Geri Dön

"Futboldan uzakken bakımı boşverdim, kendimi saldım"

Neşe Erberk Ajans ile anlaşma imzalayan, artık mankenlik de yapacak olan futbolcu İlhan Mansız: O günlerin ardından Japonya'ya transfer oldu, ciddi bir sakatlık geçirdi, Almanya'da iyileşti, ardından yeni sezona Ankaragücü ile başladı. Bu süre içinde bir de kızı oldu. Aime şimdi 2 yaşında.Ankaragücü'nün ardından hangi takımla sözleşme imzalayacağı merak edilirken, Mansız imzayı bambaşka bir yere attı: Neşe Erberk Ajans. Artık onu fotomodel ve manken olarak da görecektik. Geçen pazar günü ise Ankaragücü formasıyla İnönü Stadı'nda, Beşiktaş karşısındaydı. Eski takımının taraftarları onu hâlâ çok sevdiğini gösterdi. İlhan Mansız bir gol attı. Bu gole sevinmedi ya da sevincini belli etmedi. Bütün bunları konuşmak için Ankara'nın meşhur Arjantin Caddesi'nde buluştuk Mansız'la. Kahve kuyruğundaki hali kadar sessizdi başlangıçta. Starbucks müşterilerinin uğultusu, "küçük harflerle" konuşan futbolcuyu duymayı iyice zorlaştırıyordu. Ama Mansız soruları dikkatle dinliyor, cevapları da derli toplu cümlelerle veriyordu. Kendisi hakkında yazılan "utangaç, sessiz" laflarını doğrular bir hali vardı röportaj boyunca. Bu biraz da kafe sakinlerinin bizi kendi halimize bırakmasından dolayı idi sanırım çünkü fotoğraf çekimi için dışarı çıktığımızda Mansız rahatladı. "İlhan, biz de bir fotoğraf çekelim" diye cep telefonunu nişan alır gibi tutanların sayısı arttıkça Mansız'ın yüzü güldü, sesi gürleşti. Sokakta bir müddet imza dağıtıp fotoğraf çektirdi. Onu çok sevdiği halde utancından yanına gelemeyen küçük kızlar da vardı, kaldırım kenarında arabasının lastiğini değiştirirken "Vay İlhan abi" deyip yanına yaklaşan delikanlılar da...Bir süre sonra "Yeter artık bu kadar fotoğraf çektiğiniz" diye sabırsızlandı. Foto muhabirimiz Bünyamin Aygün "Fotoğraf çektirmekten sıkılan manken olur mu hiç?" diye usulca söylendi. Ben ise o sırada göğsündeki kartal dövmesini çekmek için Mansız'ı ikna etme yollarını arıyordum.İstemedi. Beşiktaş maçının üzerinden henüz birkaç gün geçmişti. "Beni Beşiktaş'a alın" mesajı vermek istemediğini söyledi (Gerçi perşembe günü Milliyet'te çıkan habere göre Sergen Yalçın aracılığıyla bu mesajı yöneticilere göndermişti). Dövmenin, süveterinin yakasından görünen kanat kısmıyla idare edecektik şimdilik.Böyle manken olur mu hiç? İlhan Mansız beş-altı metre ötede, kahvesini almak için kuyrukta sessiz sakin bekliyor. Tahmin ediyorum, bundan üç yıl önce bu bekleyiş bu kadar rahat olmazdı. 30 yaşındaki futbolcunun ortalığı kasıp kavurduğu günlerin üzerinden bu kadar vakit geçti. İstanbul'da oynadığım dönemde de, profesyonel anlamda olmasa da bazı tanıtımlara çıkıyordum, çekimlere katılıyordum. "Madem bunu yapıyorum, neden bunu profesyonel olarak devam ettirmeyeyim?" dedik. Neden bir manken ajansıyla çalışmanız gerekti? Menajerim ile konuştuk. Ajans da olumlu baktı. Onlara da ilginç geldi. Oturduk, anlaştık. Kim dedi? Evet. Benim bir geçmişim var, ajansın