18.01.2026 - 01:50 | Son Güncellenme:
Sanem Arman - Aradan yüzlerce hatta binlerce yıl geçse de bazı şeyler hiç değişmiyor. İnsanoğlunun var olduğundan beri üzerinde taşıdığı takılar gibi... Kendinden üstün bir güce inanma ihtiyacıyla doğan simgeler; güç sembolü tılsımlar, savaşlardan korunmak için takılan yüzükler, maskeler... Bir bakıyorsunuz müze vitrininin arkasından geçmişi fısıldıyor; geçmiş uygarlıklardan hiç bilmediğimiz bir dünyanın kapılarını aralıyor. Hepsinin bir diyeceği var hem düne hem de bugüne dair. Her ne kadar bugün yapay zekâ çağında bambaşka şeyler konuşsak da günün sonunda kolumuzdaki bilezik, parmağımızdaki yüzük, kulağımızdaki küpe ile kendi dünyamızı anlatıyoruz tıpkı binlerce yıl önce olduğu gibi.
Tasarımcı Zeynep Erol’un yeni sergisini keşfetmek üzere Teşvikiye Atiye sokaktaki atölyesindeyiz. 2002 yılında Topkapı Sarayı’nda açtığı “Kafes İçinde Yolculuk” sergisi, Aya İrini Kilisesi’ndeki “Yaşam Çiçeği” ile birlikte bugüne kadar 30’un üzerinde sergisi var. Tophane-i Amire’deki “Aşk ve Takı Bedende Buluştu” ile Borusan Müzik Evi’ndeki “Ruhun Katmanları” sergilerini mekân ve performansla birleştirmiş.

Süsü eşyası olmanın ötesinde
Her sergisini yaşadığı o dönemin bir yaşam pasajı olarak kodluyor: “Takının, bedenin enerjisiyle birleştiği, onu tamamladığı doğrudur, süs eşyası olmanın ötesine geçerek insanın kimliğiyle, inancıyla bütünleşen bir elementtir. Benim de kendi takı yolculuğumda bu elementi yaşamın her ‘an’ını tespit etme şahitliğini yapma isteğim bu sebepledir. Takıyı, insanın hem içsel hem de dışsal yolculuğunda ona eşlik eden sessiz ama güçlü bir tanık olarak görüyorum. Ben mücevher üzerinden hayat hikâyeleri yazıyorum. Takı bedenle buluştuğunda kişi için anlam ifade etmeli, ona yüksek enerji vermeli, gülümsetmeli, kendini hikâyelerimin içinde kaybetmeli. Üç boyutlu takı üretimlerime duygu boyutunu da katıyorum. Böylece tasarım ve sanat birleşiyor. Dolayısıyla mücevher olmaktan çıkıp takılabilir heykelciklere dönüşüyor.”
Bale geçmişinin izleri takılarda
Koleksiyonda ilk anda gözümüze çarpan âdeta dans eden takılar... Hareket, özgürlük demek. Tasarımları da özgürce dans eder gibi hareket etsin istemiş. Erol’un 14 yıllık bale geçmişi yerinde sabit durmayan sallantılı, üç boyutlu, hareketli parçalarda hissediliyor. “14 yıl bale yaptım, mobbing yüzünden çok ani bir kararla baleyi bıraktım. Bu süreç bana nasıl bir insan olmamamı öğretirken takılarımı dans ettirerek kendimi şifalandırmamı sağladı diyebilirim. Alman edebiyatı öğretmenim beni sanatın en derin hâli ile buluştururken önüme büyük bir vizyon açtı ve beni kendi konfor alanımdan dışarı çıkardı. Bu süreç de takı ve heykellerime özgürlük kattı. Dans eden takılar üretmeyi her zaman çok sevmişimdir. Buna bale geçmişimden kalan bir alıntı diyebiliriz. Aynı zamanda ‘an’ın dinamizmini de taşıyor olmaları ve hafiflik hissi vermeleri beni de eğlendiriyor ve mutlu ediyor.”
Derinlik ve hafiflik dengesi
14 yıllık bale geçmişi, Alman Dili ve Edebiyatı eğitimi, öğretmenlik yılları derken zamanı geriye sarıp kendi öğrencilik günlerime gidiyor ve Teşvikiye’deki okulumun taş zeminli koridorlarında yürürken zarafeti, duruşuyla herkesle arasına mesafe koyan o öğretmeni ve heykelsi takılarını anımsıyorum. Erol’un hikâyesinde yeni bir sayfa Kapalıçarşı’da işin mutfağında açılıyor. O günleri “Kapalıçarşı kendi içinde son derece renkli bir dinamiğe sahip. Atölyelerde ders alarak Kapalıçarşı’da sadekarlık mesleğini öğrendim. Bu serüvenim için çok şanslıydım” diye hatırlıyor.
Son sergisinin adı “Yaşama Sevinci”. “Her şeyin alt üst olduğu bu dünya düzeninin içinde yaşama sevincimizi kaybetmeden- evet zaman zaman bunun için çok gayret sarf ettiğimiz- fakat buna rağmen hayat neşemizle kalabilmek adına bu sergiyi açtım” diyor. Başroldeki aynalar takıyı kişisel bir yüzleşme alanına dönüştürüyor. Erol için ayna ruhumuzun yansıması olduğu kadar aynı zamanda bir illüzyon. “Bu sergimin başrol malzemesi aynalar ve elmaslar, gerçek ve rüya, derinlik ve hafiflik. Bu malzemeleri heykelimsi insan formları ile işledim, 18 karataltın ve 950 gümüş malzemelerle de bütünleştirdim” diyor. Bir gümüş detaylı bronz heykelin de bulunduğu her biri tek adet üretilmiş 80’i aşkın takıdan oluşan koleksiyon insanın çelişkilerine ayna tutarken kendinize bir dönüp bakıyorsunuz.