilişkili bir otoimmün hastalık olarak tanımlanırken, ince bağırsakta glutenin yol açtığı emilim bozukluğu nedeniyle özellikle sindirim sistemi şikayetlerinin yanı sıra farklı sistemik etkilerle de kendini gösterebiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayça Gökçen Değirmenci Saltürk, hastalığın erken dönemde fark edilmesinin komplikasyonların önlenmesi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekerek bilgiler verdi.
Çölyak hastalığı, bağışıklık sisteminin gluten adlı proteine karşı anormal yanıt vermesi sonucu ince bağırsakta hasar oluşmasıyla seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Buğday, arpa, çavdar ve bazı durumlarda yulaf gibi tahıllarda bulunan gluten, duyarlı bireylerde bağırsak yüzeyindeki emilim sağlayan villus yapılarının bozulmasına yol açarak besin emilimini olumsuz etkilemektedir. Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde daha sık görülmekle birlikte, bağışıklık sisteminin gluten proteinine verdiği yanıt sonucunda ince bağırsakta yapısal bozulmaya yol açan bir hastalıktır. Bu süreç yalnızca karın ağrısı ve ishal gibi sindirim sistemi bulgularıyla sınırlı kalmayıp, zaman içerisinde besin eksiklikleri, kilo değişiklikleri ve sistemik etkilerle de kendini gösterebilir.

Belirtiler ve klinik bulgular
Çölyak hastalığında klinik tablo kişiden kişiye farklılık gösterebilmekle birlikte, en sık görülen belirtiler arasında karın ağrısı, şişkinlik, kronik ishal, kabızlık, kilo kaybı veya kilo alımında zorluk yer almaktadır. Bazı bireylerde ise sindirim sistemi dışı bulgular ön planda olabilmektedir. Özellikle demir eksikliği anemisi, kemik yoğunluğunda azalma, yorgunluk ve cilt döküntüleri gibi bulgular hastalığın erken dönem ipuçları arasında değerlendirilmektedir. Bu nedenle yalnızca gastrointestinal şikayetlerin değil, sistemik belirtilerin de dikkatle ele alınması gerekmektedir.
Psikolojik ve sistemik etkiler
Son yıllarda yapılan araştırmalar, Çölyak hastalığının yalnızca fiziksel değil, psikolojik etkilerle de ilişkili olabileceğini göstermektedir. Tanı gecikmesi olan bireylerde depresif duygu durum, anksiyete ve yaşam kalitesinde düşüş gibi durumların daha sık görülebildiği bildirilmektedir. Çölyak hastalığının kronik bir süreç olması nedeniyle bireylerin yaşam tarzı üzerinde önemli değişiklikler gerektirdiği ve bu durumun psikososyal etkiler oluşturabileceği ifade edilmektedir.
Çölyak hastalığı genetik geçişli bir yatkınlık göstermektedir. Birinci derece yakınlarında çölyak hastalığı bulunan bireylerde hastalığın görülme riskinin yaklaşık yüzde 10 oranında arttığı bilinmektedir. Bu nedenle aile öyküsü, tanı sürecinde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Hastalığın toplumda farkındalığının artmasıyla birlikte tanı oranlarında da yükselme gözlemlenmektedir. Ancak semptomların sinsi ilerlemesi, birçok vakada tanının gecikmesine neden olabilmektedir.
Tanı ve güncel araştırmalar
Çölyak hastalığının tanısında serolojik testler ve gerektiğinde ince bağırsak biyopsisi kullanılmaktadır. Erken tanı, bağırsak hasarının ilerlemesini önlemede belirleyici rol oynamaktadır. Güncel bilimsel çalışmalar, gluten intoleransına yönelik farklı tedavi yaklaşımlarını gündeme getirmektedir. Enzim destekli tedaviler, bağışıklık yanıtını düzenleyici ajanlar ve aşı çalışmaları bu alandaki araştırmalar arasında yer almaktadır. Ancak güncel klinik uygulamada temel yaklaşım, glutensiz diyetin sürdürülmesidir. Çölyak hastalığı, doğru tanı ve yaşam boyu sürdürülen beslenme düzeni ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Erken dönemde fark edilmesi, hem bağırsak sağlığının korunması hem de sistemik komplikasyonların önlenmesi açısından önem taşımaktadır.
Glutensiz beslenme yaklaşımı
Çölyak hastalığının temel yönetim yaklaşımı, gluten içeren tüm gıdaların diyetten tamamen çıkarılmasıdır. Bu beslenme düzeni, bağırsak mukozasının iyileşmesine ve semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır. Glutensiz ürün seçeneklerinin son yıllarda artması, beslenme sürecini daha erişilebilir hâle getirse de bu ürünlerin besin içeriği açısından dengeli planlanması önem taşımaktadır. Bu nedenle hastaların beslenme sürecinin uzman kontrolünde yürütülmesi önerilmektedir.