bir geçmişi var. Birbirimizden faydalanacağız. Nasıl bir çalışma sistemi olacak? Neşe Erberk Ajans size iş mi getirecek? Ben profesyonel futbolcuyum. İzim günlerime denk getirip maçları ve antrenmanları etkilemeyecek şekilde çekimlere katılacağım. Bu sizin futbolculuk hayatınızı nasıl etkileyecek? "Az ama öz iş olmasını istiyoruz" Hayır, ajansı bu konuda bir geçmişi, bilgisi olduğu için tercih ettim. Yoksa az ama öz işler olsun istiyoruz. Bir ajansın organizasyonuna ihtiyaç duyacak kadar çok sayıda mankenlik teklifi geliyor mu size? Sizin ve menajerinizin kontrol edemeyeceği kadar... Hayır. Böyle denilmesi de çok garip çünkü futbolcu olarak da gayet başarılıydım. Herhalde öyle demek istemediler. Belki de mankenlikte daha başarılı olacağımı düşünmüşlerdir (gülüyor). Ben de artık her iki işi birden yürütebileceğimi göstermek istiyorum. Futbolculuğunuzun en parlak dönemlerinde bile sizin için "Bu adamdan futbolcu olmaz, olsa olsa manken olur" diyenler vardı. Bu girişiminiz onların elini kuvvetlendirmedi mi? Ağırlık futbolda olduğu için, futbol. Bu zaten benim çocukluktan beri hobim ve hayalimdeki mesleğim. Ama mankenliğin, oyunculuğun ya da reklam çekimlerinin de zevkli yanları var. Bunlardan hangisi daha zevkli? O anki role bürünebilmek. Ayrıca detaylar için bile tekrar tekrar çekilmesi... Ne mesela? Tabii. Ama o da yıllardır futbol oynayanlara zor gelmez mesela. Ben ise ilk çekimlerde zorlandım. Oysa futbolda, hele sizinki gibi gole yakın mevkilerde her şey bir anda olup biter. Doğru hareketi yapmışsınızdır veya yapmamışsınızdır. "Mankenlik para için değil" Tabii ki futbol. Mankenliği de para için yapmıyorum zaten, bu bir hobi. Bunun dışında, önceleri zevk için yaptığım şeyi şimdi profesyonel alana taşımak için... Hangisi daha fazla para getirecek? Lazım olduğu kadar bakım yapıyorum tabii. Yüz kremi, el kremi, saç jölesi zaten günlük hayatımızda ihtiyaç duyduğumuz şeyler. Ama artık çok çok önem verdiğim söylenemez. Özellikle futboldan uzak kaldığım günlerde tek hedefim sahalara dönmekti ve tüm konsantrasyonumu sağlık merkezine ve rehabilitasyona verdim. Biraz o dönemde kendimi saldım diyebilirim. Sizin kıyafetleriniz, saçınız, bakım ürünleriniz çok konuşulurdu. Türkiye'nin ilk metroseksüel erkeklerinden biri ilan edilmiştiniz. Hâlâ o dönemdeki gibi kendinize bakıyor musunuz? Depresyon demeyeyim ama sürekli tedavi ile ilgilendiğim, evden de dışarı fazla çıkmadığım için sürekli o ruh halindeydim. Eşofmanla geziyordum; daha salaş bir tarzım vardı. Depresyon nedeniyle mi? Şu an kıyafetime önem vermiş gibi görünüyor muyum sizce? Yani futbola dönüş aynı zamanda bakımlı günlere, havalı kıyafetlere dönüş anlamına mı geldi? O dönemlerde de o kadar çok önem vermiyordum. Bir futbolcu ilk kez o biçimde giyindiği için çarpıcı geldi. O günlerde de illa şu marka olsun diye bir derdim yoktu. Bakıyordum; bana uyanı, yakıştığını düşündüğüm şeyleri giyiyordum. Biraz uçlarınız törpülenmiş, o kadar. Ayakkabılarınız falan mesela, o günleri hatırlatıyor. Bilmiyorum ama beraber çalışmak istediklerine göre bir şeyler görmüşlerdir. Neşe Erberk Ajans'takiler sizde ne görmüşler? Yok, herhalde bakışlarımda özel bir şey yok. Ama bir potansiyel görmüşler herhalde. Bir şey söylemediler mi, "Senin bakışların, duruşun, boyun posun iyi" gibi mesela? "1,5 yıl Türkiye'ye uğramadım ama bana hâlâ büyük ilgi gösteriyorlar" O günlerdeki konumum geçmişte kaldı, aktüel değil artık. Yeri geldiğinde yine ilgi var, yine gelip imza istiyorlar ama bu İstanbul'da da böyleydi. Herhalde çekiniyorlar... Az önce kasanın önünde kuyruğa girdiniz, kahvenizi aldınız. Bir zamanlar sizin o kahveyi böyle sakin, iki dakikada almanız imkansızdı. Eski günlerin çılgınlığı, kızların müthiş ilgisi yok. Neden yok? Çok değil. Şunu da söyleyeyim: Sahalardan iki sene uzak kalmama rağmen geri döndüğümdeki ilgiye şaşırdım. Çünkü Türkiye'den de uzaktım. Japonya'ya, Almanya'ya gittim, 1,5 yıl Türkiye'ye uğramadım. Ona rağmen ilgi değişmedi. Bu da benim için sevindirici tabii. Yani ilgide bir azalma olmadı mı demek istiyorsunuz? Elbette belli etkenler üst üste gelip çekiciliği artırıyor. Bunlardan biri de başarı. Şu anda da başarısız olduğum söylenemez. 17 ay futbol oynamadım. Sonra Ankaragücü'nde başladım. Yedi maçta dört gol attım. Antrenman ve maç eksiğim var ama performansım gün geçtikçe artıyor. Üst üste yedi maç oynamak bile benim için başarı. İnsanı çekici kılan şeylerden biri de başarıdır. Ama siz bir süredir başarıdan uzaksınız. "Zor bir sevgili, hatta zor bir insanım" Çok iyi. Futboldan fırsat bulabildiğim her anı onunla geçiriyorum. Ayrı ülkelerde yaşadığımız için sadece belli günlerde görüşebiliyoruz. Ben izin günlerimde uçağa atlayıp gidiyorum, üç-dört saat görüp geliyorum. Kızınızla aranız nasıl? Tabii ki. Hatta zor bir insanım. Sporcuların çoğunda egoizm vardır çünkü her zaman başarılı olmak zorundadır, belli bir baskı altında yaşarlar ve hayatlarını spora göre yönlendirirler. Böyle bir hayatı görmeyen birinin de ayak uydurması zordur. Çok sevgili değiştirdiniz. Sonra Nina ile büyük bir aşk yaşadınız, hatta çocuk sahibi oldunuz ama o da bitti. Zor bir sevgili misiniz? "Japonya'daki sakatlığım Beşiktaş'tan kalmaydı" O hareketli günlerde yanımda olan insanların sakatlandığım günlerde beni terk etmesi konusunda bir soruydu, ona cevap olarak söylemiştim. Bırakın o insanları, kulüpten bile kimse sizi arayıp sormuyor. Ama dediğim gibi, böyle olacağını biliyordum. Çünkü iyi olduğunuz zaman herkes yanınızda. Kötü günlerde arkanızda kimse yoktur. Bir röportajınızda "Futbola kırgın değilim, böyle olacağını biliyordum" dediniz. Neyi biliyordunuz? Ama ben Beşiktaş'ta oynarken üç ameliyat oldum, kimi zaman sakat sakat oynadım. Japonya'daki sakatlığım da o günlerden kalma bir arızaydı. Ben Beşiktaş'ta oynarken de ameliyatlardan sonra ne kulüp başkanı ne de milli takım hocası halimi hatırımı sordu. Haklısınız, belki de beklentilerim çok fazlaydı, bir geçmiş olsun telefonu bile beklememeliydim. Ama siz Beşiktaş'tan ayrıldınız, Japonya'nın Vissel Kobe takımına transfer oldunuz, sonra sakatlandınız. Yani Beşiktaş'la bir organik bağınız kalmamıştı. Neden Beşiktaş size destek olmaya devam etsin ki? "Golden sonra sevincimi tek başıma, içimde yaşamak istedim" Sevdiğim bir kulüp. Çocukluktan beri tuttuğum takım. Ve o kulüpte 2,5 yıl geçirdim. Ayrılırken de istemeyerek, o günün şartları öyle gerektirdiği için ayrıldım. İlk defa Beşiktaş'a karşı oynamam nedeniyle benim için zor bir maçtı. Karmaşık duygular vardı. Bir tarafta sevdiğim ve daha önce oynadığım bir kulüp, diğer tarafta bana sakatlandığımda şans tanıyan, tekrar sahalara dönmeme yardımcı olan kulüp. Beşiktaş'a gol attıktan sonra neden sevinmediniz? Ya da belli etmediniz? Şöyle bir şey söyleyeyim. Pek para konuşmayı sevmem ama buraya pek tatmin edici rakamlara gelmedim. Tabii ki para kazanıyorum ama öncelikli hedefim tekrar sahalara dönmek ve "Bu adam sakatlandı, artık ondan bir şey olmaz" diyenlere cevap vermek. Ve şu anda sizin geçiminizi sağlayan, para kazandığınız kulüp. Oda arkadaşım Evren'le oteldeyken konuştuğumda hiçbir heyecanımın olmadığını, herhangi bir maça çıkıyormuş gibi hissettiğimi söylemiştim. Sonuçta ben 10 yıllık profesyonelim. Fakat otobüsle stada geldiğimiz an heyecan başladı. Maçtan önce Beşiktaş taraftarının sevgi gösterisine çok sevindim. Isınma sırasında adımın Ankaragücü kaptanı olarak yazıldığını öğrendim. Bütün bunlar üst üste gelince benim için duygusal açıdan yoğun bir maç olacağı belli oldu. Maç öncesi neler hissediyordunuz? Onun hemen öncesinde bir pozisyon vardı. Oscar Cordoba'nın elinden kaçırdığı topu kaleye plaseledim ama çizgiden çıkardılar. Bu üzerimdeki baskıyı artırdı çünkü belki "Gol atmak istemiyor" gibi düşünenler haklı olduklarını zannedebilirlerdi. Basını fazla takip etmediğim halde o maçtan sonra özellikle okudum. Sonra gol attığınız an geldi. Bir kişi tarafından yazıldığını gördüm. Ama çok saçma bir şey olduğunu biliyorum çünkü ben profesyonelim ve Ankaragücü'nün başarısı için oynuyorum. Buranın sözleşmeli oyuncusu olduğum sürece de böyle sürecek. Var mıydı böyle imalar? Üstelik beraberlik golüydü. Yani aslında çok büyük bir sevinç olması gerekiyordu fakat o andaki duygum, buruk bir sevinçti. Bunu da dışarı vurmak istemedim, sevincimi içimde kendimle paylaştım. Öyle uygun gördüm. Kısa süre sonra da golü attınız. Yalnız kalmak istediğimin bir göstergesiydi o hareket. Hatta takım arkadaşınız Evren gol sevincinin bir parçası olarak sırtınıza çıkmak istedi, onu üzerinizden atar gibi yaptınız. Aslında tek beklentim kendi performansımı yükseltmek. "Eski günlere dönmek" gibi bir şey demeyeceğim çünkü eski günlerle kıyas yapmayı sevmiyorum. Fizik kondisyon açısından tekrar en üst seviyeye çıkmak istiyorum. Daha sonraki hedefim tabii ki milli takım. İki sene futboldan uzak kaldım. Ama ortaya çıkıyor ki ameliyat olmama rağmen bu iki senede vücudum harap olmadı. Büyük takımla ilgili beklentim yok. Ankaragücü'ne sezon sonuna kadar hizmet etmek istiyorum. Beşiktaş'a ya da başka bir büyük kulübe dönme umudunuz ne seviyede? Başlangıçta zorluklar yaşadım. Sıkıntılı günler oldu ama artık atlattığıma inanıyorum. İşe konsantre olmuş durumdayım. Önemli olan da bu. Ankaragücü önemli bir kulüp, Ankara da büyük şehir. Ama Beşiktaş ya da İstanbul gibi değiller. Burada olmaktan memnun musunuz? Ben aslında öyle görmüyorum ama böyle görenler olabilir. Çok fazla bu konuları düşünmedim o zamanlar. Sadece işimi yapıp kendi hayatımı yaşıyordum. Taraftar ne der ya da imaj olarak kulübün üstüne çıktım mı çıkmadım mı diye kafa yormuyordum. O günlerde imajınız, yaşantınız Beşiktaş'ın üstüne çıkmış mıydı? Ufak tefek varmış elbette. Hatasız kul yoktur. Ama en büyük hatam ameliyatlardan sonra futbola dönme isteği, hırsı. Belki doktorlar ameliyat olacaksın dedikten hemen sonra, ertesi gün ameliyat olmam da bir hataydı. İki-üç doktora daha gidebilirdim, Avrupa'da ameliyat olabilirdim. Futboldan uzak kaldığınızda geriye baktınız mı? Hatalarınız var mıymış? "Futbol bir sinema filmi gibi" Böyle sorduğunuz zaman, o iki yılın çöpe gitmediği çıkıyor ortaya. Bazı şeyleri öğreniyorsunuz. Aslında futbol oynarken de elbette bildiğiniz ama yeterince onore etmediğiniz şeyler. Örneğin, sağlığın her şey olduğu... Futbolun her şey olmadığı... İyi veya kötü biçimde, futbolun bir gün biteceği ve hayatın ondan sonra başlayacağı... Futbol bir sinema filmi gibi. Perde kapandığı an gerçek hayat başlayacak. Arkadaşlıkların, dostlukların ne anlama geldiğini anlıyorsunuz. Tedaviyle geçen, bir anlamda çöpe giden iki yıl var. O iki yıl ne öğretti size? Güzel günlerde edindiğiniz "arkadaşların" kötü günlerde yanınızda olmadığını anlıyorsunuz. Onlardan uzak kaldığınızda dertlerinizi anlamıyorlar. Ben sağlık problemleriyle uğraşırken onlar ufak tefek problemleri çok abartıyor ve canlarını sıkıyorlar. Bunu anlamak mümkün değil tabii. Ne anlama geliyormuş? "Yaşamadığım bir hayatı yaşıyormuş gibi gösterildim" Yok, iyi eğlenmiyordum çünkü basında yansıtıldığı gibi çok gezmiyordum. Çoğunlukla evde oturuyordum, düzenli bir hayatım vardı. Gece hayatım hemen hemen hiç yoktu. Çıktığımda da izin günlerime denk getiriyordum. Dolayısıyla o günleri çok özlemedim. Futbolu seviyordum ve bunun gerektirdiği gibi yaşamaya çalışıyordum. Sizin kapitaliniz vücudunuz. Kendinize bakmazsanız idmanda veya maçlarda performansınızı etkiler. O yüzden de renkli, hareketli bir hayatım yoktu. Pırıltılı günler yaşıyordunuz. Etrafınız kalabalıktı. Adınız pek çok ünlü kadınla anıldı: Selin Denizli, Berrak Tüzünataç, Çağla Şıkel... Özlüyor musunuz o günleri? İnsan en azından "O dönemde de iyi eğlendik be" der. Ben göstermiyordum. İsmim belki birçok bayanla anıldı ama yüzünü görmediğim, adını duymadığım, ne iş yaptığını bilmediğim bayanlar, şahıslar vardı. Ben göstermiş olsaydım zaten yanımda gezerdi, aynı karelerde görünürdük. Böylece yaşamadığım bir hayatı yaşıyormuşum gibi gösterildim. Ama böyle bir şey olmadı. Herhalde basın böyle birini istiyordu. Ama öyle görünmüyordu. Belki de bilerek, olduğundan fazla pırıltılı göstermiş olabilir misiniz? "Evim benim sığınağımdır" Ben kendimi çok iyi geri çektiğime inanıyorum çünkü futbol dışındaki vaktimi evde geçiriyordum. Evim benim sığınağımdır, "My home is my castle". Vaktimin çoğunu evde geçiriyordum. Belki bir yemeğe gidiyordum, o da o zamanki ilişkimle beraberdi. Belki de çok fazla korunduğum için aksi iddia ediliyor. Ama çok hareketli bir hayat yaşayıp bunu hiç belli etmeyenler de var. Belki de siz kendinizi basının gözünden yeterince geri çekmediniz. Hayır. 2002 Dünya Kupası'nın çeyrek finalinde Senegal'e attığınız gol gözünüzün önüne geliyor mu hiç? Elbette. Türkiye'yi yarı finale taşıyan goldü. Ama benim açımdan büyütülecek bir şey yoktu çünkü rakip Senegal'di; Brezilya, İtalya veya Almanya değildi. Oysa o gol sizin kariyerinizin zirvesiydi. Tabii. İlk defa yarı final oynadık. Üçüncülük maçında da iki golüm var. Ama kime attığınızdan çok getirdiği sonuç önemli değil mi? Dediğiniz anlamda o gol, evet. Ama birçok golün önemli olduğuna inanırım. Puanlar getiren, başarılar getiren... O gol aynı zamanda benim dünya çapında tanınmamı sağlayan gol oldu. Peki sizce kariyerinizin en önemli anı nedir? Bilmiyorum, onu kulüptekilere sorsanız daha iyi olur. Ankaragücü İlhan Mansız forması satabiliyor mu şu anda? Hayır, hiçbir zaman. Forma satışından gelir hiçbir zaman istemedim. Transfer görüşmelerinde böyle bir konu konuşuldu mu ya da böyle bir hava sezdiniz mi? Evet ama o parayı kulüp kazandı. Sizin kazancınız anlamında sormuyorum. Örneğin Japonya'ya transfer olurken Vissel Kobe'nin bu tür ticari kaygıları da vardı, değil mi? Yemek yemeye, sinemaya gidiyorum. Bu hafta art arda üç filme gittim, yapacak fazla bir şey olmadığından dolayı. Onun dışında evde oturuyorum. Neler yapıyorsunuz Ankara'da? "Tümer gol atsa eleştirilmezdi" Bir-iki tane var, evet. Kimse yanlış anlamasın ama futbol içinden fazla arkadaşım olmadı bugüne kadar. Tümer'le Samsunspor'dan beri gelen bir kader birliğimiz var. Beraber gelmiştik ve zor bir dönem geçiriyorduk. O bizi yakınlaştırmıştı. Burada da Tümer, Tayfur gibi yakın arkadaşlarınız var mı, bir çevre edindiniz mi? Katılmıyorum. Tümer de futbolcu prototipine uymayan biri olduğu, çizgi dışına çıktığı için eleştiriliyor. Ben milli takımdaki performansıyla Beşiktaş'taki performansını aynı buluyorum. Şanssızlığı gol atamaması. Atsa kimse eleştirmeyecekti. Tümer de tavırları, söyledikleriyle çok tartışılan bir futbolcu. O da bir tartışmanın ortasında, biliyorsunuz. Milli takımda iyi, Beşiktaş'ta kötü oynadığı için eleştiriliyor.

Cüneyt Özdemir'in Şeyma Subaşı'na verdiği cevap olay yarattıSosyal medya fenomeni Şeyma Subaşı, gazeteci Cüneyt Özdemir'in Youtube kanalına konuk oldu. Subaşı'nın İbiza daveti üzerine Özdemir, "Ben İbiza'ya gitmeye başladığımda sen lise 2'de felandın sanırım" dedi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber